Sakın Cezayir konusuna dönmeyelim!

Haberin Devamı

Konferans için Türkiye’ye gelen Slovak akademisyen Slavoj Zizek (ki kendisi 21’inci yüzyılın en önemli düşünürlerinden biri olarak kabul ediliyormuş) Ermeni soykırım iddiası ile ilgili konuşmuş. Fransız Senatosu’ndan “soykırımı inkar” yasasının geçmesi, bunu yapanlara hapis ve para cezası verilmesi konusunda “Devletler öncelikle kendi tarihlerine ve suçlarına bakmalıdır. Peki Fransızların Cezayir’de yaptığına ne diyeceğiz? Batılı güçler tarafından nasıl suçlar işlendiğine bakmalıyız” demiş.

Şimdi bizim siyasetçilerimiz bu görüşün hemen etkisinde kalır ve tekrar bu “Fransa Cezayir’de yaptığına baksın” söylemine döneriz diye korkuyorum, zira daha önce bu tür etkilenmelerin kolayca olduğunu gördük. Oysa bizim Fransa’ya, ABD’ye veya herhangi bir başka ülkeye “Ermeni iddiası”yla ilgili olarak “Siz kendi yaptıklarınıza bakın” demememiz gerekiyor. Daha önce de yazdım tekrarlayayım; en büyük hata bunu söylemek bence..

Çünkü.. Onlar ne yapmış olurlarsa olsunlar bu durumda bizi ilgilendirmiyor. Biz “Ermeni soykırım iddiasının tümüyle yanlış olduğunu, böyle bir soykırımın söz konusu olmadığını” söylüyoruz. Bunu ispatlamak için tarihi belgeler, tehcirde Doğu bölgesi dışında diğer iller ve bölgelerde yaşayan Ermenilerin gönderilmediği, Malta Mahkemesi, kendi Başbakan’larının “suç bizde” açıklaması, kısacası herşey mevcut.

O zaman, biz “yapmadığımızı” söylediğimize göre “soykırım yapmış olan ülkeler”e yaptıklarını hatırlatmanın ne anlamı var? Bunu söylemek kendimizi de “eşit” duruma getirmek değil mi?

En önemli düşünür de olsa söylediği yanlıştır ve bizi yanlışa sevk edebilir. Dikkat diyorum ben!

*****


Bu gençler neden yanıyor?

Kısa süre önce duyduğumuz bir haberdi ve çok üzücüydü doğrusu.. Küçücük bir odada kalan 5 Diyarbakırlı gencin elektrik kontağından çıkan yangında hayatını kaybetmesi, 21’inci yüzyılda gerçekten dehşet verici.. Milliyet’ten Bünyamin Aygün daha sonra 5 gencin yanarak öldüğü eve 50 metre uzakta viran bir apartmanın üçüncü katında, yine tek göz odada (tuvalet ve banyo apartmanın ortak kullanımındaymış) yaşayan 4 gençle röportaj yapmış.

Kars’ın Kağızman köyünden gelen gençlerin odasında 3 yatak var, rutubet kokan odada ikisi aynı yatakta yatıyor. Ve bu şartlarda yaşamak için odaya 240 lira veriyorlar, çünkü ailelerine de her ay 500 lira göndermeleri gerekiyor. Ben okurken ağladım, görmeyenler varsa onlar da okusun istiyorum. “Biz de duyduk elektrikli ısıtıcıdan yangın çıktığını ama kullanmasak bu kez de donarız. Geceleri çok soğuk oluyor, ya donacağız ya da yanarak can vereceğiz. Siz olsanız hangisini tercih edersiniz” diyorlar.

ZENGİN ÇOCUKLARI

Yazının son paragrafı çok önemli, aynen alıntı yapıyorum: “Şakalarıyla bizi güldüren Mustafa Yıldırım yaşamlarını ibretlik olarak nitelendiriyor. ‘Zengin çocukları geliyor restorana, hiçbir şeyi beğenmiyorlar. Gelsinler bizi görsünler, o zaman belki anlarlar kendilerine sunulan imkanları. Liseye giden yaşıtlarımı görünce içim bir tuhaf oluyor. Ben de onlar gibi koltuğumda defterler okula gitmek isterdim’ diye iç çekiyor. Ve şu yürek burkan cümleyle tamamlıyor sözlerini; Çalışmazsak evimizde aş kaynamaz ”...

