“Rabbime şükürler olsun”!

Haberin Devamı

Maliye Bakanı Unakıtan’ın tedavisini neden Türkiye’de yaptırmadığı, kalp tedavileri, ameliyatları için artık ABD’ye gitmeye gerek olmadığı gündeme gelmiş, siyasetçiler tarafından da eleştirilmişti.

Şimdi Bakan ABD’de ameliyatını oldu, iyileşti, döndü ve eşi hemen konuya açıklık (!) getirdi: “Kemal Bey’in hastalığının tedavisi için Rabbime sordum. ‘Nerede ameliyat olsa daha iyi olur’ diye. İçime bir his doğdu ‘ABD’deki Cleveland’ diye... Rabbime şükürler olsun”...

Yani işte ben ‘yaratıcılık’ diye buna derim. Bu buluşlarla kimse başa çıkamaz, tek kelimeyle olağanüstü... Bayan Unakıtan’a “Allah’tan gelen Cleveland önerisi” için en içten tebriklerimi sunuyorum.

Yorum yapmayacağım bu konuda, sadece haberin altına gelen iki okuyucu yorumunu paylaşacağım.

Yücel Yücel

“Abla başlamışken yakında hangi ürünlerin kdv’si düşecek bir soruversen... Bizimkine ‘ulaşılamıyor’ diyor da”...

Aynı okuyucu bir yorum daha yazmış: “Allah sizin aile doktorunuz mu yahu”...

Ve İlyas Carnacar: “Ahsen Unakıtan’ın numarasını bilen var mı... Gelecek hafta sayısal loto oynayacağım bana rakamları söylesin.”

Rabbime şükürler olsun, hayat “diğerlerinden çok daha zor” olsa da bu kadar gülebildiğimiz bir ülkede yaşıyoruz. Yorumları okurken gülmekten gözümden yaşlar geldi.

*****

Partiyi “medyaya rağmen” kurmadınız!

Başbakan Erdoğan yine kendisine pek yakın bir kanalda, kendisine pek uygun soruların sorulduğu bir programa çıkmış.

“Çetelerden tehditler geliyor, içerden ve dışardan” demiş. (Bu kısmını izledim programın...) Vallahi artık içerden ve dışardan her türlü faaliyetin “kurgu olarak da pekalâ yapıldığı” öyle bir dönemdeyiz ki her şey olabilir. Birçok insan konuşurken bile “dinlenme ve cezaevine girme” tehdidi altında örneğin...

Bütün seçmen Adalet Bakanı’ndan, diğer bakanlar ve AKP’li belediye başkanları veya adaylarından gelen “Oyunuzu iktidara vereceksiniz yoksa...” ile başlayan tehditler altında...

Medya “Benimle, partimle, ailemle ilgili yolsuzlukları yazarsanız kökünüzü kuruturum, alın size örneği; bakın ülkenin en büyük yayın grubunun tepesine nasıl bindik” tehdidi altında...

Yargı “İnternetten okuduğunuz gazeteleri bile izliyoruz. Bize karşı hata yaparsanız sürülürsünüz” tehdidi altında. Üniversiteler “Konuşan üniversitenin rektörü gider, yerine ‘benim rektörüm’ gelir. Örnekleri gördünüz, AKP’yi savunan yükselir, savunmayan kaybeder” tehdidi altında.

Hepsini sayamayacağım midem bulanıyor... Onun için “tehdit” kelimesi hafif bir kelime artık, Başbakan bunu bilmeli. Ama böyle bir cümle söyleyince de tehdidi göstermeli, açıklamalı. Nasıl geliyor, kimden geliyor, yazılı mı, sözlü mü geliyor millet onu da duysun, havada kalmasın.

NE “KOMPLO”SU?

Yolsuzluk konusuna ve Deniz Feneri’ne değinmiş ve sanki “AKP ile Almanya’daki Deniz Feneri davası ilişkisini” ana muhalefet partisi kurmuş gibi “Hükümete yıkmaya çalıştılar... Burada dokunulmazlıkla ilgili durum yok, yargıya müracaat et gereği yapılır” demiş.

Oysa bu ilişkilerden Alman yargısının iddianamesinde söz edildi. Deniz Feneri Derneği’ne özel devlet imkânları, statüleri, ödülleri AKP tarafından verildi. Davayla ilgili bilgiler Alman Büyükelçisine Adalet Bakanı Şahin tarafından soruldu. Davayla ilgili “asıl failler” denen isimler AKP tarafından korundu. “Yargıya müracaat edilse” de davanın aylardır açılamaması AKP nedeniyle oldu. Daha neler var, neler...

