Saldırma fırsatı kaçar mı?!

Haberin Devamı

Önce ne olduğu bir türlü ortaya çıkarılamayan, yıllardır ortaya atılan binlerce imzasız ihbarla yapılmış iddiaya kanıt bulunamayan ‘Ergenekon’la ana muhalefet partisi arasında ilişki kurmaya çalışıldı. Bunun anlamsızlığı görülünce Cumhuriyet Mitingleri ‘Ergenekoncu’ yapıldı, CHP ile Cumhuriyet Mitingleri özdeşleştirildi ve bu yolla ‘dolaylı Ergenekoncu’ yaftası yapıştırılmak istendi. Her konuşmaları, her adımları orduyla ilişkilendirildi. Ama ne yapılsa faydası yok, yutturulmaya çalışılan ‘kolay yutulacak bir hap’ değil.

Gerekebilir, yine hatırlatmış olayım; benim babam bu ülkede 27 Mayıs’tan başlayarak tüm darbelerin birebir mağduru olmuş, halkın oylarıyla seçildiği koltuğu darbeyle defalarca elinden alınmış , 27 Mayıs’ta Yassıada’ya gitmiş, 12 Eylül darbesinde Senato’nun başındayken (Başkan vekili) siyasi hayatı Evren darbecisi tarafından bitirilmiş bir siyasetçiydi. Ve Adalet Partisi’ni kuran isimler arasındaydı. Bu sıkıntıları benim ailemden daha fazla yaşayan az aile olduğuna göre, darbeye-muhtıraya benden çok karşı biri de düşünülemez. CHP babamın ve partilerinin ‘ezeli rakibi’ olduğuna göre durup dururken CHP sempatizanı olduğum filan da düşünülemez. Kaldı ki yazılarımı kesinlikle hiçbir partiye düşmanca karşı veya taraf olarak asla yazmam, babam o partide olsa yine yazmazdım.

VİCDAN VARSA..

Ama kardeşim gözlerimiz de kör değil ya, vicdanımız da ölmedi ya.. Son 30 yıldır (Büyükanıt’ın ‘hesabı sorulması gereken ve sorulmayan’ muhtırası dışında)ordunun kendi görevini yapmaktan başka bir müdahalesi olmadı, 21. Yüzyılda anti demokratik hiçbir adımlarının olamayacağını, demokrasiye, yasalara saygılı olduklarını defalarca açıkladılar. Buna rağmen yüzlerce askeri hapsedildi, suikast iddialarıyla bile karşılaştılar, en gizli askeri bilgilerin olduğu kozmik odaları haftalarca tiftik tiftik arandı, bir şey bulunamadı. Bu da yetmedi, CHP her olaya bir şekilde dahil edilmeye çalışıldı.

Şimdi seçim öncesi bu gayretler arttı, ortada askeri değil ‘sivil’ ve ‘demokratik rejimin tüm güvencelerini hızla ortadan kaldıran’ bir antidemokratik gidiş varken (seçim sonrası yapılacakların işareti, devletçiklere bölünme de “başkanlık sistemi, seçilmiş vali” gibi açıklamalarla veriliyorken) bir yandan da dikkatler bölünüyor, ‘ordu-darbe söylemleri ile CHP’ yanyana getirilmeye çalışılıyor. Oysa CHP’nin bugünkü gücünün nedeni (Baykal dönemindeki ‘parti içi antidemokratik hava’ da ortadan kalktıktan sonra) ülkenin laik-demokratik rejimine taraf olması ve öğrencisinden işçisine, medyasından yargısına kadar her kesime yapılan tüm baskılara ve yolsuzluklara karşı çıkmasıdır.

BATUM MU DARBECİ?

CHP Genel Başkan Yardımcısı Süheyl Batum’un “TSK’nın kendisine yapılan suçlamalara, aramalara, subaylarının delilsiz olarak hapsine kayıtsız kalmasını, 27 Nisan muhtırasının orduya ve demokrasiye verdiği zarara rağmen sorgulanmamasını, Hilmi Özkök gibi sorumlu kişilerin konuşmamasını” kastederek söylediği sözleri alıp ona “darbe isteyen sözler” diye manşetlerle saldırmak ve fırsattan istifade arka arkaya açıklamalarla baskı yaratarak istifasını istemek filan da yine vicdanla ilgili bir sorundur. Bu soruları halk da sormaktadır, TV programlarında da TSK’ya sorulmuştur.

