Dün AKP ile ona yakın gazetelerin Cumhurbaşkanı Sezer’e “verdiği kararlardan dolayı” tepkilerini belirtirken konuları yanlış yansıttıklarından söz etmiştim.
Elbette “olumsuz tepki” vermek de demokratik bir haktır ama tepki verdiğiniz konuda haklılık payınızın olması gerekir. Örneğin Cumhurbaşkanı, “halkın seçmesi” ile ilgili Anayasa değişikliğini “Her ikisini de halk seçecekse önce başbakan ve cumhurbaşkanının yetki sınırlarını belirleyecek bir denge mekanizması kurulmalıdır. Bu yapılmadan yarım yamalak seçime gidilirse rejim için sakıncalı olur” demişse bu açıklamanın sadece bir kısmını alıp “kendi kullandığı yetkiye sakıncalı dedi” şeklinde çeviri (!) yapamazsınız.
Bu hem yanıltılan halka, hem de açıklamanın sahibine büyük bir haksızlık olur.
Aynen “Anayasa’da yazılı olduğunu” bile bile, cumhurbaşkanını Meclis seçemediği ve seçim kararı alındığı takdirde yeni cumhurbaşkanı seçilinceye kadar yerinde kalacağı yasal olarak belirlenmiş olan Cumhurbaşkanı’na “görev süresi bitti, hâlâ orada oturuyor” demenin büyük haksızlık olduğu gibi...
Bunları tekrarlayıp duranlar bir yandan halka Cumhurbaşkanı Sezer “cumhurbaşkanını milletin seçmesini istemiyor, engellemeye çalışıyor” havası yaratır ve “Bakın, biz dememiş miydik, işte halkın seçmesini de istemiyorlar” sonucunu empoze ederken bir yandan da Avrupa ve Amerika’ya sanki Sezer “ordunun isteği üzerine, zorla yerinde kalıyor” mesajı göndermekteler.
Onun bu şartlar altında yerinde kalmasını Anayasa’nın söylediğini, açıklamasıyla da ne anlatmaya çalıştığını bilmelerine rağmen...
Örnekleri görülmüşken, gerekli sistem değişikliği tümüyle yapılmadan sırf “Halka seçtiriyoruz” diyerek seçilen cumhurbaşkanlarının bundan önce diğer ülkelerde nasıl kargaşa yarattığı ortadayken siyaset oyunu oynamanın anlamı yoktur.
Portekiz, Yunanistan, Peru, Şili gibi Güney Amerika ülkeleri, başkanlık sistemi isteyen ama bunu eksik yöntemlerle yapmaya çalışan bütün Afrika ülkeleri aynı başarısız deneyimi yaşamıştır.
Aynı şekilde yarım yamalak bir “sözde” başkanlık sistemini yürütebileceğini sanan ama yetki denetim araçları olmadığı için Yeltsin’in parlamentoyla kapıştığı Rusya’da yaşanmıştır.
Halkın seçtiği parlamento (veya başbakan), halkın seçtiği cumhurbaşkanı ile karşı karşıya gelince kıyamet kopuyor.
Peki önümüzde yaşanmış örnekleri dururken inatla “Hayır, biz de kendi elimizi yakarak yanmamayı öğreneceğiz” demenin âlemi var mı?
Devletin tüm kurumlarının uyarıları da dikkate alınmazken, Anayasa Mahkemesi ve en önemli sivil toplum kuruluşlarının karar veya önerilerine öfke gösterilirken “böylesi bir kapışma anında” zirvede sorunun nasıl çözülebileceği konusunda önerisi olan var mı?
Önce bu önerileri açıklasınlar, suçlamaları sonra dinleyelim lütfen!
Saldırıdan önce önerileri dinleyelim!
Haberin Devamı