Başbakan Erdoğan korunan yolsuzluklara ve tüm devlet kurumları ile toplumun tüm sivil kurumlarına yapılan inanılmaz, benzeri görülmemiş iktidar baskısına açıklama bulmak zorunda olduğunu biliyor ama maalesef doğru konuşarak bunu yapamayacağını da biliyor. Onun için sürekli “yanıltmaca” içinde ki bunda da maalesef çok başarılı...

“Biz bu partiyi medya desteğiyle kurmadık, medyaya rağmen kurduk” diye başlayarak “toplumun ahlâk değerlerinden tutun, yalan yanlış haberlere kadar her şeyi yapacaksın... Dünyadaki örgütler vasıtasıyla bana saldırıyorlar... Ailemle ilgili yalan haber yapıyorlar, Anadolu çocuğu olarak aileme çok saldırı oldu” benzeri sözler sarf ettiği bir konuşma yapmış.

Bu konuşmaya göre dünyadaki örgütler (ki herhalde “böyle giderse batarsınız. Ekonomide önlem almayan tek ülke Türkiye” diyen ekonomi kuruluşlarını filan kastediyor) ve hatta “Türkiye’de medyaya, yargıya yapılan baskılar” dan söz eden ABD Dışişleri Bakanlığı Raporu bile rakiplerinin oyunu... Komplo.

ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton gelince “haberin kaynağını” soracakmış. Sorsun tabii Hillary’nin de komediyi görmesi iyi olur.

Ama ona sakın “medya desteğiyle kurulmadım, ailemle ilgili yalan yanlış haberler, Anadolu çocuğu” gibi masallar anlatmaya kalkmasın. Bırakın devlet gücüyle yapılan yolsuzlukları kocası, başkanlığı döneminde en mahrem özel yaşam sorularını bile TV’de halka açıklamak zorunda kalmış bir kadını, seçmenleri aldattıkları masallara inandırmak zordur.

Maazallah dönüp “Sayın Başbakan siz de açıklayıverin hangi yalanlar bunlar? Hangi Anadolu çocuğunun çocukları arkadaş bursuyla ABD’de okuduktan sonra hemen gemi, pırlanta/altın şirketi ya da bakanlarınızın çocukları gibi gıda, yumurta, bilgisayar, tasarruflu ampul vs. işlerine ortak olabiliyor? Bizim servetlerimizi, işlerimizi didik didik ararlar” diyebilir.

Veya “Aman Sayın Erdoğan ne demek ‘medyaya rağmen’, sizin kuruluşunuza medya destek vermediyse kime verdi? Hepsi ilk günden başlayarak sizi yıllardır desteklediler. Şu anda da medyanın yarısı sizin sayılır” diyebilir.

Sadece ‘hatırlatayım’ dedim. Danışmanlar bu işi yapmıyorlar da...

*****

Bütün kadınlar davetli!

8 Mart Dünya Kadınlar Günü nedeniyle bu hafta “Kadın Haftası” biliyorsunuz ve toplantılar, faaliyetler hızla sürüyor.

İstanbul’da Marmara Üniversitesi Haydarpaşa Yerleşkesi’nde de Prof. Dr. Nurşen Mazıcı’nın öncülüğünde çok geniş kapsamlı bir sempozyum hazırlandı.

KA-DER Başkanı Hülya Gülbahar, Avukat Canan Arın gibi ünlü hukukçuların ve birçok üniversiteden uzman akademisyenlerin katılacağı sempozyumda “Medyada Cinsiyetçilik”, “Üçüncü Sayfa Haberlerinde Kadın”, “Siyaset Kimin Meydanı”, “Kadını Taciz ve İstismar Eden Haberler” gibi birçok başlık altında kadın sorunları irdelenecek, muhakkak ki Türk kadınının Cumhuriyet’le elde ettiği kazanımları kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya olduğu, Türkiye de kadın ve çocukların “insan haklarının” neredeyse ortadan kalktığı konuşulacaktır.

Bugün sabah 9.00’da başlayacak ve 18.00’e kadar sürecek olan toplantıya tüm kadınlar davetli.

“Ülkem için, kendim ve çocuklarım için neler yapabilirim” diye düşünüyorsanız önce gerçekleri öğrenmeli, ciddi çalışmalar, özverilerle hazırlanan bu etkinliklere destek vermelisiniz.

Yoksa sonsuza kadar ezilmeye devam edeceğiz, unutmayın.

DİĞER YENİ YAZILAR