Türkiye bu filmi öyle çok seyretti ki artik aynı filmin yeni aktörlerle tekrar tekrar vizyona sokulması ancak "saf "ları etkileyebilir. Ama gel gör ki Türk siyasetçisi bu ülkede etkilenecek safların hiç de az olmadığına inanarak (ve maalesef hâlâ, hâlâ haklı çıkarak) bu eski filmi hiç sıkılmadan piyasaya sürmeye devam ediyor.
"Saflara özel aldatmacalar" listelerini zaman zaman veriyorum, biliyorsunuz. Öyle göz göre göre "popülist-oy çalma taktikleri" uygulanıyor ki gülmek mi lâzım, yoksa 21. yüzyılda bu oyunlara lâyık görülen ülkemize ağlamak mı kestiremiyor insan.
Filmin son aktörü ve "saflara özel aldatmacalar" ın son uygulayıcısı, AKP'den ANAP'ın başına yatay geçiş yapan Erkan Mumcu. AKP'den oy çalma kurnazlıklarına daha Mesut Yılmaz'ın bakanıyken başlamış ve ben de bu çabalarını bir röportaj sırasında o günlerde yüzüne söylemiştim.
Hiç unutmuyorum o sahneyi; röportajdan sonra, Yılmaz'la birlikte katılacağı bir toplantıya yetişmek üzere çıkarken asansörde sürüyordu konuşmamız... "AKP'nin söylemine fazlasıyla yaklaştıklarını, neredeyse onu geçtiklerini" ima eden sözlerimi duyunca her zaman sergilemeye çalıştığı nezaketi bitmiş ve "Saçmalamayın" sözü ağzından kaçıvermişti.
İşte bu tür anlar, insanlar hakkında puanımı verdiğim zamanlardır. Benim saçmalamadığım tam aksine çok doğru bir saptamada bulunduğum, ANAP'ı zor anında terk ederek AKP'ye geçiverdiğinde anlaşılmıştı. Ve tabi sonra da AKP'de yeterince sivri sözler sarfederek, Tayyip Erdoğan'la çekişerek (aynen onun taktiğiyle) genel başkanlığa soyununca, o konuşmalarla AKP'den milletvekili devşirerek Anap'ı meclise sokunca daha da iyi anlaşıldı.
Şu anda ise AKP'den nasıl daha fazla adam ve oy koparabileceğinin gayreti içinde. Madem ki AKP'nin en geçerli kozu "türbanın tüm kamusal alanlarda serbest bırakılması"dır, o da aynı kozu oynayacak.
Eğer AKP milletvekillerinin yüzde 28'i misafirlerini "haremlik-selamlık" şeklinde ağırlıyorsa (bir araştırmada bu sonuç çıkmış) belki yakında ANAP'ta daha fazlası böyle yapacak.
İran Türkiye'ye benzemeye, türban baskısına baş kaldırmaya çalışırken, Humeyni'nin torunu Zehra "Dedem yaşasaydı türbanı çıkarırdık, onun düşünceleri çarpıtıldı" sözleriyle İran'da türban baskısının kalkması için kampanya başlatırken, Afganistan'da Taliban'ın kadınlara uyguladığı baskının hâlâ şiddet halinde sürdüğü, kadın intiharlarının arttığı açıklanırken Erkan Mumcu çıkıp Anayasa'nın laiklik kuralını değiştirmek için Erdoğan'a çağrı yapacak...
Onun gibi siyasetçiler, tek bir kural nedeniyle, aslında dine, inanca hiçbir baskı olmayan, hatta dünyanın en özgür demokrasilerinden biri olan güzelim Türkiye'yle top gibi oynayacak.
Onu ancak tebrik edebiliriz. Ben de bunu yapıyorum;
Tebrikler Erkan Bey!
"Seni seviyorum" yasağı!
Mine Ertürk isimli bir okurum "üyesi olduğum" satış dünyası " adlı mail grubuna aşağıdaki mail geldi(...) Gerçekten nereye doğru gidiyoruz " diyerek başladığı bir mektup göndermiş.
