En zor ve en kritik haftanın içindeyiz. Bugüne kadar biz “canımızdan kopan” şehitler verdik, diğerleri ise bol bol konuştular ve mümkün olan en uzun zamanı Türkiye’ye kaybettirdiler.
Konuştular ama her seferinde farklı şeyler söyleyerek. Irak cephesinden bazen tehditler, şantajlar duyduk bazen hiçbir çözüm getirmeyecek anlamsız öneriler. Amerika tarafından ise her kafadan çıkan değişik sesler.
Başkan’ıyla, Savunma Bakanı’nın, Bakan’ıyla Irak’taki komutanlarının ya birbirinden tamamen kopuk olduğunu veya Türkiye’yi oyalama gayreti içinde olduklarını açıkça anlatan farklı açıklamalardı bunlar.
Başbakan Erdoğan “önce diplomasi ve siyasi çözüm, gaza gelmeyeceğiz” derken karşısında diplomasi ve siyasi çözüme hiç kafa yormayan, umursamayan iki ülke durmaktaydı.
Nitekim ABD Dışişleri Bakanı Condeleezza Rice’ın Türkiye’ye geldikten sonra, bizim Dışişleri Bakanı Ali Babacan’ın “Sözün sonuna geldik ne yapacaksınız” sorusuyla sarsıldığını ve pek de dişe dokunur bir açıklama yapamadığını gördük. Şimdi “istihbarat paylaşımının önemli olduğunu ve ABD’nin PKK’yı terör örgütü olarak gördüğünü” söylüyor. Bugüne kadar, Türkiye’ye sayısız şehit verdiren saldırılar yaşanırken dost ve müttefik bir ülke ile istihbarat paylaşımının önemini neden düşünmediklerinin kendilerini tehdit eden terörü önlemeye bu kadar hevesli görünür, Irak’a savaş açarken Türkiye’yi tehdit eden “terör örgütü”nü neden desteklediklerinin açıklamasını ise yapmıyor.
O “Irak’ta bölgesel Kürt yönetimi var, onların sorumluluğu üstlenmesini istiyoruz” demiş. Oysa biliyoruz ki Richard Holbrooke, Mark Parris gibi kendi uzmanları bile Bush’u “PKK terörünü önlemek için gereken önlemleri zamanında almamakla” suçladı. Bölgesel Kürt yönetimi ise “bunun kendi sorumluluğu olmadığını” söyledi.
Bu durumda ve Rice hâlâ somut bir çözümden söz etmez “bir strateji oluşturacağız” derken Başbakan Erdoğan’ın ABD’ye gitmesinin acil bir çözüm getireceğini ummak doğru mudur, yoksa hayalden başka bir şey değil midir bunu da iki üç gün içerisinde göreceğiz.
HER AÇIDAN’I DİKKATLE İZLEYİN
Bu Pazar Her Açıdan’da içinde bulunduğumuz “en kritik günler”in analizini yine en uzman isimlerle yapmaya çalışacağız.
Konuşmacılar:
Washington eski Büyükelçisi (2006 yılında ayrıldı) Faruk Loğoğlu, Ankara Üniversitesi SBF Öğretim Görevlisi Prof. Dr. Doğu Ergil, gazeteci/yazar Mine Kırıkkanat ve Eski Bayındırlık Bakanı Şerafettin Elçi olacak.
Neler oluyor, sınır ötesi operasyon yapılacak mı, Türkiye kime güvenebilir gibi soruların cevaplarını öğrenmek istiyorsanız 4 Kasım Pazar günü öğlen saat 12.15’te STAR TV’deki Her Açıdan’a bekliyoruz.
(Not: Programın ikinci kısmında, söz verdiğim gibi Kevin Costner röportajının tamamını yayınlayacağız.)
Bıkmak yok,
tartışacağız (2)
Okurumuz Timur Olgun “Ha gayret. Bu vesileyle zorunlu da olsa Kur’an okumaya başladınız” demiş. Yanlışsınız (ve günaha giriyorsunuz) ve eğer “inanıyorsanız” günaha giriyorsunuz. Bay Olgun; Kur’an’ı iyi bilmeyen, uzun süre incelemeyen detayları fark edemez, tartışamaz. Ayrıca onu okumak bence zorunluluk değil zevktir.
Kenan Sağnak’ın sorusu şöyle: “Allah Kitabı başkaları üzerine yorumlar yapın diye mi gönderdi?”
Çok haklı... Eğer dinimiz siyasete malzeme yapılmasaydı, toplum dindar/dindar değil diye bölünmeseydi, türbanlı “dindar”, türbansız “değil” noktasına gelinmeseydi, bir parti dini tekeline almasaydı kimse bunları tartışmazdı. Ama madem ki bu yapıldı, biz de gerçeği görmeye, anlamaya çalışıyoruz.
Ve gidişle daha çook çalışacağız.

