Rezil ve de kepaze (2)

Dün, yazının birinci bölümünde ABD'nin Minnesota Üniversitesi'nde "ziyaretçi profesör" olarak bulunan Taner Akçam'ın Türkiye'yi uyarmak üzere gönderdiği açıklamayı size anlatmaya başlamıştım

Haberin Devamı

Dün, yazının birinci bölümünde ABD'nin Minnesota Üniversitesi'nde "ziyaretçi profesör" olarak bulunan Taner Akçam'ın Türkiye'yi uyarmak üzere gönderdiği açıklamayı size anlatmaya başlamıştım.

Eğer Baykal'la Erdoğan anlaşır ve İngiliz Parlamentosu'na bu Ermeni propagandası kitap (Mavi Kitap) için "resmi yazı yollarlar ise" REZİL ve KEPAZEE olacağımızı söylüyordu yeni Profesör Akçam.

Her ne kadar kitabın Ara Sarafyan'la birlikte ikinci yazarı olan Arnold Toynbee "yazarken olayları abarttıklarını, yazılanların yalnızca Ermeniler ve Amerikan Konsolosluğu ile misyonerleri tarafından verilen bilgilere dayandığını, tek taraflı olduğunu" itiraf etmişse ve İngiltere'nin en ünlü tarihçileri "Mavi Kitap'a hiçbir tarihçi güvenmez" diyorsa da Taner Bey bunları asla önemsemiyor ve "Mavi Kitap"ın doğruluğunda israr ediyordu.

"Türkiye rezil olurdu" çünkü Ara Sarafyan "yeri yurdu belli belgeler" vermişti.

Sonra devam ediyor:

"Ara Sararyan şu bilgileri verir: Bugün Kew'daki Devlet Arşivleri Ofisi'nde tutulan Toynbee Notları savaş zamanı yapılan bu yayının nasıl derlendiğine dair bilgilerle doludur. Bu notlar arasında Arnold Toynbee'nin yaptığı bu derlemenin orijinal kopyası, aracılardan ya da bizzat kaynaklardan bilgi istemek için yaptığı günlük yazışmalar, gazete kupürleri..."

Ve bize "onun kullandığı belgelerin çoğunluğunun Amerikan Belgeleri" olduğunu anlatarak bunların adını veriyor. Sonra da Toynbee'nin itiraf ettiği, tek taraflı bulduğu noktaya geliyor:

"Bu 41 raporun 15 tanesi Amerikalı konsoloslar, 10 tanesi Amerikalı misyonerler, 4 tanesi Alman, 2'si Ermenilerin bir siyasi partisi..."

Yazı "Bazı raporların misyonerlere ait olması nedeniyle yanlış oldukları tezinin ciddi bir ırkçılık olduğunu" söyleyerek, eski Büyükelçi Şükrü Elekdağ'ın görüşlerine ve Türk kaynaklarına, uyduruk diyerek devam ediyor.

***

Gördüğünüz gibi Amerikan konsolosları, misyonerleri, Alman ve Ermeniler ona göre son derece güvenilir... Raporları sağlam...

Ama Türkiye'nin en deneyimli, en iyi diplomatlarının sözleri uyduruk, güvenilmez. Hiç şüphesiz Kâmuran Gürün'ün kitabı da uyduruktur ona göre...

Amerikan ve İngiliz kaynaklan da, arşivleri de çok güvenilir, Türkiye'ninkilere güvenilmez.

İşte dostlar, Türk aydını budur. Amerika'lara kadar gider, oradan "Osmanlı yönetiminin bazı belgeleri yok ettiğini" söylerken, karşı tarafın her yaptığını onaylar. Yeni Prof. Tamer Akçam'ı bu bilinmeyenleri görmemi sağladığı için kutluyor ve şükranlarımı sunuyorum. Plâketim olsa bir de teşekkür plaketi gönderirdim ama yok, ne yazık ki. (Aslında çok var ama hepsinin üstüne benim adımı yazmışlar, kabul eder mi?) Etmezse, yakında ona da Amerika'dan verirler artık.

Bu arada... Dayanamayıp önereceğim; oralarda Prof. Halil Berktay'la görüştüklerinde biraz da Türk kaynaklarını, arşivlerini incelesinler. O zaman belki Washington Post'un "yüzyılın soykırımcıları" listesini bu kadar çabuk kabullenmezler.

***

"Van-Bitlis-Muş=Ağrı-Iğdır Ermeni Çeteleri Katliamına Uğramış Mağdurlar Demeği" de bir basın bülteni göndermiş.

"Prof. Halil Bertay'ın Millyet'e yaptığı konuşmada Ermenilerin hoşuna gidecek açıklamalar yaptığını, başta Van, Muş, Bitlis, İğdır, Ağrı ve diğer Doğu illeri olmak üzere Ermeni çetelerinin masum insanlara yaptığı katliamları, ihanetleri, işgalci güçlerle işbirliği yaptıklarını ne hikmetse unuttuğunu" söylüyorlar.

Berktay'a bir de soruları var:

"Bizden önce; Osmanlı'yı savaş ortamında arkadan hançerleyen, işgalcilerle işbirliği yapan, doğduğu topraklan kan gölüne çevirerek 500 bin masum Müslüman'ı katledenlerin tarihle yüzleşmesi gerekmez mi?"

Belki bu soruyu Berktay ve Akçam birlikte cevaplamak isterler, kimbilir?

İzninizle bu iki 'Prof.'a bir soru da ben soracağım: "BM'nin tarifine de uygun olarak, 1915 olaylarının soykırım olmadığı, yabancı tarihçilerin de desteğiyle anlaşılırsa ne yapacaklar acaba?

Maşallah deprem konutlarına!
Bingöl depreminde, Dörtyol'da yapılan ve 2 yıl önce teslim edilen deprem konutları yerle bir olmuş.

Daha neler duyacağız acaba? Düşünün, sık sık deprem yaşanan bir bölgede insanlar devletin yaptığı, üstelik depremde evi yıkılanlara, mağdur olanlara güvenli bir yuva vermek için yaptığı, o insanların da "Eh, hiç değilse bu sağlamdır" diye girdiği evler kafalarına iniyor.

Bize devletin yaptığı ve güvenebileceğimiz tek bir şey göstersinler... Buna şiddetle ihtiyacımız var.

Şu anda, karlar altında hırkasını kendisi giymeyip bebeğine giydiren köylü kadının fotoğrafına bakıyorum. Altında depremzedelere helikopterle yiyecek gönderdiğini yazıyor. Evleri yok ama yiyecekleri var hiç değilse.

Arap ülkelerine, Asya'ya gidip para yardımı dağıtan Hükümet yetkilileri acaba Bingöl'e de girmeyi ve büyük para yardımları yapmayı, mağdur insanları rahatlatmayı hiç düşündüler mi?

Veya yıkılan deprem konutları hakkında hiç değilse topluma bir açıklama yapmayı?

Merak ediyor insan...

DİĞER YENİ YAZILAR