Van Cumhuriyet Savcısı Ferhat Sarıkaya bundan sonraki adım olarak bir partiden milletvekili adaylığını koyarsa hiç şaşırmayacağım. Bu partinin hangi parti olacağını bilemiyoruz tabii, ancak tahmin yürütebiliriz.
Savcı Sarıkaya önce Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Rektörü Yücel Aşkın gibi, tanıyan herkesin "tertemiz, dürüst ve çalışkan bir insandır" dediği bir rektörü "suç örgütü kurma, görevi kötüye kullanma, resmi evrakta sahtecilik, baskı ile ihaleye fesat karıştırma" iddialarıyla tutuklattı. Sonra iddialarının bir kısmı asılsız çıktı, Rektör devam eden davada tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.
Ama sonuçta temiz de çıksanız bu iddialar tekrarlana tekrarlana isimle özdeşleşiyor.
Sanki belirli şahıs ve makamları yıpratma kampanyası açılmış gibi şimdi de sıra Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt'a geldi ve Ferhat Sarıkaya, bir işadamının ne hikmetse iddia ettiği olaydan 10 yıl sonra aklına gelmesi üzerine Şemdinli iddianamesinde onunla ilgili suçlamalara yer verdi. (Bülent Ersoy'un, BaykaPla ilgili bir olayı yıllar sonra "hatırlamasından" hiç farkı yok.)
Düşünün, o dönemde Diyarbakır'da 7. Kolordu Komutanı olarak PKK'ya karşı mücadele veren ve kendisine yapılan bir suikasti de yaşayan bir komutan "örgüt kuruyor, sahte belge düzenliyor, vs, vs..." Ve nereden nereye, bunu da bir işadamı iddia ediyor. Karşılarında aklı başında bir toplum yerine bir saflar ordusu olsa onlar bile, Kolordu Komutanı olarak büyük gücü bulunan birinin örgüt kurmaya, sahte belge düzenleyip görevi kötüye kullanmaya hiç de ihtiyaç hissetmeyeceğini, gerekeni açık açık yapabileceğini veya gerekli yerlere bildirip önlem alabileceğini düşünür.
"Safların bile bir IQ'su vardır sonuçta...
Türkiye'nin en büyük sorunlarının başında, toplumun perde gerisinde ne hesaplar olduğunu bilmeden "konuşmalarla veya yalanlamalarla yetinmek, duyduğuna inanmak" zorunda bırakılması geliyor...
Halk en fahiş hata veya suçlarda sorumlunun ertesi gün gözlerini kıpıştırarak, masum bir ses tonuyla yaptığı konuşmayı, savunmayı, "ben öyle söylemedim", "ben böyle yapmadım lan yutmak durumunda bırakılıyor. Öte yanda ise "iddia" diye ortaya atılan suçlamalar çoğu kez yanlış çıkıyor ama temiz insanların üzerine yapışıp kalıyor.
Yargı bağımsız değil!
Yargının bağımsız olmadığını, kanunlarla hükümetlere göbekten bağımlı hale getirildiğini biz değil yargı mensupları söylüyor. Bu konuda yazılmış kitaplar var. Bu durumda, siyasilerin işledikleri ağır suçlar "zaman aşımına uğratılır" veya "türlü nedenlerle afları" sağlanırken ve yargının "hükümetlerle uyum(!) içinde olma zorunluluğu" bilinirken 10 yıl sonra bir işadamının aklına geliveren bu iddialara toplum nasıl ve neden inansın?
Bize açıklasınlar bunu; milletin "en güvendiği kurum" olan orduyu (veya sık sık iftiralar atilan medyayı) yıpratma çabalarını anlamaya hakkı var. Ve ayrıca, evet "Herkes yaptığı işlerin, işlediği suçların hesabını vermeli" diyoruz ama herkes vermeli ise Unakıtan neden vermiyor? Tüzmen neden vermiyor? AKP'liler neden Meclis'te aklanıyor ve onlarla ilgili dosyalar neden yargıdan kaçırılıyor?
Erbakan ve ailesi ile ilgili iddiaların, bütün o yolsuzlukların, kara para aklamaların hesabı neden sorulmuyor? Onlar niçin özel yasalarla temizlenerek bir köşeye alınıveriyor? Bir Cumhuriyet savcısı da çıkıp bunlar için birer dava açsın da insanlan yargının tarafsızlığına inandırsın.
Toplum ayakta, telefonların, elektronik postaların arkası kesilmiyor. Kazan fokurduyor. Gidiş iyi değil... Olaylardaki kasıtları, medyaya, orduya, halka saldırıları herkes görüyor.
Bilmiş olsunlar!
Kadınlar haftasında kadına saldırı!
Ses sanatçısı Selâmi Şahin'in bir barda karısını dövmesi ile ilgili haberi dün VATAN'da okudum. Habertürk'te "Çapraz Ateş" programının yapımcısı Sevilay Yükselir'in verdiği haberde sahnede fazla alkol alan Şahin'in, genç eşinin üzerine tükürdüğü, saçından tutup tartaklayarak hakaret ettiği yazıyordu.
8 Mart Dünya Kadınlar Günü'nü içine alan Kadın Haftası'nda bir genç kadına ve üstelik bir eşe ve de üstelik "bir sanatçı tarafından" yapılan bu davranış çok üzücü tabii. Yalnız üzücü değil, toplumumuzu kangren gibi saran şiddeti ve özellikle aile içi şiddeti önlemeye, durdurmaya çalıştığımız günlerde "tanınmış bir figür" tarafından çok da kötü bir örnek!
Selâmi Şahin olayı inkâr etmiş ama aynı gece o mekânda bulunanlar Avcılar Emniyet Müdürü'nün, bazı hakimlerin, iş adamlarının olduğunu ve olayın 200-300 kişinin gözleri önünde gerçekleştiğini bildiriyorlar. Şahin'in alkol sınırını aştığını, eşine şiddet uyguladığını,
onun da ağlayarak ban terkettiğini orada bulunan herkes görmüş.
Bir insana, hele bir kadına fiziki, sözlü ve psikolojik şiddet uygulamak, zarar vermek kadar büyük bir insanlık suçu var mıdır bilmiyorum. Toplum önünde yapılması yanlışı iki katına çıkarıyor.
Selâmi Şahin inkâr edeceğine hemen özür dilemeli. Eşinden ve herkesten... Böyle bir hatayı da bir daha tekrarlamamalı. Tekrarladığı takdirde bu kez eşinin böyle biriyle neden oturduğunu sormak gerekecek zira!
Rektör bitti, sıra orduda!
Van Cumhuriyet Savcısı Ferhat Sarıkaya bundan sonraki adım olarak bir partiden milletvekili adaylığını koyarsa hiç şaşırmayacağım. Bu partinin hangi parti olacağını bilemiyoruz tabii, ancak tahmin yürütebiliriz...
Haberin Devamı

