Hatırlıyor musunuz, yoksa hemen onu da unuttunuz mu bilmem (hafızalar zayıftır netekim!!), Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç -ki kendisi o günlerde Başbakan ABD’de olduğu için Başbakan’a vekalet etmekteydi- Tokat’taki PKK saldırısından hemen sonra;
“Henüz ‘puzzle’ı tam olarak çözemedim ama bence bu işin arkasında karanlık güçler var. Güneydoğu Anadolu dışında bir yerde eylem yapmanın hesaba dayandığını görebiliyorum. Daha çok ses getirecek, milliyetçi duyguları daha fazla körükleyecek, özellikle bu söylem içinde siyaset yapan partilerin işini kolaylaştıracak bir eylemi ustaca planlamış olabilirler” demişti. Sonradan PKK birkaç kez saldırıyı üstlendiğinde bile hâlâ “Belki de başka örgütlerle işbirliği yapmışlardır” benzeri iddiaları sürdürdü, bu garabet iddianın yanlışlığını kabul etmedi ama... Puzzle (bilmece) çözmekte uzman olduğuna inandığına göre acaba Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner’in sürdürdüğü soruşturma nedeniyle başına gelenlerin arkasındaki ‘puzzle’ı da çözdü mü diye merak ediyorum.
Zira kendisi Başbakan Yardımcısı olarak “HSYK’nın özel yetkili Savcı Şanal’ın yetkisini alması yargı darbesidir” diyor, hatta suç işlediklerini söylüyor. Hakim ve Savcılar Kurulu’nun (HSYK) Başkanı durumundaki Adalet Bakanı Sadullah Ergin “yargı darbesidir” diyor, Başbakan Erdoğan “HSYK’nın taraflı karar verdiğini” ima ediyor.
Arınç üstüne üstlük hukukçu olarak ve günlerdir yüksek yargı uzmanları tarafından “Verilen karar HSYK’nın yetkisindedir” denmesine rağmen, Yargıtay Onursal Başkanı Sami Selçuk “Bu karar HSYK’nın yetkisindedir, hatta tekelindedir. Bakanlığın da, Yargıtay’ın da yetkisinde değildir” açıklaması yapmasına, Anayasa ve CMK’nın ilgili maddeleri defalarca tekrarlanmasına rağmen: “HSYK neye dayanarak yetkileri aldı? Elinde belgeler mi var? Savcı Şanal HSYK’ya ne yaptı” gibi alakasız sorular da soruyor.
Ve öte yanda Erzincan Başsavcısı Cihaner’in yürüttüğü cemaat soruşturması dosyasında “bu soruşturmada yer alan muhbirlerin, Erzurum Savcısı Şanal tarafından telefon dinleme ile bulunduğu, gözaltına alınıp farklı ifade vermeye zorlandığı” bilgileri olduğu belirtildi.
GİZLİ TANIK DA KAYIP
Şimdi bu dosya Ergenekon savcılarına gönderildi. İnşallah bazı CD’ler gibi kırılmaz. Veya yine bazı önemli CD’ler ya da Başsavcı Cihaner’e yapılan Ergenekon suçlamalarının ifadesine dayandırıldığı gizli tanık gibi ortadan kaybolmaz. (Bu şüpheler çok mu haksızdır acaba?)
Deniz Baykal yaptığı konuşmada, bu gizli tanığın “Albay Dursun Çiçek’in 2009’da Erzincan’a geldiğini, Cihaner’le buluştuğunu, birlikte tezgah yaptıklarını” söylediğini, oysa Dursun Çiçek’in “Erzincan’a sadece bir kez, 1992’de gittim” dediğini hatırlatıyor.
Duruma bakalım; bu ifade gerçeğe uygun olmadığı halde Cihaner’i Ergenekon şüphelisi yapıyor ve
Cihaner hapiste, tanık kayıp.
Bir kez tutuklanıp bırakılan, sonra yeniden tutuklanan Eskişehir Alay Komutanı Kıdemli Kurmay Albay Recep Gençoğlu ise Erzurum Savcısı Osman Şanal’ın kendisine; “Merak etme (3’üncü Ordu Komutanı) Saldıray Berk Paşanı da, o savcı Cihaner’i de yakında yanına göndereceğim” dediğini anlatmış.