"Firma olarak pazar payımızın yaklaşık %20'sini oluşturan bir kurum (okullar zinciri) üç senede ana sınıf, ilköğretim 1-2-3 ve 4'te bizim yayınlarımızı kullanmakta. Pazar payı çok yüksek okullar olduklarından dolayı tüm firmaların oldukça büyük tavizlerle yaklaştığı kurumlar bunlar(...) Şu ana kadar verilen tavizler doğal olarak özellikle ürünün fiyatı idi. Bu sene söz konusu okulların çalıştığı dağıtımcı değişti; dolayısıyla bizim satış muhatabımız da değişti.
Farklı bir taviz talebi ortaya çıktı: Söz konusu kitaplarda bazı değişiklikler yapılması. Bu başta normal gibi görünebilir ama bu kitapların içeriğinin hayal ürünü kahramanlar ve çizgi karakterlerden oluştuğunu dikkate alarak istenilen değişikliklere bir göz attığınızdaki düşüncenizi merak ediyorum:
1- Mayolu kız çocuğu resimlerinin hepsinin erkek çocuğuna çevrilmesi (yineliyorum, çizgi kahramanlardan söz ediyoruz, Cindy Crawford falan değil.)
2- Kız ve erkek çocukların bir arada olduğu tüm bölümlerdeki karakterlerin erkek olarak çizilmesi.
3- Masalın anlatıldığı çizimlerdeki domuz resminin koç olarak değiştirilmesi.
4- Ham Sandwich (domuz salamlı sandviç-R.M) yazısının Cheese Sandwich (peynirli sandviç) olarak değiştirilmesi ve tüm 'ham' kelimelerinin yok edilmesi.
5- Truva efsanesi ile ilgili masalda Helen Paris'e 'I love you, please come back der (seni seviyorum lütfen geri dön-R.M). Tarihin en büyük aşklarından birinden söz ediyoruz. 'I love you' sözünün çıkartılması ve love (aşk) kelimesinin geçtiği tüm cümlelerin değiştirilmesi.
Bunlar şu an ilk aklıma gelenler.
Bir de uyarı var: 'Bunlara hazırlıklı olun. Gelecek böyle olacak'. Nereye gidiyoruz diye sormadan edemiyorum. Çocukların birarada oynamadığı, sevgi sözcüklerinin bile görülmeye tahammül edilemediği başka bir görüşe hoşgörüyle yaklaşılmayan, dünyaya kendini kapatmış bir Türkiye mi bekliyor bizi? Ürktüm arkadaşlar, inanın çok ürktüm. Hayatımda ilk kez karanlıktan bu kadar korktum. Bazılarının söylediği gibi 'bize bir şey olmaz' diyemiyorum. Bu söylemde bulunanlara 'Cezayir'de de böyle başlamıştı' oluyor yanıtım.
İkinci sebep ise tahmin edeceğiniz gibi olayın satış yönü. Bu değişiklikleri yapmazsak bu pazarı kesinlikle kaybediyoruz (...)
Ne yapmalı sizce? Kendimizle ters düşüp 'biz yapmazsak başkası yapacak, önemli olan pazar payı' diye düşünerek ne isterlerse yapalım mı?
Yoksa 'biz bu açığı başka okullarla telafi etme yoluna gideriz' diye yola çıkıp bu zihniyete destek vermeyelim mi?
Biz neye mi karar verdik? Hiçbir değişikliğe gitmiyoruz. Üç senedir kullandıkları ürünün defosunu ü! yeni fark etmek biraz ilginç değil mi sizce?"
Hem de çok ilginç... Kararı verenleri de hararetle kutluyorum...
Sevgili okurlarım;
Kitapların nasıl bir kafayla değiştirildiğini iyi anlamışsınızdır umarım. Türkiye'de nelerin olduğunu birlikte takip etmemiz için bu tür mektupları da sizinle paylaşmaya devam edeceğim.

