Tamam parti kapatılmasına karşı çıkabilirsiniz, bu konuda istediğiniz gibi konuşabilir, tepki verebilirsiniz ama yalan söyleyemezsiniz.
Sanki Avrupa ülkelerinde parti kapatma yokmuş, bu onlar için görülmemiş bir durummuş gibi “Avrupa bunu anlayamıyor ve asla anlamayacak” benzeri gerçek dışı cümleler kuramazsınız (etik diye bir şey varsa tabii...)
Avrupa anlayamıyorsa bu nedenle Türkiye’ye baskı yapacağına döner kendi içindeki ülkelerde nasıl kapatma davası açılıyor ona bakar, anlamaya çalışır.
Hemen “parti kapatılsın istiyor” demeye hazır olanlar için notumuzu da tekrarlayalım; hayır efendim kapatılmasını istemiyorum ama partilerin de vatandaşlar gibi hukuka yasalara, ülkenin rejiminin korunmasına, demokratik sistemin çalışmasına saygılı, dikkatli olmasını istiyorum.
Bu konuda hata yapılmışsa o hataları da (vatandaşlar gibi) açıklığa kavuşturmalarını istiyorum.
Nasıl ki; her kim olursa olsun tüm anti demokratik oluşumların, girişimlerin, çetelerin ortaya çıkarılması, önlenmesi gerektiğine inanıyorsak, o parti, bu parti yasaları, kuralları dinlemeden aklına eseni yapanların hepsinin de ortaya çıkarılması gerektiğine inanmalıyız.
Var mı buna itirazı olan?
Her konuda “parti propagandası yapar gibi” çalışan bilindik isimler şimdi de Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’nden Türk yargısına karşı bildiri isteyen AKP’li üye Mevlût Çavuşoğlu’na arka çıkmaya çalışmakla meşguller.
AKPM’deki bu “diplomasi, kural tanımaz” bildiri talebini uygunsuz bulanların Çavuşoğlu’nu “vatana ihanet”le suçladıklarını, oysa AKPM Başkanı De Puig’in bunu “kendi istekleriyle yaptıklarını” söylediğini iddia ediyorlar.
KULİSİN TAPINAĞI
Çavuşoğlu’nun yaptığı “vatana ihanet” sayılmaz ama kendi devletine saygısızlık, devlet adamlığından bihaber olma sayılabilir.
De Puig’in NTV Muhabiri Kayhan Karaca’nın “Daha önceki parti kapatmalarda, DTP davasında da sesiniz çıkmamıştı, şimdi neden bildiriden söz ediliyor” sorusuna “Talep Mevlût Çavuşoğlu’ndan geldi” dediği NTV’de görüntülü olarak mevcut.
St. Petersburg’daki bir toplantıda “Herkes tepki gösterdi, siz de gösterin” teklifi yapılmış. (O “herkes” için de bir şüphe söz konusudur artık. Örneğin Avrupa Konseyi için Strazburg’da “Kulis diplomasisinin tapınağı. Ne kadar tanıdığınız varsa o kadar etkinsiniz” deniyor.)
Her ne kadar bu yapılanın “pek de önemli bir şey olmadığı, Avrupa Konseyi’nin zaten üye ülkelere bu tür müdahalelerde bulunduğu”nu söyleyenler çıkıyorsa da şimdiden “AKPM’nin, içindeki tüm siyasi grupları temsil eden bildirisi” tanımlamasıyla bir ek baskı unsuru olarak kullanılmaya başlandı bile.
Şimdi sıkı durun; 21 imzayı atan yabancı milletvekilleri arasında Azerbaycanlı milletvekili Samed Seyyid’de var. Bu Seyyid, imzaların toplandığı Cuma sabahı AKPM’den, hem de hiç çekinmeden bazı gazetecilerin yanı başından Mevlût Çavuşoğlu’nu arıyor ve aynen şöyle diyor:
“Mevlütcüm, 17 imza topladım, 3 tane eksik, saat 10’a kadar tamamlamam lazım.”
Gazeteciler bunu aktardıktan sonra ekliyorlar:
“Telefon diplomasisi ile sorun halledildi. AKP’nin zaten dava açıldığından beri kulis yaptığı biliniyor.”
Strazburg’da 47 ülkenin temsilcilikleri, diplomatları var. Bu yapılanın Türkiye adına nasıl bir durum olduğunu buyursun Dışişleri düşünsün (artık böyle bir şey de yok ya!)
Bu arada, oradaki Türk diplomatlar “Yol yordam bilmeden işler yapılıyor ve Türkiye’nin prestijiyle oynanıyor” diyorlar.
Sapla samanı ayırmak artık imkansız ama oturduğumuz yerden yazılan senaryoları yutturmak da imkansız!
Puig ne demiş, ne demiş?
Haberin Devamı

