Onuncu Yıl Marşı"nı söylemeye başladı son olarak... Şarkılarını ezbere bildiği, bir gerçek sanatçısını sevgiyle kucakladığı o ana kadar bariz şekilde görülen büyük kalabalığı oluşturanların hepsi, eksiksiz ayağa kalktı... Öylesine, peşpeşe... Her biri ellerinde küçük bayraklarla. Bu bayraktan sallayarak ve marşı birlikte söyleyerek...
Koca salonun görüntüsü tüyler ürpertecek, gözler yaşartacak kadar güzeldi. Dikkatle baktım o yüzlere... Bunu hisseden yalnız ben değildim, çoğunun yanaklarından yaşlar süzülüyordu.
Erol Evgin'in 24 Kasım Öğretmenler Günü nedeniyle Cemal Reşit Rey'de verdiği "Atatürk ve Kurtuluş Savaşı" temalı; Kurtuluş Savaşı sinevizyon gösterisi ve öyküleriyle süslenmiş konseri tek kelimeyle müşhişti. Hele konserin sonunda yaptığı konuşma... insanların, öğretmenlerin alkışlarıyla, "bravo" nidalarıyla kesilen konuşmanın güzelliğini anlatmak zor. Dinlemek lâzım!
Her ne kadar kendisinden sonra, saat 21.00 de sah neye çıkacak olan Zeynep Tanbay'ın saat 20.00 de sahnedeki Evgin'e gönderdiği "Geç kalıyorum, prova yapmanı lâzım" notu kendisini fazlasıyla şaşırtsa da sanatçı süper bir performansla bitirdi konserini.
Avrupalı, Amerikalı sanatçının toplum çıkarı için ve hatta diğer toplumlar için misyon üstlendiğini bugüne kadar çok gördük. Bizde ise Barış Manço'dan sonra Sezen Aksu'nun "kız çocukların eğitimi" ile ilgili gönüllü çabalan dışında bu tür bir sanatçı isteği ve gayreti olmadı.
Oysa sanatçı ülkesinin yararına olduğunu düşündüğü konularda görüş bildirebilir, çalışma, konuşma yapabilir, sanatçı kimliğini ve birimini bu yönde değerlendirebilir.
İşte Erol Evgin, aydın bir sanatçı olarak bunu yapıyor. Cumhuriyet'in değerini, bu ülkenin nasıl kazanıldığını, Atatürk'e ve şehitlerimize saygının önemini müzikle anlatıyor.
Atatürk ve Kurtuluş Savaşı konseri diğer illeri de dolaşacakmış. Bu turne tamamlandıktan sonra televizyondan gösterilmesi de düşünülmeli.
Sanat yoluyla, akılda kalıcı eğitim için bundan iyi fırsat olamaz!
Başkan yine geç...
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş sonunda sanatçıya plâket vereceği etkinliklere geç kalıyor.
Hepsine mi, yoksa sadece benim katıldıklarıma mı bilemem. Aslında İstanbul gibi bir şehrin belediye başkanının çok fazla işi ve katılacağı toplantı olduğunu takdir ediyoruz tabii ama bu "geç" kalmalar da öyle böyle değil.
Başkan tam son cümlede veya son şarkıda içeri giriyor, yanındaki adamlarıyla birlikte izleyicinin ve sanatçıların konsantrasyonunu dağıtarak en öne geçiyor ve yerine oturuyor. Oturduktan sonra bu son dakikaların bile keyfini çıkarmadan dikkatini yanındakilere yöneltiyor.
İyi ki sahnede olan ben değilim o sırada... Bütün sabnma, saygıma vesaireme rağmen hiç değilse "Biz de yeni başlıyorduk zaten, hoşgeldiniz" gibi bir lâf kaçabilirdi ağzımdan... Böyle biraz "kaçma" durumları var bende, ne yazık ki...
Sayın Topbaş bu sözlerime kızmasın ama o durumda plâketin anlamı da tamamen değişiyor...
Onore etmek için yapılan jest sanki hakarete dönüşüyor.
Acaba programlama, zamanlama işini ayarlayan görevlide mi bir sorun var, merak ediyorum!
Sanatçının misyonu!
Onuncu Yıl Marşı"nı söylemeye başladı son olarak... Şarkılarını ezbere bildiği, bir gerçek sanatçısını sevgiyle kucakladığı o ana kadar bariz şekilde görülen büyük kalabalığı oluşturanların hepsi, eksiksiz ayağa kalktı... Öylesine, peşpeşe... Her biri ellerinde küçük bayraklarla
Haberin Devamı

