Rüşvet mi, değil mi?

Haberin Devamı

Birol Sunar’ın mektubu enteresan, paylaşabiliriz...

“Merhaba Ruhat Hanım,

Size bir sorum olacak. Seçim programlarını seyrediyorum hayretler içinde. Spiker soruyor:

- Teyzeciğim hangi partiye oy vereceksiniz?

-‘Lamba’ya!

- Neden?

- Bize odun, kömür, patates, domates veriyor.

Bu rüşvet değil mi?

Bu suç değil mi?

Neden kimse durdurmuyor, Almanya’da böyle bir şey olsa o partinin seçime girmesi mümkün değil. O siyasetçilerin de bir daha siyaset yapması mümkün olamaz. Selamlar, saygılar.”

Almanya’da değil ama Türkiye’de her şey mümkün. Devlet siyasi partilere “zengin sermaye gruplarına muhtaç olmasınlar” diye Hazine yardımının üstüne bir de trilyonlarca lira seçim yardımı yapıyor. Onlar da bu fakir milletin sandıklar dolusu parasını istedikleri gibi har vurup harman savuruyorlar.

Saray yavrusu genel merkez binaları yaptırıyorlar, miting alanlarına lüks tenteler geriyorlar, yüzlerce seçim aracı tahsis ediyorlar vb. Bunlar da yetmiyor, örneğin iktidar partisi “seçimde fırsat eşitliğini bozacak şekilde” harcamaları devlet kuruluşlarına yaptırıyor, devletin diğer imkânlarını da hiç çekinmeden kullanıyor.

Öte yanda Karayolları’nın mıcır döktüğü yollarda pırıl pırıl gençler, koca aileler yok olurken, Karayolları Genel Müdürlüğü “Ah keşke para olsa da yollar mıcır olmasa” diyor.

Çıldırmak işten bile değil!

Demek ki bir yanda devletin paraları bol keseden ve gereksiz yere saçılırken öte yanda insanlar “yollara para verilmiyor” diye ölecek.

Bir yanda Hollanda’dan lâle, Afrika’dan palmiye, Çin’den kaldırım taşı getirilecek, yeni yapılmış yollar, üst geçitler, parklar, lâleler, palmiyeler partililere, eşe dosta ihale çıksın diye sökülüp sökülüp yeniden yapılacak, diğer yanda karayolları dehşet saçacak.

Bir yanda kendine taraftar seçmen yaratmak için fileler, torbalar dağıtılacak diğer yanda “para yok” diye ağlaşılacak.

Bunun adı nedir herkes kendi söylesin. Söylemeden önce gencecik yaşında mıcırlı ve ışıksız yolda ölen Barış Akarsu ile iki arkadaşını da hatırlasın.

(Not: “Danışman”lar Hükümet üyelerinin seçim kampanyası sırasında devletin uçak, helikopter, otobüs, makam arabası gibi resmi araçlarını kullanmalarına hukuki bir engel olmadığını açıklıyorlar.

Hukuki bir engel yoksa ahlaki, etik bir engel de yok mu? Aynen “cep telefonuyla verilen oyu görüntülemek” gibi kuralda, yasada akla gelmemiş ve ihmal edilmişse mutlaka boşluktan yararlanmak mı gerekir?

Keşke “danışmanlar” bunu da açıklasa!)

12 Sanık, 12 Tanık

Okuduğum kitaplar arasında çok etkilendiklerim veya çok şey öğrendiklerim oluyor. Bazılarını yazılarımda veya TV programlarımda zaman zaman duyuruyorum (örneğin Mehmet Metiner’in “Yemyeşil Şeriat, Bembeyaz Demokrasi” isimli kitabını ‘anlamadığımız bazı gelişmeleri aydınlattığı için’ birkaç kez vurguladım), bazılarını ise yazmak istesem de fırsat bulamıyorum.

Bugün birkaçından söz edeyim, size de yararlı olabilir.

En tehlikeli olayların içine anında atlayarak haberi tam merkezinden veren gözü pek gazeteci Alper Uruş, 12 Eylül döneminin 6 “devrimci” ve 6 “ülkücü” sanığını “bugünün tanıkları” olarak bir araya getirmiş ve ortaya son derece ilginç bir kitap çıkmış: “12 Sanık, 12 Tanık”...

Gökalp Eren, Tayfun Mater, Yaşar Okuyan, Muhsin Yazıcıoğlu, Namık Kemal Zeybek gibi isimlerin bulunduğu tanıkların anlattığı olaylar 12 Eylül’ün çok daha iyi anlaşılmasını sağlıyor.

Ben Yaşar Okuyan’ı tanıdığım için onun anlattıklarına daha rahat inanabildim ve her cümlesi dehşet vericiydi (zaten çoğunun “işkence” ve “intiharı bile düşünme” konularında hemfikir olması dehşeti yeterince anlatıyor.)

“Tarih tekerrürden ibarettir” sözü yalnız Türkiye için geçerli, geçmişi iyi anlarsak belki aynı olayları tekrar tekrar yaşamaktan kurtuluruz.

‘12 Sanık, 12 Tanık okunmalı’ derim.

Mustafa Balbay’ın “Devlet ve İslam” isimli kitabı da tarikatlar, cemaatler, irtica, şeriat, milli görüş, yerli ve ithal siyasi İslamcı örgütler, Türkiye’de İran İslam Devrimi’nin hayalini kuranlar gibi konuların anlaşılmasını sağlıyor.

İlber Ortaylı’nın “Eski Dünya Seyahatnamesi” ise ünlü tarihçinin net, içten, esprili ve tarihi harmanlayan müthiş anlatımıyla Suriye’den Mısır’a, İran’dan Rusya’ya, Kafkasya’dan İtalya, İspanya, Japonya’ya kadar geniş bir coğrafyayı devlet yapısı, tarihi, sosyal yaşamıyla “özet halinde” bilginize sunuyor. İngilizce bilenlere, eğer bulabilirlerse American Dream -Global Nightmare (Amerikan Rüyası-Küresel Kabus) isimli kitabı da öneriyorum. Ziauddin Sardar ile Merryl Wyn Dawies’in yazdığı kitap Amerikanın dünya (ve tabii Türkiye) üzerinde oynadığı oyunları, Medeniyetler Çatışması’nın yazarı Huntington’ın gerçek yüzünü ve daha birçok şeyi iyi anlamanızı sağlayacak.

Yine uzun süredir “yazmak istediğim kitaplar” arasında masamda bekleyen; Seyhan Livaneli’nin “Çanlar Hemingway İçin Çalıyor” isimli kitabı yalnız Hemingway hayranları için kusursuz bir biyografi değil, okumayı seven herkes için bir nefeste okunacak çok güzel bir roman.

Bugünlük bu kadar yeter sanıyorum, bunları okuyun, yakında yenilerini yazacağım.

DİĞER YENİ YAZILAR