“Biz cemaat soruşturması yaptık, istihbaratçı subaylar da aynısını yaptı. Bu yüzden hakkımızda soruşturma açıldı. Ben tutuklandıktan sonra Erzurum Valisi emniyet mensuplarına 7 maaş ikramiye verdi” demiş.
Ortada; “Bir savcının bir başsavcıya ‘onu içeri tıktıracağım’ boyutundaki, görev suçu işleyerek dosya kaçırmayı göze alacak, muhbirleri yalan ifade vermeye zorlayacak boyuttaki nefretinin sebebi ne olabilir” sorusu da dahil çok karışık bir puzzle var. Ama hiç şüphe yok ki tüm yargı kurumlarının ve en deneyimli hukukçuların açıklamalarını dinlemeyen ve “yargı darbesi” diyen Bülent Arınç bunu da çözecektir.
Çözümleri gerçekle pek örtüşmese de merakla bekliyoruz..
Kızların öldürülmesi “irrite” etmiyor da...
Yazınca da bozuluyorlar, oysa öyle şeyler oluyor ki açıp arşivlere baksınlar, her hükümet döneminde bu tür olayları yazıp eleştirmiş miyim eleştirmemiş miyim...
Eğer atlamışsam hemen bu eksikliği itiraf edip özür dilemeye hazırım. Ki bu Bakan’ın göreve geldikten sonra SHÇEK kız yurtlarına baskın yapmasını alkışlamış; ‘İşte sorumlu bir Bakan böyle davranır’ diye yazmıştım.
O günden sonra Kadın ve Aileden Sorumlu Bakan Aliye Kavaf’ın sesini hiç duymadık. Bunca kadın cinayeti oldu, küçücük kızların “töre” diye boğulduğu, canlı canlı toprağa gömüldüğü, aslan gibi öğrencilerin kaldırımlarda, yollarda katil minibüs şoförleri tarafından yok edildiği vahşet olayları ve birçok kadına karşı şiddet vakaları görüldü. Meclis’te bile neler oldu; ne bu Bakan’ın, ne eski Bakan’ın, ne de kadın milletvekillerinin en ufak bir tepkisi duyuldu.
Ve dün gazetelerde Kavaf’ın “Dizilerdeki erotik sahnelerden irrite oluyorum, hayat cinsellik değil. Sergilenen cinsellik çocukları cinsellikle çok erken tanıştırıyor” şeklindeki konuşması yer aldı. Bula bula konuşacak bunu bulmuş, herhalde ekranda sigaradan sonra öpüşme sahnelerinin “buzlanmasına” geliyor sıra.
Hani gerçekten doğal, gerçekliği yansıtan, yaşamın parçası olan sınırlı bir erotizm dışında dizilerde porno benzeri sahneler olsa, “ahlak dışı” denecek görüntüler olsa herkes tepki gösterir ama yok böyle bir şey.
Yine de konuşacaksınız ki halk “toplumun değerlerine ne kadar da bağlı olduğunuzu” anlasın, hem arada bir sesiniz duyulmuş olsun hem de “töre” filân gibi tehlikeli sulara da dokunmamış olun. Öte yanda genç kızlar diri diri toprağa gömülüyormuş ne önemi var?
Bakan’ın konuşmasının yayımlandığı gün gazetelerde üvey babası tarafından yıllarca tecavüz edilen ve sonunda öldürülen zavallı genç kızın haberi vardı. Altında ise öz babasının 8 yaşından 15 yaşına kadar tecavüz ettiği zavallı kız çocuğun haberi vardı. Bu alçaklığa verilen ceza da sadece 20 yıldı...
Bakan Kavaf için bunlar çok önemsiz olmalı, örneğin “neden 40 yıl değil de, 20 yıl ceza verildi” diye sormuyor. “O cani babanın da, diğerinin de ömür boyu hapis cezası alması gerekir. Batı ülkelerinde cezası budur” demiyor. “Erotizmden irrite oluyorum, hayat cinsellik değil” diyor. Birilerinin ona “cinselliği olmayan hayat da hayat değil” demesi mi gerekiyor acaba? Biliyor musunuz asıl bu durum yine karşısındakini aptal yerine koyduğu için fena halde irrite edici!