Süheyl Batum’un babası da aynı şekilde ‘27 Mayıs mağduru bir siyasetçi’ iken, o sıkıntıları yaşamış bir insana ‘hiç yaşamamış, dışarıdan gazel okuyan’ birilerinin “darbe istiyor” demesi ancak bir komedide kabul edilebilir. Batum bu ülkenin en iyi anayasa hukukçularından biridir ve içinden cımbızla çekip farklı anlam yüklemediğiniz takdirde böyle bir hataya düşmez.

ONLAR NEDEN İSTİFA ETMEDİ?

Öte yanda; Tokat’taki terör saldırısı olduğunda daha ‘PKK’nın üstlenmesini beklemeden’ bunu ordunun üstüne yıkacak açıklamalar yaparak, TSK’yı “kendi askerine suikast hazırlayan” bir duruma düşürenler... Veya ordu için “İyi ki bunlarla savaşa girmemişiz” diyenler istifa etmediyse Batum’un sözlerine “kastetmediği anlamlar yükleyerek” istifasını istemek, bir de üstüne inceleme başlatmak ayrı bir komedidir. Konuşmasını okuyunca ne kastettiği anlaşılıyor, gerisi işgüzarlıktan başka bir şey değil!

***


TSK’nın açıklaması

Süheyl Batum’un konuşmasının arkasından Genelkurmay’dan yapılan açıklamayı ise eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’la görev süresi bitmeden kısa süre önce yaptığım TV ve gazete röportajı nedeniyle gayet net analiz edebiliyorum.

Bu röportajdan önce ben de ekrandan TSK’ya en başta Eski Kara Kuvvetleri Komutanı Aytaç Yalman’ın söylediği “Darbe iddiası varsa bunu en iyi biz 4 komutan biliriz” diyerek verdiği isimlerin neden konuşmadığı ve bu iddiaları açıklığa kavuşturmadığı sorusu olmak üzere birçok soru sormaktaydım. Hilmi Özkök’ün sorumluluğu varken alaycı cümlelerle konuşuyor olması, üst düzey komutanların sorgulanması yerine “emirleri yerine getirmekle yükümlü askerlerin tutuklanması” gibi çelişkiler de bu sorular arasındaydı.

ÇÖZÜM NASIL YOK EDİLDİ?

O görüşmede Genelkurmay’ın ortaya atılan iddialarla bir defada onlarca askerin, hayatını terör mücadelesiyle geçirmiş generallerin tutuklanması, bazılarının tahliye edilip edilip yeniden tutuklanması, kozmik odaların aranması, büyük bir medya kesiminin manşetlerle ve ekranlardan TSK’ya hakaret yağdırması nedeniyle son derece tedirgin vaziyette olduğunu, istendiği takdirde aynı şeyin yine iddialarla “en üst kademeye de yapılabileceği” endişesi taşıdığını ama belli etmemeye çalıştıklarını gözlemledim. Yani amaç buysa ordu, dönemin Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un “yıpranmadık, dimdik ayaktayız” sözlerine rağmen ciddi şekilde yıpratılmıştı. İlker Başbuğ defalarca “demokrasiye saygılı olduklarını ve ne yapılırsa yapılsın antidemokratik bir sözün bile edilmeyeceğini” de tekrarladı.

Kısacası bu iddialar; önce üst kademeyle, ilgili komutanlarla konuşulup açığa çıkarılabilecekken, TSK’yı yıpratan saldırılar halinde yapılması ve subayların gruplar halinde hapsedilmesi çözümü ortadan kaldırmış ve orduyu ‘kendini savunamaz hale’ getirmişti. Elbette bunda bazı komutanların da sorumsuz söylem ve eylemleriyle önemli rol oynadığı, kendi kurumlarına, sonuçta da ülkeye zarar verdikleri yadsınamaz ve asıl bunların hesabı sorulmalıdır..

Ama bugün ordunun “her sözden alınma ve kesinlikle siyasetin dışında kalma” çabasının, hemen açıklama yapma gereği duymasının nedeni aynı endişedir; tekrar başa dönme ve aynı suçlamaları, tutuklamaları yeniden yaşama, bu arada kurumun yıpranması endişesi. Kimse boşuna “darbe aşağı, darbe yukarı” tartışmalarıyla zaman tüketmesin, bu “darbeleri biz bitirdik, işte ordu içerde” benzeri sözlerin söylenebileceği ortamı yaratan böyle bir ihtimal zaten baştan beri yoktu. Ne sakızmış yahu, yıllardır çiğne çiğne bitmedi, referandumdan sonra ‘yaratacağı mağduriyet duygusu bir seçime daha yetsin’ diye uğraşılıyor!

DİĞER YENİ YAZILAR