Hastalarını muayene ederken gizli kamera kullanan doktor olayını hatırlıyor musunuz?
Ya hastalarıyla ilgili gizli sırları, onların rahatsızlıklarını isim vererek kitap yapan ünlü sosyete psikologunu?
Veya masaj yaptığı insanlarla ilgili konuları kitap yapan, böylelikle basit bir masaj meselesini bile korku haline getiren masörü?
Bu olayların hepsi tecavüzün ta kendisidir aslında... Önce kişilik haklarına; özel sınırlara tecavüz, sonra da adı geçen, konu olan insanlara psikolojik tecavüz...
Yukarıdaki olayların üçü de aynı zamanda "mesleği kötüye kullanmak" suçunu içerdiğinden medeni ülkelerde daha ağır bir ceza gerektirir. Ama medeni ülkelerde insanların özel anlarını onlardan habersiz olarak kameraya almak ve bunu kullanmak da yeterince ağır bir suçtur.
Bakıyorum da gündemimizin tepesine bomba gibi düşen, büyük gazetelerin bile manşet ve sürmanşerten verdiği Gülben Ergen'le ilgili "şantaj kaseti" olayı basit ve sıradan bir Televole haberi gibi algılanıyor basında ve toplumda. Bir sanatçıyla ilgili olduğuna göre bir magazin haberi sayılmalı gibi.
Bu konuya özel önem verilmesinin iki nedeni var basına göre;
1) Kasetin Uzanlar'ın kasasından çıkması
2) Ünlü bir isme ait olması.
İzleyenler de aynen bu gözle görüyorlar olayı. Oysa bütün toplum, özellikle de genç kız ve kadınlar için çok daha ciddi boyutları var.
Öncelikle bu olay, ne yazık ki tecavüze, hatta çocuklara yapılan toplu tecavüzlere bile gereken önemin verilmediği, kişilik haklarına tecavüzün ise sözünün edilmediği adaletten yoksun bir ülkede çürümenin nerelere varabileceğini göstermesi açısından çok önemli.
Adalet herkese lazım!
Gizli kamera kullanılıyor, kasetler erkek grupları tarafından izleniyor ve sonra da elinde gazeteleri, TV'leri olan güç sahipleri tarafından şantaj malzemesi olarak saklanıyor. Gülben Ergen'in kaset olayını "O sanatçı canım, olur böyle şeyler" diye izleyen veya gizli bir kıskançlıkla bundan mutluluk duyanlar unutmamalı ki bu tür tecavüze başvuranlar durdurulmadığı takdirde benzer bir olay her an, herkesin, kendi ailelerinden birinin veya kendilerinin de başına gelebilir.
İngiliz gazeteleri Dünya Güzeli Azra Akın'a bir TV programında sarkıntılık yapan James Hewitt için "çirkin fare" tanımını kullandılar. Nefret ifade eden bir tanım. Bunun nedeni Hewitt'in Prenses Diana hakkında ileri geri konuşması ve anılarını kitap haline getirmesidir. İngiliz toplumu böylesi bir ilkesizliği affetmez, o nedenle James Hewitt bundan sonraki yaşamında İngiltere'nin neresine giderse gitsin lanetlenmiştir.
Kısacası, yaptığı şeyin yasalarda yeri ve cezası olmasa da toplum ortak bir görüşü paylaşarak onu kendi içinde yeterince cezalandırmaktadır. Onların "privacy" dediği "özel alan" kutsaldır ve dokunulmazlığı vardır. Yetişkin insanlar, yetişkin olmanın sorumluluğunu taşıyamıyorsa bu sorumluluk, geriye kalan milyonlarca vatandaş tarafından kendilerine her an hatırlatılır.
TCK'da yeri var mı?
Bizde ise, hemen her olayda olduğu gibi burada da tek mağdur kadın. Bekâr ve yetişkin bir insan olduğu halde kendi seçimi olan beraberlikleri bir suç gibi karşısına dikiliyor. Burada, mağdurun kim olduğu, yaşantısı filân önemli değil. Tecavüz eylemi nasıl ki "kime olursa olsun" aynı şekilde suçtur, bu tür tecavüzde de durum farklı değildir.
Gizli kamera kullananlara ağır ceza getirileceği "doktor ve gizli kamera" olayından sonra açıklanmıştı. Bu gerçekleşmiş olsaydı Cumhuriyet Savcılığı'nın, haberleri ihbar kabul ederek ilgili kişiler (ve tabiî özellikle şantaj malzemesi olarak kullananlar) hakkında kamu davası açması gerekecekti.
Ama yine ne yazık ki bu suç TCK'ya alınmak üzere hâlâ Komisyon'da beklemekteymiş. Bu durumda ancak mağdurun tazminat davası açma hakkı var.
Kadınların bazı hakları için ülkeyi ayağa kaldıran siyasetçilerin, asıl tüm kadınları paranoyak yapacak böylesi bir suça önlem almaları gerekmez mi?
Bekleyelim bakalım ne zaman sıra gelecek?
Ve ne zaman biz olayları medeni toplumlar gibi değerlendirebileceğiz?
Avrupa Ajandası
Arı Hareketi bünyesinde bulunan Toplumsal Katılım ve Gelişim Vakfı, Belçika merkezli Generation Europe Vakfı ile ortaklaşa bir Avrupa Ajandası çıkardı.
Turkcell, Yapı Kredi ve Coca Cola'nın sponsor olduğu 2003-2004 ajandası 20 ilde 100 bin liseli gence Bakanlık kanalıyla dağıtılacakmış. 32 sayfası Türkiye'ye özel, geriye kalan 64 sayfası ise yayınlandığı tüm ülkelerde ortak olan bilgilerle hazırlanmış kitapta Avrupa Birliği hakkında gerekli tüm bilgilerden, küreselleşme ve küreselleşme karşıtlığına, spordan müziğe ne ararsanız var. Dün 'şöyle bir bakayım' diye elime aldım, neredeyse yazımı yetiştiremeyecektim, öyle dalıp gitmişim okumaya...
Bakın meselâ "AB hakkında en çok sorulan sorular"dan ikisi...
* Üye olunca herkesin işi olacak mı?
- İşsizlik AB'nin mücadele ettiği en önemli sorunlardan biridir. Ekonomik gelişmenin ve entegrasyonun işsizliğin azalmasında etkili olacağı şüphesizdir. Ancak bu durum özellikle nitelikli insan gücü için geçerli olacaktır.
* AB'ye üye olursak ülkemize Avrupa'dan daha çok insan gelecek mi? Bizler de AB ülkelerine gidebilecek miyiz?
- 'Serbest Dolaşım' ortak pazarın bir gerçeğidir ve üye ülke vatandaşlarının AB sınırları içinde hiçbir sınırlama olmaksızın dolaşımını garanti altına alır.
Bu anlamda Türkiye AB üyesi olduğunda, Türk vatandaşlan diğer AB ülkelerinde, onların vatandaşları da Türkiye'de serbest dolaşım hakkından faydalanacaktır.
Özellikle genç okurlarımızın Avrupa Ajandası'ndan bir tane edinmelerini öneriyorum. Çok yararlı olacağına eminim.
Bilgi için "www.ari-tr.org" adresini veya Ayazağa Ticaret Merkezi'nde Toplumsal Katılım ve Gelişim Vakfı'nı deneyebilirsiniz.
Psikolojik tecavüz
Hastalarını muayene ederken gizli kamera kullanan doktor olayını hatırlıyor musunuz? Ya hastalarıyla ilgili gizli sırları, onların rahatsızlıklarını isim vererek kitap yapan ünlü sosyete psikologunu?
Haberin Devamı

