CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Bülent Ecevit’e ve DSP’ye son derece saygılı bir dille çağrı yaptı.
“Gelin birleşelim, kalıcı bir birleşme istiyoruz, sadece DSP ile değil, Ecevit’le de bütünleşerek onu gelecek kuşaklara büyük bir lider olarak aktarmak istiyoruz” dedi.
DSP’nin olduğu söylenen “büyük para”da gözleri olmadığını, bu parayı bir vakıfta toplamalarını eklemeyi de unutmadı.
Buna rağmen Rahşan Ecevit CHP ile birleşmeye karşı olduğunu açıklamış. Tipik bir bencillik örneği değilse nedir bu?
DSP’nin parası devlet tarafından ve bu partinin siyasete katkıda bulunması için verilmiş, yani parayı partinin özel işleri için kullanmamaları gerekir. Barajı geçemeyecekleri belli olduğuna göre zaten nasıl kullanırlarsa kullansınlar işe yaramayacak ve milletin parasını heba etmiş olacaklar.
“Ben daha önce Baykal’a teklif etmiştim, siyasi şov yapıyor, ne demek istediğini anlamadım” gibi sözlerin kendisi anlaşılacak gibi değil. Acaba son günlerde Türkiye’nin geldiği noktayı, halkın beklentisini endişelerini izlememiş olabilir mi?
Baykal o zaman istemiyordu belki, ama şimdi istemek zorunda olduğunu görüyor, DSP de görmek zorundadır.
Rahşan Ecevit bu birleşmeye engel olursa kendisinin isteğiyle çıkartılan “genel af”tan sonra bu ikinci büyük tarihî hatası olacak, onu iyi bilmesi gerekiyor!
Ne diyecektiniz Sayın Arınç?
Meclis Başkanı Bülent Arınç birkaç hafta önce annesinin Manisa’daki evinin tarikat evi olarak kullanıldığı iddiaları karşısında “16 Mayıs’tan sonra söyleyeceğim şeyler var” demişti.
O günlerde henüz Tandoğan, Çağlayan depremleriyle, Anayasa Mahkemesi kararıyla karşılaşmamıştı (Genelkurmay uyarısına hiç değinmeyelim) ve 16 Mayıs öncesinde de AKP’li bir cumhurbaşkanı seçileceğine emindi (belki hâlâ emindir, o da başka)... Şimdi bazı okurlarımız sormamızı istiyorlar: “Acaba Arınç 16 Mayıs’ta ne söyleyecekti?” Pek haklı bir merak değil mi?
Sayın Başkan lütfeder de açıklarsa hepimiz öğrenmiş oluruz.
Pazar sürprizi mi?
Aramızda 6 Mayıs Pazar günü yapılacak 2. tur cumhurbaşkanlığı seçiminde AKP’nin “fazla zorlamayacağı”na inananların sayısı az değil ama ben farklı düşünüyorum. Zorlama ihtimali de az değil bence.
Muhalefet partilerinden gelen duyumlara göre AKP bu işe maddi/manevi önemli kaynak ayırmış.
Ne dersiniz, Pazar günü Başbakan Erdoğan’ın söz ettiği “şok”la karşılaşırmıyız acaba?
Bir soru daha; Anavatan için de tehlike hâlâ geçerli olduğuna göre Erkan Mumcu milletvekillerine parlak teklifler götüren, “Başbakan’a çok yakın” iş adamlarının isimlerini neden vermiyor bilen var mı?
Yayla mayla yok, sandığa!.
Neymiş efendim, seçim Temmuz’da olursa herkes plajda olurmuş, Doğu Karadeniz’de 1 milyon kişi yaylaya çıkarmış falan filan... Yok artık!
Kısa süre önce yazmıştım, tekrarlayayım; bu seçim diğerleri gibi değil... Demokles’in kılıcı veya “kılıçları” desek daha doğru, tepemizde.
Kendinize, çocuklarınıza, ülkenize önem veriyorsanız 22 Temmuz’da sandık başında olacaksınız. Yaşlı insanlar, hastalar koltuk değneğiyle, sedyeyle seçime giderken plajda, yaylada “yan gelip yatmak” için vicdan ister yani...
Birazcık vatandaş sorumluluğu olan herkesin bu seçimde oyunu kullanması zorunluluktur, tercih değil!
Bravo Kenan Doğulu!
Eurovision Şarkı Yarışması’nda Türkiye’yi temsil etmek üzere önceki gün Finlandiya’ya giden Kenan Doğulu havaalanında kısa bir konuşma yapmış.
Bir cümlesi çok önemli, diyor ki: “Türkiye’nin aydınlık yüzü olarak, Cumhuriyetçi, laik kimliğimle güzel bir resim çizmeye çalışacağım.”
İşte Atatürk Türkiye’sinin sanatçısı böyle olmalı. Hayranı olan milyonlarca gence doğru mesajını, ülkesinin rejimine bağlılığını tek cümleyle ve en gerekli anda anlatıyor.
Kendisinden ve kazancından başka şey düşünmeyen, her gün TV programlarına katılmalarına rağmen magazinden başka şey konuşmayan bunca sanatçı varken ona “helâl olsun” dememek mümkün mü?

