“Saçsızlar”dan bir demet çelişki!

Haberin Devamı

Önce söyleyeyim ki ben asla “saçlılar/saçsızlar” şeklinde abuk bir ayrım yapamam. Kadınları kutuplara ayıramam.

Hele de bir kadın yazar olarak hiç yapmam... Bu ayrımları yapa yapa “haklarını elde etmek için birleşmeleri” gereken kadınları da kutuplaştırmayı, tek bir türban nedeniyle “birbirlerine uzaydan gelmiş gibi baktırmayı” başardılar.

Oysa son yıllara kadar bu ülkenin vatandaşları arasında bu boyutta bir bölünme, kutuplaşma hiç olmamıştı. İsteyen kapatır, isteyen kapatmaz herkes dostça bir arada yaşardı. Ama işte “oy” olunca mesele, gözler hiçbir şeyi görmüyor, siyasiler ve yandaş gazeteciler birkaç tane “araya sıkıştırılmış cümleyle” veya seçim yatırımı kışkırtmayla milleti kutuplara ayırabiliyor, hatta düşman kutuplar olması daha da işlerine geliyor.

Kısacası bu “saçlılar/saçsızlar” şeklindeki mümtaz buluş bir başka kadın yazara ait.

Yazıda başka ilginç buluşlar da var; kendisiyle aynı görüşte olmayanları “Kemalist”, “Kemalist/Feminist” gibi gruplara ayırıp diğer kadınlara sırf bu nedenle ağır hakaret de ediyor. Eh hakaretsiz, provokasyonsuz okutamıyorsanız Türkiye’de her yol mubahtır... Maalesef durum böyle oldu.

Bu yazara göre “saçlı cehalet” nedeniyle saçsız yani türbanlı ve aydın (bunu da ben ekleyeyim) olanlar genç taraftar topluyormuş. Aslında pek de öyle sayılmaz; “dinim, inancım” dediğinizde en kutsal duyguları harekete geçirdiğiniz ve saçlıların (bunlar şimdi toptan “Kemalist oldukları için saçlı”ya dönüştürüldüler) inancınıza engel olduğunu söylediğiniz için gençleri de inandırabiliyorsunuz. Ama biraz dikkatle izleyince saçsızların çelişkiler içinde olduğu ve hatta pek dürüst davranmadığı hemen görülüyor.

Bir kere madem ki “Kur’an’da baş örtüsü emri var” diyerek bunu uygulayınca inancınızın gereğini yapmış olduğunuza inanıyorsunuz ve bilgili ve demokratsınız, o zaman böyle bir emrin olmadığını, inancının saçını örtmeden de tam olduğunu düşünenler neden “dinsiz” tonlamasıyla ve kastıyla söylediğiniz “Kemalist” oluyor?

Sizin inandığınız “doğru”nun Allah katındaki doğru olduğunun garantisini kim veriyor? Ayrıca hem sizin kadar veya sizden daha dindar, hem Kemalist (aslında kastedilen “laik”) olması neden imkânsız? Asıl cehalet bu değil mi? (Durumun genel analizini yapmaktayım, konu “ben değilim, başörtüsü takanların hepsi de değil, sadece bu fikirleri ileri sürenler” hatırlatıyorum.)

MİRAS VE ŞAHİTLİK

Şimdi saçsız çelişkilere bakalım; Haydi isim vermiyorum; bir siyasetçi eşi diyelim, tayyörün üstüne takılmış kolyeler, kolda, elde pırlantalı saatler, bilezik ve yüzükler (kısacası ziynet denebilecek her şey -ki “ziynet”in anlamı Kur’an’da açıkça, birçok ayette belli edilmiştir) ortada ama saç kapalı...

Birçok “saçsız” kuaförde saç boyatıyor, röfle yaptırıyor, kestiriyor, çıkarken türbanını takıp gidiyor. Benim gördüklerimde örneğin; kuaförde en az 20 erkek var ve saçı yapanlar da erkek... Onlar Nur 31’de tarif edilen “yakınlar” arasına mı giriyor?

AKP Kurucu üyesi ve bu yazara göre “saçsız” Fatma Bostan bir TV programında konuşuyor... Kendisine Kur’an’da “bir erkeğinkine karşılık iki kadının şahitliği” ve “bir erkeğe iki dişinin hakkı kadar miras payı” şeklinde anlatılmış olan “kadının hakları”nın Medeni Kanun’la değiştirildiği ve hiçbir kadından buna itiraz gelmediği söyleniyor.

Cevabı şöyle: “O günün şartlarına göre böyleymiş. Ekonomi için şahitlik böyle düşünülmüş. Miras da o günlerde öyleymiş. Çağa göre yorumlanır. Şartlar değişmişse farklı olabilir. Mirasın eşit alınması gerektiğini düşünüyorum.”

KADIN MESELESİ

Bu kez “Peki siz Medeni Kanun’dakinin mi yoksa Kur’an’da belirtildiği gibi uygulanmasını mı tercih edersiniz” sorusu geliyor.

Cevap: “Medeni Kanun’dakinin...”

Şimdi burada, eğer samimiyetle anlamaya çalışıyor ve dikkatle dinliyorsanız sizin aklınıza da şu soru geliyor:

Nur 31 ve Ahzap 59 da diğer bazı ayetler gibi o gün Arabistan’daki mevcut şartlar için ve emir şeklinde değil “daha hayırlıdır” diye belirterek indirilmiş. Bugün şartlar tamamen farklı olduğuna göre neden işinize gelen ayetleri esnetebiliyor, değişmesini memnunlukla karşılıyor, bunları ise kadın dindarlığının en değişmez şartı olarak sunuyorsunuz?

Ayetler “çağa göre yorumlanır” ise bunlar neden yorumlanamaz? Örneğin bugün “cariye” diye bir ayrım var mı?

Yarın devam ederiz.

(Bana göre bu bir kadın tartışması. Mail ve yorumları da lütfen kadınlardan bekliyorum. Erkeklerin gönderdiklerini okumayacağım.)

Yorumcularıma...

Yazılarım hakkında kendileri yorum yazan okurlarım, aralarında benim haklılığım/haksızlığımla ilgili olarak çekişiyorlar. Bu arada diğerine “Ruhat Hanım yeterince meşguldür, zaten yazdıklarınızın hiçbirini okumayacaktır, boşuna çekişmeyin” diyenler oluyor.

Yanılıyorlar. Hem de çok. Ne kadar meşgul olursam olayım mailler, mektuplar gibi yorumları (mı) da her gün tek tek büyük bir ilgiyle okuyorum. Bazen gülerek, bazen üsluptan, öfkeden dolayı üzülerek... Ama benim için hepsinin aynı derecede önemli olduğunu, benim de onlardan çok şey öğrendiğimi bilmelerini isterim.

Bu arada... Ailesinden biriymişim gibi beni benden çok savunanlara (diğerlerinin izniyle) teşekkür edeceğim.

Lütfen devam edin... Ama birbirinizi kırmadan, saldırmadan. Sonuçta hepimiz (çoğumuz) kendimize göre içten duygularla, iyi niyetli yazıyoruz.

Doğruyu da tartışarak bulacağız.


DİĞER YENİ YAZILAR