Şimdi siz de şu soruyu sormuyor musunuz; hani hep ekonominin ne kadar düzeldiğini, kişi başına milli gelirin 10 bin TL’yi bulduğunu filan dinleyip duruyoruz. O zaman bu gençler neden “donmakla yanmak” arasında tercih yapma durumundalar? Neden yanarak ölüyorlar? Neden hiç değilse tuvaleti olan bir odada bile yaşama hakları yok? Neden okumak yerine çalışmak zorundalar?

Neden hala “okula gidecek ayakkabısı” bile olmayan çocuklar var? Neden aileler “500 lira”ya muhtaç?

Dün de bir başka olay nedeniyle değinmiştim, evet Türkiye’de ekonomi “bazıları” için çok düzeldi, diyelim 10 milyon doları olanların şimdi 100 milyon doları oldu, yani zengin daha fazla zengin oldu, etekleri zil çalıyor. Geriye kalanlar ise “eski tas, eski hamam”...

Haydi çözüm üretilmedi, hiç değilse “deprem vergisi” diye toplanan paralardan bu gençler ve muhtaç insanlar yararlanabilseydi, nereye gittiği de bilinmiyor. İnsanın içi yanıyor bu haksızlıklara, çelişkilere!

*****


Şiddet gören öğrenci şiddet yapmaz mı?

Nereye baksanız “şiddet” gören ve yaşayan bir ülkedeyiz ki buna TV’lere kamp kurmuş, her anını dolduran diziler veya filmler de dahil.. Gördüğümüz, duyduğumuz her olayda şiddet mutlaka var, yoksa zaten şaşırıyoruz artık..

Peki, böyle bir toplumda çocukların, gençlerin düzgün, medeni, şiddetten uzak konuşması ve davranması mümkün müdür? Sorun istediğiniz pedagog, psikolog veya sosyologa “mümkündür” diyen çıkarsa bana da bildirin. Bunlar yetmiyormuş gibi son zamanlarda periyodik olarak “öğrencilere polis şiddeti” uygulamak adeta ritüel haline geldi.

COP VE BİBER GAZI

Haberi okuyanlar hatırlayacaktır, son olaylardan biri Ağrı Doğubeyazıt’ta “karne almaya spor kıyafetle giden” öğrenciler okula alınmayınca çıkan tartışmalar sırasında yaşandı. Öğrencilerden bazılarının taş atıp okul camlarını kırması üzerine polis çağrılmış, polis coplarla, biber gazı sıkarak ve tabii yine kız erkek demeden tekme-tokat girişerek öğrencileri “etkisiz hale” getirmiş. Katile, tecavüzcüye, hırsıza pek nazik polis nedense öğrenci, işçi gördü mü aklına cop ve biber gazı, dayak geliyor.

Oysa aylar boyu önlük, forma giymiş öğrenci karne almaya spor kıyafetle gelse ne olur, kıyamet mi kopar? Yoksa okul yönetimi “otorite kompleksi”ne mi girer?

Nedir bu herkeste, özellikle de hasbelkader eline bir yönetim geçirendeki otorite kompleksi? Birçok ülkede forma yok ama okul yönetimleri öğrenciye öyle değer veriyor ki hiçbir disiplin sıkıntısı yaşanmıyor. Üstelik uluslar arası bilgi-yetenek yarışmalarında dereceye giren, bilimde, edebiyatta, sanatta adını duyuranlar da o ülkeler oluyor.

ETİ, KEMİĞİ KENDİSİNE AİT!

Ağrı, Ankara, Sivas fark etmez, öğrenciye şiddetle davranan ve karşılığında öğrenci şiddetine yol açan okul yönetimleri suçludur ve “Bakanlık tarafından denetlenmeli”dir. Onların saçmalığı bu ülkede şiddetin artmasında rol oynuyor, böyle bir özgürlükleri olamaz.

“Eti senin, kemiği benim” devri çoktan bitti, bu iletişim çağında artık “kendi kişiliğinden sorumlu” öğrenciler var, ne zaman anlayacak örümcek kafalar?

DİĞER YENİ YAZILAR