Bence Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek AKP içindeki en bilgili siyasetçilerden biridir... En azından benim hemen hemen hiç eleştirmediğim isimlerden biridir...
Sebebi ne olursa olsun, Akdeniz Üniversitesi’ndeki olaylarla ilgili soruya verdiği “Rektörler, dekanlar üniversitelerine dönsün” cevabını ise eleştirmeden geçemeyeceğim.
Bir kere o üniversitenin rektörünün Üniversiteler Arası Kurul Başkanı Mustafa Akaydın olduğunu biliyor. Yani üniversitede türbanı serbest bırakacak anayasa değişikliğine karşı çıkan, bunun laikliği zedeleyeceğini ve sorunlar yaratacağını tüm üniversiteler ve rektörler adına söyleyen kişi...
Bu sözüyle önce Mustafa Akaydın’ı, sonra da onun şahsında tüm rektörleri yıpratmayı hedeflediği kolayca düşünülebilir.
Sonra “Rektörler, dekanlar üniversitelerine dönsünler, kendi işlerine baksınlar” sözü bize türban değişikliğine üniversitelerin tepkisi duyulduğunda Başbakan’ın rektörler için söylediği benzer sözleri hatırlatıyor.
Oysa mesele birinci dereceden üniversiteleri ilgilendirdiğine ve ayrıca ülkenin rejimine yönelik bir tehlike ortaya çıkıyorsa bunu değerlendirme ve uyarma görevinin de ülkenin bilim adamlarına yasaklanması mümkün olmadığına göre (bırakın hepsini sivil anayasa konusunda sivil güçler konuşamayacaksa) böyle bir konuşma ne Hükümet sözcüsünün, ne de “Hükümet’in başı”nın hakkı olabilir.
Sonra “herkes işine baksın” diyen bir hükümetin milleti din üzerinden bölmekle uğraşmak yerine işine bakması gerekirdi. Örneğin; devlete ait SHÇEK öğrenci yurtlarında ve hatta yuvalarında kalan gençlere, küçücük çocuklara alçak yaratıklar tarafından tecavüz edildiği haberleri arka arkaya çıkıyor. “Nüfusu arttırın, çoğalın” tavsiyesinde, daha doğrusu baskısında bulunan hükümetin ilgili bakanının neyle meşgul olduğu bilinmiyor.
Gazete okuduğundan, haber dinlediğinden bile şüphe edilebilir zira okusa, dinlese ilgilenirdi ve biz de duyardık.
Bu durumda, kendi işine bakmayanların başkasına öneride bulunmaya hakkı olamaz.
Cemil Çiçek’in konuşması “rövanş” kokuyor. Ne yazık ki!
Her Açıdan’da “bilenler” konuşacak!
Adalet ve Kalkınma Partisi’ne kapatma davası açıldığından bu yana çok şey yazıldı ve söylendi.
Bunlar arasında ön plana çıkanlar; davanın bir “hukuk darbesi” olduğu, AKP’nin parti kapatmayı zorlaştırmak üzere yapacağı Anayasa değişikliği (gerekirse bir de referandum) ve AB’den gelen tepkiler idi.
Bazı tartışmalar o kadar garip zeminlerde yürütüldü ki ortalık arap saçına döndüğü gibi toplum daha öncekilerden de beter şekilde ikiye bölündü.
Bu konuda “bulanan zihinleri aydınlatmak” üzere bize en iyi bilgileri verebilecek olan isimleri bir araya toplamak için ciddi bir çalışma yaptım (zorluğunu tahmin bile edemezsiniz.)
Yarın Her Açıdan’da çok önemli hukukçulardan konunun içyüzünü öğreneceksiniz. Programın konukları;
Anayasa Mahkemesi (ve Danıştay) eski Üyesi Prof. Dr. Yılmaz Aliefendioğlu,
Birçok başarılı Anayasa hukukçusunun hocası olan, Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu,
Harvard Üniversitesi KSG (Kennedy School Of Government) Dekanlık Komitesi Üyesi, Anayasa Hukuku uzmanı Ali Rıza Bozkurt ve Marmara Üniversitesi (Siyaset Bilimi) Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nurşen Mazıcı...
Türkiye’de parti kapanması Avrupa’dan kolay mı?
Parti kapatmayı zorlaştıracak değişiklik ve referandum yapılabilir mi? Yapılırsa sonuç ne olur?
AKP’nin kapanmasına kesin gözüyle bakanlar haklı mı?
Anayasa Mahkemesi’nin kapatma kararı vermeme ihtimali olduğunu düşünenler neye dayanıyor?
Barroso “demokratik laiklik”ten söz ederek ne anlatmak istedi?
“Artık hukuk siyasallaştı” diyenler gerçeğe ne kadar yakın?
“Hukuk darbesi” olabilir mi?
Bunlar ve merak ettiğiniz birçok sorunun cevabını yine Her Açıdan’da bulacaksınız.
Hikâye dinlemek yerine gerçeği arayanları her hafta olduğu gibi bekliyoruz. Pazar günü öğlen 12.30’da STAR’da .

