Referandumla ilgili çelişkilerimiz!

Haberin Devamı

Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç bildiğiniz gibi “Anayasa değişikliğinde iptal ettiğimiz cümlelerin hukuk devleti ilkesine aykırı olduğuna karar verdik” demişti.

Oysa buradaki gerçek Anayasa Mahkemesi’nin “hukuk devleti ilkesine aykırılık” incelemesini -baskılar sonucunda- eksik, hem de çok eksik yapmış olduğudur. AYM’nin de itiraf etmesi gerekir ki kendi tarihinde bugüne kadar hiçbir dönemde “Mahkemenin varlığına (‘olmasa da olur’ diyen hukuk özürlüler bile çıktı) saygınlığına yönelik” bu ölçüde saldırılar görülmemişti. Mahkeme üyelerinin telefonlarını dinlemeye, eşinin peşine düşmeye varan baskılar ve hedef göstermeler olmamıştı... Bu yıpratma sonucunda AYM “ne şiş yansın, ne kebap” benzeri bir karar vermek zorunda kaldı ki sadece “Birbirinden çok farklı (olumlu ile sakıncalının birlikte paketlendiği) maddeler” oluşu bile insanları yanıltması, halkın iradesini sakatlaması açısından sakıncalı maddelerin iptali için yeterliydi.

Anayasa Mahkemesi görevini tam yapabilseydi yüksek yargının bağımsızlığını ortadan kaldıracak; HSYK ile AYM’nin yapısını değiştiren maddeleri iptal eder, bu haliyle referanduma sunulamayacağı kararını alabilirdi. Alması gerekirdi.

Yazılarıma gelen ve bazı haberlerin altındaki yorumlardan birçok noktada çoğumuzun kafa karışıklığının sürdüğü anlaşılıyor. Çok soru var ve bunların (referanduma haftalar kalmışken) mümkün olduğunca cevaplanması gerekiyor. Bu nedenle sorularınızı Batı ülkelerindeki siyasi ve hukuki sistemler konusunda da uzman olan Anayasa hukukçusu Ekrem Ali Akartürk’e sordum. İşte aldığım cevaplar...


GÜVEN OYLAMASI GİBİ...

Soru: Bir meslektaşımız “Anayasa Mahkemesi (AYM) kararı sonucunda muhalefet partilerinin halkı ‘hayır’ demeye çağırmasının hukiki dayanağı ortadan kalkıyor” yorumunu yapmış. Bu doğru mudur?

“Değildir, çünkü AYM denetimi sadece hukuk devleti ilkesine ilişkin bir denetimdi ve mahkeme bunu da çekingen şekilde yaptı. Hukuk devletinin en önemli özelliği yargının bağımsız ve tarafsız olmasıdır, burada sözü edilen bağımsızlık ise ‘yürütmeye karşı bağımsız’ olmasıdır. Yapılan değişiklik yargıyı bağımsız kılacak bir düzenleme değildir. Eğer bunu tartışamıyorsak, o zaman ‘AYM denetledi, yeterlidir, halka sunmaya da gerek yok’ noktasına geliriz. Oysa referandumda ‘hayır’ veya ‘evet’ demenin anlamı vardır, farkı da bu anlam yaratacaktır.”

Demek ki AYM kararından sonra referanduma sunulacak değişiklik paketi için muhalefet partilerinin çağrısına hukuki dayanak mevcut.

Akartürk; “Referandum halka ne getiriyor, ne götürüyor tartışamazsanız o zaman herkes yakın olduğu partiye oy verecek, bu bir güven oylamasına dönüşecektir ki ülke için çok önemli bir konuda kesinlikle olmaması gereken bir durumdur” diyor.


“DENETİMSİZ MECLİS OLMAZ”

Soru: Bazı okurlarımızın “Memleket için iyi olanı sadece yüksek mahkemeler mi biliyor? Yıllarca gizli iktidar olmuşlar, son kararı onlar veriyor” benzeri siyasi yorumlardan etkilendiği görülüyor. Bu yorumlarda gerçek payı var mı?

“Demokrasilerde yargı denetimi şart olduğu için yüksek mahkemeler kurulmuştur. Bu nedenle bütün Batı demokrasilerinde de vardır. Türkiye’de bugüne kadar 17 kez Anayasa değişikliği yapılmış, 2001’de 33 madde değişmiştir, hepsi de güle oynaya yapılmıştır, bunun nedeni uzlaşma komisyonları ile yapılmasıdır. Bu tartışmanın da Türkiye’de ilk kez yaşanmasının nedeni ilk defa bu kez Meclis’te uzlaşma aramadan, tek bir partinin ürünü olarak ortaya çıkmış olmasıdır...”

Merak ettiğiniz soruların cevaplarına devam edeceğim.



*****



ABD, PKK’ya destek verdi mi?


Pulitzer ödüllü gazeteci Seymour Hersh’ün Newyorker dergisinde 2006 yılında yazdığı makalede “ABD’nin PJAK’a (şimdi kabul etmeseler de PKK’nın İran’daki yan örgütü olduğu biliniyor) destek verdiği iddiası” PJAK’ın lider kadrosu tarafından doğrulanmış.

Londra merkezli Arap gazetesi Şark el Avsat’ın yaptığı röportajda PJAK’ın askerî kanadının sorumlusu Amerikalıların ileri sürdüğü şartlar ağır olduğu için kabul etmediklerini bildirmiş.

Hersh’ün 2006 makalesinde ise “Bush yönetiminin İran’daki PJAK’a eğitim ve mühimmat sağladığı“ öne sürülmüş. Bu bilginin alındığı kaynak “bir hükümet danışmanı”... Açıklaması; İran’a baskı uygulamanın alternatif yolu olarak destek verildiği... Ayrıca İsrail’in de PJAK’a ekipman ve eğitim verdiğini söylemiş.

Bu durumda biz; ABD’nin ve özellikle şu andaki düşmanca ortamda, PKK terörünü görmüyormuş gibi “Türkler de Kürtleri öldürüyor ama dünya sesini çıkarmıyor” diyen İsrail’in PKK’ya da aynı nedenle (Türkiye için bir baskı veya pazarlık unsuru oluşturmak için) destek vermediklerine, bunu yıllardır yapıyor olmadıklarına nasıl emin olabiliriz?

ABD’nin bir yandan “size istihbarat vereceğiz” deyip bir yandan terör örgütüne destek veriyor olması yaşadığımız terör olaylarına bakınca çok da akla yakın gelmiyor mu?

Her zaman şüphelenmiştim, şimdi hiç şüphem kalmadı. Ben buna inanıyorum. Acaba hükümet hiç sorguluyor mu bu durumu yoksa tek konuları “yüksek yargıya hakim olmak” mıdır?

DİĞER YENİ YAZILAR