REUTERS haberi veriyor, bize yasak!

Haberin Devamı

Böyle bir medya sansürünün -bazı haklı nedenlerinin olabileceği düşünülse bile- 21. yüzyılın; her haberin anında haber ajansları, internet, uluslararası haber kanalları ile dünyanın her köşesine ulaştırıldığı ortamında hiçbir anlamı yoktur.

Anlamı olmadığı gibi basın özgürlüğüne aykırıdır, büyük ihtimalle AİHM’ye şikayet edilse (ki umarım edilir) ceza görür.

Televizyon Yayıncıları Derneği’nden gönderilen bilgi notunda RTÜK Başkanı’nın Başbakanlık’tan aldığı bilgiye göre yayın yasağı;

Şehit cenazeleri, kayıp askerler, ekrana çıkarılan askeri uzmanlara yaptırılan yorumları kapsamakta imiş. Bunun dışındaki haberlerde bir sorun yokmuş. Oysa ben dün, bu yasağı duyduktan sonra önce RTÜK Daire Başkan Yardımcısı Muhittin Bilge, daha sonra Daire Başkanı Nurullah Öztürk’le uzun görüşmeler yaptım.

Aldığım bilgilere göre aslında “konuşmacılar” için “şu olabilir, bu olamaz” şeklinde bir kısıtlama yok. İstenmeyen şeylerin başında askerî operasyonlarla ilgili “Asker şu noktadan 40 km. Irak’a girdi, şu kadar yığınak yaptı” gibi bilgiler, önüne harita açarak öneri getirme çabaları var. Kısacası halkı yanlış bilgilendirme veya ilgisi olmadığı halde bazı askerî kararları, bilgileri açıklıyor havası yaratma ya da kayıp askerlerle, 21 Ekim PKK saldırısıyla ilgili yanlış bazı bilgileri gerçek gibi yansıtma durumları önlenmeye çalışılıyor.

İkinci olarak da barış havasını, toplumun birliğini bozacak, üzücü olaylara sebep olacak provokasyonlar önlenmek isteniyor.

Tabii bu arada terör örgütüne “hedefine ulaştığı imajı verecek” terör şehidi ailelerinin üzüntülü görüntülerinin dönüp dolaşıp tekrar tekrar verilmesi de istenmiyor.

Bunlar haklı nedenler olabilir. Ama konuyu ucu açık şekilde bırakıp, haberin “Başbakanlık’tan geldiği” söylenerek verdiğinizde o andan itibaren kanallardaki tüm haber birimleri, tüm haber-tartışma programı yapımcıları paniğe girecek ve neyin “kapatma nedeni” sayılacağını bilemeyecektir.

Şu anda durum aynen böyle...

Kaldı ki Reuters Haber Ajansı dün haberini şöyle verdi:

“Reuters Flaş: Türk ordu kaynaklarından aldığımız bilgiye göre Pazar gününden bugüne kadar Türk savaş uçakları 20 kilometre, 300 Türk askeri ise Irak içinde 10 km. ilerleyip PKK kamplarına bomba yağdırdı.

34 PKK’lı terörist bu sınır ötesi müdahale sırasında öldürüldü.”

Yani ordu 30 km. girdiğinde de haberi verecek, 40-50 km.’ye ilerlediğinde de. Öğrenebiliyorsa hangi noktadan kaç askerle girdiğini de...

O zaman Türk TV’lerine bu yasak ne anlama geliyor?.. Veya emekli askerlerin konuşması Başbakanlığı hangi nedenle rahatsız ediyor bunu anlamak mümkün mü?

Mehmet Ali Birand dün televizyonda “Batıda böyle durumlarda devlet tüm bilgileri en doğru şekliyle medyaya kendisi verir ki medya güvensiz haber kaynaklarına gerek duymasın” dedi. Son derece haklı...

RTÜK bu konuyu net şekilde önce Türk medyasına, sonra da halka açıklamayı borç saymalıdır!

*****

Bu nasıl komşu, bu nasıl müttefik, bu nasıl operasyon?

Ya biz anlayamıyoruz veya her şey “asla anlaşılamaz” şekilde olup bitmekte...

George Clooney ile Nicole Kidman’ın başrollerini oynadıkları Barışçı filminde de görmek mümkün (hemen DVD’sini alıp izleyebilirsiniz); Washington’da masa başında oturarak İran’daki (veya Irak’taki) tüm olayları uydu vasıtasıyla en ince detayına kadar izliyor, bir kamyonun plâkasını bile görebiliyorlar.

Bu hesapça Kuzey Irak’taki PKK teröristlerinin de her hareketini izleyebilmelerine rağmen hâlâ “PKK kamplarının yerini bilmediklerini” nasıl söyleyebiliyorlar. (Türkiye sınırını geçip Türk ordusuna saldıran 150-200 teröristi nasıl görmüyorlar, görüyorlarsa müttefiklerini neden uyarmıyorlar?)

Onların bilmediği kampı bir İngiliz kadın muhabir bilerek nasıl gidip röportaj yapıyor?

AB, DTP’ye “PKK’nın terör örgütü olduğunu söyleyin” derken ABD’nin Irak’taki güçlerinin Komutanı General David Patreus BBC’ye yaptığı konuşmada önce PKK’ya “terörist”, “terör örgütü” yerine “asi” diyor sonra devam ediyor:

“Çok zor bir durum içindeyiz... Bir tarafta Nato müttefiğimiz, bir tarafta ise direnişçilere karşı beraber mücadele ettiğimiz diğer müttefiğimiz...”

Demek ki kendilerinin Irak’a “terörü önleme” mazeretiyle girdiğini unutmuş. PKK’yı terör örgütü görmediği gibi Barzani’den, Talabani’den de ayırmıyor. PKK’yı Irak Kürdistanı vatandaşı olarak görüyor. (Bunun ABD’nin de görüşü olması, Bağımsız Kürdistan plânında ortak çalışmaları ihtimali çok mu imkansızdır?)

Irak’ta görüşmeler yapan Dışişleri Bakanı Ali Babacan yetkililerden “PKK’ya karşı operasyon yaparız” sözü alamıyor ama Irak’taki PKK ofislerinin kapatılması, PKK’lıların finans kaynaklarının bloke edilmesi sözünü alıyor.

Bu nasıl komşu, ABD nasıl müttefiktir ki aylardır Türkiye’ye şehit verdiren terör örgütünün ofislerine, finans kaynaklarına bugüne kadar göz yummuştur?

Yumduklarına göre bugün verdikleri sözlere nasıl güvenilebilir?

Bize gelince... Amerika Washington’dan dünyanın öbür ucunu izleyebiliyor da biz sınırlarımızı geçen yüzlerce kişilik terörist gruplarını neden göremiyoruz?

Önceden davul zurna çalarak haber verilen operasyon nedeniyle Irak’ta sınıra yakın 200 köy boşaltılırken PKK’lılar kamplarda oturup bekleyecekler mi?

Daha çok soru var ama yerim yok ne yazık ki!

DİĞER YENİ YAZILAR