Rezaletlerin, skandalların ve paralel olarak skandallar konusundaki skandal açıklamaların ardı arkası kesilmiyor.
Kesilmez de... Neden? Çünkü, son yıllarda kaç bakanın derhal istifa etmesini gerektiren, medeni, hukuka, “kurallara saygılı” bir Batı ülkesinde asla bulunduğu koltukta kalamayacakları ne durumlar ortaya çıkmasına rağmen hiçbiri istifa etmediler.
Tam aksine, her türlü yalan, dolan, istismarla bir de baskın çıktılar. Bu durumda artık Türkiye’de olayların düzelmesi ümidinin iyice azaldığına inanıyorum, istifa mekanizması işlemedikçe, büyük hata yapan ve vatandaşları ve hatta tüm toplumu mağdur edenler aynı görevde kaldıkça bu pislikler sürer gider.
Şu “Sarah Ferguson’un SHÇEK yuvalarında yaptığı çekim”in sonuçlarına bakın... Kadın, kızını bile ortaya sürüp duygusal sahneler yaratarak Türkiye’yi dünya aleme rezil ediyor.
Bizim Çubukçu Bakan ise yüzde yüz hatasını (hem de nasıl çok yönlü bir ‘hatalar zinciri’dir) kabul edip:
“Evet, ben ve başında bulunduğum Bakanlık görevini yapmadı. Biz kurumlarımızdaki bunca tecavüz ve şiddet olayından, haberinden sonra bile denetimi sağlayamadık, devlete emanet edilen çocuklara iyi bakamadık, onları koruyamadık. Bütün bunların üstüne kurumlarımızı Yolgeçen Hanı olmaktan bile kurtaramadık. Elin yabancı TV ekiplerinin, her ne kadar bizim istediğimiz kıyafetlere (!) bürünüp Afganlı gibi gelseler de kameralarıyla doluşup pislik, bakımsızlık ve şiddet uygulanan kimsesiz çocuk merkezlerimizi çekebilmeleri Bakanlığımızın sorumluluğundadır. Bu skandal bizim görevimizi yapmadığımızı bir kez daha ortaya çıkarmakla kalmadı, Türkiye’nin imajını (bütün o kadın ve çocuk tecavüzlerinin, cinayetlerinin üstüne) yerle bir etti.
Özür dileyerek istifa ediyorum diyeceğine “Türkiye’nin AB üyeliğini engellemek istiyorlar” kurnazlığını yapınca maalesef karşı taraftan cevabını da aldı.
Ha, Türkiye bunu yutar mı, bence bugüne kadar olanları ve unutulanları, sonra aynen tekrarlananları düşünürsek yutar, yuttururlar.
Yine rezil olduğumuzla kalır, bakanların giyimiyle, çantasıyla, bıyığıyla uğraşır otururuz.
NE DİNİ, İNANCI, AYIPTIR YAHU!
AYM’nin “Türban kararı”ndan sonra anında konuşup yüksek mahkemeyi eleştiren Adalet Bakanı Şahin ise, çocuk tecavüzcüsü ihtiyarın Adli Tıp + Bursa Ağır Ceza Mahkemesi + İnegöl Devlet Hastanesi işbirliğiyle serbest bırakılması konusunda günler sonra ancak konuşabildi.
Ve işe bakın ki “kendisi ve müsteşarı Hakim ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun başında oturdukları için bağımsızlığı söz konusu olmayan ve bu nedenle sürekli eleştirilen” yargıya soru soramayacağını söyledi. Biz saflar (!) da inandık, akıl bir tek kendilerinde var malûm, böyle sanıyorlar.
“Herkesi uyutabiliriz”... Olmuyor beyim, herkes uyumaz.
Gün gelir o hakimlere de, size de sorulur hesabı.
BAKAN HİÇ YAPAMAZ
Bütün bu rezaletlerin yanında bir de tutup: “Kamuoyunun gündeminde bu kadar yer almasını anlayışla (ne anlayışı ne?) karşılıyorum. Zannediyorum (ne zannetmesi, olay günlerdir, haftalardır ortada, kıyamet kopuyor) bir kız çocuğumuza cinsel istismarda bulunulması (cinsel istismar değil, defalarca tecavüz, bir de değil mağdur kız bile ‘Onun tecavüzüne uğrayan başka bir kız da var’ dedi, bunlar bildiklerimiz) bu davanın kamuoyu vicdanında açtığı yaradan ziyade, sanığın uluorta konuşarak mütedeyyin insanlar rahatsız edici açıklamaları....” demesi bardağı tam taşırır yani...
Bırakın Bakanı, sokaktaki adam bile böyle bir konuşma yapmaz, utanır. Bakan ise YAPAMAZ...
Çocuk tecavüzü mütedeyyin insanları rahatsız etmiş. Böyle bir vahşet insan olan, vicdanı olan herkesi rahatsız eder, mütedeyyinlikle ne ilgisi var?
‘Hiç değilse böyle bir sapıklığı dine, dindarlığa bağlamayın, ayıptır artık’ diyeceğim ama onları hiçbir şey din istismarından vazgeçirmez, biliyorum.
Bu konuya devam edeceğim.
Şahin ve Çubukçu Türkiye’yi utandırıyorlar!
Haberin Devamı

