Rumeli Hisarı'na da pazar kurun!

Üzerinize afiyet haberler yine "yıkılıyo"! Hani "dirhemini gören kudurur" dediğimiz cinsten...

Haberin Devamı

Üzerinize afiyet haberler yine "yıkılıyo"! Hani "dirhemini gören kudurur" dediğimiz cinsten...

Tecavüz, cinayet gibi aşina (!), sıradan (!) haberleri bugün için bir yana bırakıp önce şu Efes Antik Kenti'ne kurulan köy pazarı haberini alalım... Turistler ayran kasaları, buzdolapları arasından geçmek zorunda kalıyor ve "Dünya mirası bir yere bu görüntü yakışmıyor" diyorlarmış. Oysa uyuyan bir Kültür ve Turizm Bakanı'nın olduğu ülkede her şey "yakışır", onlar bilmiyor.

Her yıl dünyanın en ünlü isimlerinin ve binlerce turistin görmeye geldiği Efes'te harabeler arasındaki büfe şemsiyelerinden, pazar görüntüsünden daha dehşet verici ne olabilir?

Bir tek şey: Müzelerimizden en değerli tarihi eserlerin çalınması... Eh, ikisi bir arada, daha ne istiyoruz değil mi?

New York Times gazetesi "Türkiye'nin yurtdışındaki tarihi eserlerin iadesi için agresif davrandığını ama müzelerinde güvenlik olmadığı için de bunları koruyamadığını" yazmış. Onlara bir kutlama mesajı göndermek lâzım, tam üstüne basmışlar. Biz de aynı şeyi söylüyoruz maalesef (birkaç gün önce yazdım): koruyamayacaksanız verin onlar korusun, hiç değilse hırsızların değil, sonuçta insanlığın elinde kalır.

Bütün bu haberler sizi utandırmıyor mu? Ben çok üzülüyor ve utanıyorum. Bizi dünyaya karşı "her işi yüzüne gözüne bulaştıran, beceriksiz bir millet" gibi gösteren asıl beceriksizleri de bir vatandaş olarak kınıyorum.

Bir öneri de Atilla Koç'a; Neden Rumeli Hisarı ve Dolmabahçe Sarayı'na da pazar açılmasına izin vermiyorsunuz?

Manzara güzel, iyi satış olur!

Hediye yerine yardım, öneri tuttu!
Geçen hafta Emine Özilhan'ın arkadaşlarına verdiği öğle yemeğinden söz etmiş ve Reyhan Çan'ın "teşekkür hediyesi yerine yardım" önerisini anlatmıştım.

Sevgili Emine Özilhan dün telefon ederek gayet mutlu bir ses tonuyla, "Öneri tuttu, birçok arkadaşımın teşekkür bağışı belgelerini aldım" dedi.

Bunlar arasında vakıf ve derneklere bağış yapanlar (örneğin TEMA'ya bir seferde 40 ağaç yardımı) yanında Ayşegül Dinçkök gibi Türk Eğitim Vakfı'ndan bir çocuğun eğitimini üstlenenler de çıkmış.

Öncelikle Reyhan Çan'ı bu parlak fikrinden dolayı, sonra da öneriyi benimseyenleri "doğru bir görüşe" verdikleri destekten ötürü kutluyorum. Ve tabii Emine Özilhan'ı da aynı şekilde gönülden katılımı için...

Keşke imkânları yeterli olan herkes hediye, çiçek yerine Muhtaç Çocuklara Yardım Vakfı, Bolluca Çocuk Köyü, ÇYDD, ÇEV TEV, TEMA ve diğer vakıf ve derneklere yardımda bulunsa. Ve bu uygulama yayılsa.

Köy okulları donatılsa... İhtiyaç içindeki insanlarımıza ulaşmanın huzuru, mutluluğu bir yana, sonuç hepimiz için çok daha iyi olmaz mı?
Gelin şu işi yapalım!

DİĞER YENİ YAZILAR