Sağlık Bakanı derhal istifa etmeli!

Haberin Devamı

Dün yazamadım, elim varmadı, yüreğim dayanmadı üzüntünün böylesine... Hasta yattığı uzun aylar boyunca defalarca “yoğun bakım”a kaldırılan ve henüz acısı çok taze olan anacığım geldi aklıma hemen, o zaten sıkıntı içinde, kıpırdayamayan, yardıma muhtaç ağır hastaların bir de üstüne ölüme terk edilerek, yanarak hayatını kaybetmesinin kendilerine ve yakınlarına verdiği acıyı içimde hissettim.

Neymiş efendim kısa süre önce de yangın tatbikatı yapmışlar, herhalde çok eğlenceli olmuştur, bir faydası olmadığına göre eğlenmişlerdir... Her nasılsa tatbikattan bir ay sonra gerçek yangın ortaya çıkınca da apışıp kalmışlar. Bu nasıl tatbikat ki yangında jeneratör çalışmıyor, yanmayan kablo yerine “ucuz ve yanan kablolar” olduğu halde önemsenmiyor, bir tehlike anında binanın nasıl boşaltılacağı bilinmiyor ve panik yaşanıyor. Bursa’da Şevket Yılmaz Devlet Hastanesi’ndeki olayın veya benzerlerinin bir Batı ülkesinde, hatta Doğu ülkelerinde de olması imkansızdır (belki hiç duyulmamıştır) çünkü herşeyden önce yangın önlemleri, hazırlıkları tam olmayan bir hastane açılamaz, mümkün değildir.

Artık bıktık, usandık, bu milleti canından bezdirmeyi başardılar ve artık konuşmuyoruz, haykırıyoruz; medeniyet, insanlık, adalet istiyoruz.

Sağlık Bakanı Akdağ’ın biraz sıkılması olsa önce hastaneyi kapatır, başhekimini bir daha başhekimlik yapmaması sağlanacak şekilde yargıya teslim eder, sonra da kendisi istifa ederdi. 8 hastanın canlı canlı yanarak öldüğü, denetlenmemiş bir hastane nedeniyle istifa etmeyecek, bu istenmeyecekse ne zaman çalışır bu istifa mekanizması? İstifa için kaç kişinin ölmesi gerekir? (Hızlı tren faciası ve Ulaştırma Bakanı geliyor aklıma... Ne anlatıyorum ki ben?)

Ama bakın bu Bakan ne demiş: “Hayatını kaybeden 8 hastadan 2’si zaten çok ağır hastaydı, eleştiriler haksız. Ne hakla suçluyorlar” demiş.

Empati olmayınca, “kendini o hastaların veya yakınlarının yerine koyamayınca, hele de görev sorumluluğu olmayınca” böyle denebiliyor işte.

Başhekim mutlaka görevden alınmalı ve cezasını çekmeli, Bakan Akdağ mutlaka istifaya zorlanmalıdır. Türkiye giderek bir vahşet ülkesine dönüyor.

Adalet olmayınca mağdurlara da yalnız “Sorumluluğunuz kâbusunuz olur inşallah” bedduası kalıyor.


*****



BAŞBAKAN’DAN CEVAP BEKLİYORUZ


Başbakan Erdoğan’ın “farklı etnik kökenden olanlar geçmişte Türkiye’den kovuldu, bu faşizan bir yaklaşımdı. Aynı hataya bazen biz de düştük” şeklindeki açıklaması çok önemliydi. Ve ben de ertesi gün bu cümleleri açıklığa kavuşturması gerektiğini, aksi takdirde bugün ve gelecekte Türk devletinin aleyhine kullanılacağını yazdım. Medyanın ve toplumun bu konunun üzerinde durduğu da ortada... Başbakan Erdoğan; hangi etnik kökenlerin hangi tarihlerde kovulduğunu, kendilerinin de hangi “aynı hatalara” düştüklerini açıklamak zorundadır. Ama görünen o ki yine “söyleyip geçivermek” niyetindeler.

Bu kez OLMAZ. Türkiye cevabı bekliyor, Erdoğan’ın en kısa zamanda bu duyarlılığı göstermesi “Başbakan olarak” görevidir!


*****



MAYINLARI TSK TEMİZLESİN


Dün bizim sitemiz bir başka gazeteden alıntı yaparak haberi yazmıştı ama aslında aynı gün benim köşemde de Suriye sınırına ilk mayını döşeyen Emekli Albay Kemal Güner’in haberi aynen yer almaktaydı. Kemal Güner toplumu ayağa kaldıran, iktidarın açıklamalarına karşı Ana Muhalefet Partisi Genel Başkanı Deniz Baykal’ın da mayın temizleme kanun teklifine karşı toplumu “uygulamamaya” davet ettiği mayın tartışmasını durduracak şeyler söylemişti.

“Bu mayınları biz döşedik, nasıl döşediysek öyle kaldırırız, 6 ayda 2 tabur askerle biter bu iş” diyordu.

Mayınların bulunduğu geniş sınır bölgesinin stratejik açıdan çok önemli olduğunu ama bunun yanında son derece verimli ve güzel bir alan olduğunu anlatan Güner bu verimliliği de “Bir avuç pirinç serperseniz en ilkel metotla bile 40 avuç pirinç alırsınız, altın değerinde bir alan” sözleriyle anlatıyor ve; “Bu arazi Türk ordusu tarafından temizlenmeli ve Türk köylüsüne devredilmelidir” diyor.

Meclis işte bu teklifi tartışmak zorunda.

DİĞER YENİ YAZILAR