Referandum söylemlerinin şifresi çözülmeli!

Haberin Devamı

Erdoğan konuşuyor, Kılıçdaroğlu konuşuyor, Gerçeker konuşuyor, Davutoğlu konuşuyor...

Çok şey duyuyoruz ama acaba bu konuşmaların şifresi ne?

Ne demek istiyorlar ve söylenenlerin anlamı, gerçeğe uygunluğu nedir?

Şimdi söylenenlere göz atalım..

DARBE-MUHTIRA HİKÂYESİ

Başbakan Erdoğan, Kılıçdaroğlu’nun “Darbe olursa tankların önünde ben dururum” sözüne karşılık “Bugüne kadar neredeydin? 28 Şubat’ta neredeydin, 27 Nisan’da neredeydin? Siz bunlara ancak selâm durursunuz” dedi.

“Darbe”den söz edilince (60 yıl önceki 27 Mayıs’lara bile uzanılıyor ama) 12 Eylül darbesini yapanlara 8 yıldır neden hesap sorulmadığı, hele 30 yıldır darbeden söz edilmediği halde yüzlerce TSK mensubu ve siviller “darbe hazırlayacaktınız” iddiasıyla cezaevlerinde mahkûm muamelesi görürken neden onlara hesap sorulmadığı sorusu gelir ortaya.

28 Şubat’ta kararlar Milli Güvenlik Kurulu’nda siviller ve askerler tarafından alınmış, dönemin başbakanı kararı imzalamıştı. Demokrasiye müdahale vardı ama yönetim sivil bir hükümetten bir başka sivil hükümete geçmişti. 12 Eylül’le bu bakımdan ‘darbe’ kıyaslaması yapılamayacağının görülmesi bir yana mevcut hükümetin durumu hiç itirazsız kabul etmesi muhalefete, üstelik 13 yıl sonraki muhalefete “Neredeydin” sorusunun sorulmasını imkânsız ve haksız kılar.

27 NİSAN’DA NEREDEYDİN?

Dönemin Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt 27 Nisan e-muhtırasını yazdığında AKP neredeydi?

“Neredeydin” sorusunu Kılıçdaroğlu’na sormadan önce Başbakan Erdoğan’ın cevaplaması gerekirdi. Çünkü o günlerde yine Başbakan’dı ve AKP’nin bir tepkisi de duyulmamıştı.

Tam aksine 27 Nisan muhtırası uzun yıllardır demokrasiye saygılı görünen TSK’yı bir anda yeniden darbelerle özdeşleştirmiş, AKP’yi mağdur konumuna sokmuş ve tepki oylarıyla seçimde beklenenin üstünde bir başarı kazandırmıştı.

Demokrasiye bağlı olan herkesin öfkesine neden olan bu yanlış girişim büyük kesimlerin tepkisini topladı. Eğer aynı tepki AKP’de de oluşmuş olsaydı öncelikle kendisi (bunca asker-sivil “iddia ve ihtimaller” ile cezaevine tıkılmışken) 27 Nisan soruşturmasının başlamasını sağlardı. Bunu yapmadı. Bugüne kadar toplumdan, medyadan gelen “27 Nisan yargılansın” taleplerinden sonra sağlayabilirdi. Onu da yapmadı.

27 Nisan muhtırası ve Büyükanıt adeta Deniz Feneri olayı gibi korundu. Üstüne üstlük Büyükanıt’a “üstün hizmet madalyası” ile zırhlı son model araç verildi.

Bu durumda başkasına “Neredeydin” diye sorulursa hem komik olur, hem de toplumun zekâsını ve hafızasını fazlasıyla küçümsemek olur.

***


Ön bahçe meselesi!

Yüksek yargıyı kastederek o kadar çok tekrarladılar, özellikle yüksek yargı üyelerini siyasetçilerin seçmesini, yani onun da siyasallaşmasını sağlayacak Anayasa değişikliği oylaması öncesinde öyle sakız haline getirdiler ki...

“Bugüne kadar birilerinin arka bahçesi idi, artık milletin ön bahçesi olacak” lâfını öyle çok söylediler ki...

Yargıtay Başkanı Gerçeker “Yargı kimsenin ne arka, ne ön, ne de yan bahçesidir. Olmamıştır, olmayacaktır da” açıklaması yapmak zorunda kaldı.

Peki, madem ki yüksek yargı “birilerinin arka bahçesi” idi, neden kapatma davasında Anayasa Mahkemesi 11 üyenin 10’unun oyları ile “laikliğe karşı eylemlerin odağı” olduğuna karar verdiği AKP’yi kapatmadı? Çok mu zordu?

Rejime karşı eylemler yaptığı kararı verilen bir iktidarın tek başına anayasa değiştirmesi mümkün olabilir miydi?

Ama AYM bunu mümkün kıldı.

Anayasa değişikliğinin “yüksek yargıyı siyasallaştırıp hukuk devleti ilkesini ortadan kaldıracağı” apaşikâr iken Anayasa Mahkemesi “iki tartışmalı maddeyi” iptal edemez miydi? Çok mu zordu?

Değildi ama yapmadı.

Buna rağmen nasıl oluyor da “birilerinin arka bahçesi” deme hakkı bulunabiliyor?

Kendi istedikleri kararı çıkaran mahkemelere bu saldırı niye?

Çünkü “bırakın bu mahkemelerin üyelerini AKP ile AKP’li Cumhurbaşkanı seçsin” diyebilmek için bir şeyler bulup, her ne kadar devamlı olarak böyle olmadığı tekrarlansa da kesinlikle “tek partinin projesi” olan bu anayasa paketine milleti inandırmak lâzım.

Hasan Gerçeker gerçeği söylemektedir. Burada atlanan tek nokta “EVET” çıkarsa yüksek yargının birilerinin bahçesi olmaktan kurtulamayacağıdır!

(NOT: Kemal Kılıçdaroğlu’nun konuşmasına yarın değineceğim.)

DİĞER YENİ YAZILAR