Hatırlayacaksınız, geçen hafta "Lâtife Hanım'ın Günlüğü" başlığı ile Atatürk'le kısa süre evli kalmış olan Lâtife Hanım'ın anıları ve mektuplarından söz etmiştim. Bu yazıda bir karı koca arasındaki özel ilişkinin, bilgilerin, anıların, kendilerinin ölümünden sonra yayınlanmasına kimsenin karar veremeyeceğini, hele söz konusu kişi Atatürk ise hiçbir şekilde izin verilmemesi gerektiğini söylemiştim.
Aynı gün beni arayan, Medeni Kanun, Borçlar Hukuku gibi konu ile ilgili kanunların uzmanı Prof. Dr. Safa Reisoğlu da bu görüşü desteklemiş, "Herkes için geçerli, ama Atatürk'le ilgili olduğunda milletçe sahip çıkmak, önlemek gerekir" demişti.
Yine o yazılarda Lâtife Hanım'ın mektup ve anılarını tasnif için o yıllarda bilirkişi olarak görevlendirilen ve bu bilgilerin yayınlanmasında "25 yıl süreyle sakınca gören" Prof. Reşat Kaynar'ın şimdi nedense birden bire fikrini değiştiriverdiğinden de söz ediliyordu.
Ben de bu turuma karşılık 'Prof. Kaynar yasalara rağmen bu kadar önemli, bu kadar özel bir durumda nasıl tek başına karar verebiliyor ve kararının doğru karar olduğunu topluma empoze edebiliyor?' sorusunu sormuş, itiraz nedenimi ise 'karşı tarafın, Mustafa Kemal'in şu anda doğrulama, yalanlama imkânı olmadığı halde, bizim de tarafsızlığına emin olamayacağımız birtakım özel bilgilere, kamuoyuna mal olmuş bahanesiyle dalmanın yanlışlığı ve zaten yasalar açısından da mümkün olmayışı' şeklinde açıklamıştım.
Son okuduğum habere göre; 95 yaşındaki Ordinaryüs Profesör, aynen dediğim gibi "Kamuoyuna mal olmuş" sözleriyle "yayımlanmalıdır" israrını sürdürüyor. Hem de Lâtife Hanım'ın yasal varisi Dilek Bebe'nin "Bu bilgiler insanların özel hayatına aittir. Mahremdir. Kamuoyuna açıklanmasında hiçbir yarar olmadığı gibi bunu yapmaya da kimsenin hakkı yoktur" demesine rağmen.
Kendisine yapılsaydı...
Peki bu profesör ne istiyor dersiniz? Acaba kendisi, hayatına ait, diyelim ki eşiyle arasında geçen pek özel olaylara ait bilgilerin, ölümünden sonra birileri tarafından halka açıklanmasından hoşlanır mıydı? Bu kadar İsrarın sebebi nedir?
Ayrıca bir profesör kanunlara rağmen nasıl bu kadar İsrara olabilir, onlar kanun-kural dinlemezse başkaları dinler mi?
Türk Tarih Kurumu bu belgeleri, Cumhurbaşkanı'nın "Atatürk Müzesi'ne koyacağız" diyerek istemesine rağmen vermemekle doğruyu yapmıştır.
İlkeler, kanunlar ya vardır, herkese eşit uygulanır veya yoktur. O zaman da işte böyle sorunlarımızı çözemeden, freni patlamış serseri kamyon gibi yokuş aşağı yuvarlanır gideriz.
Sağlık Bakanı neyi abartılı buluyor?
Kurban bayramı boyunca birçok kurban kesiminin hâlâ kurallara uyulmadan yapıldığını, ellerinde satırlarla sokakta hayvan kovalayanları, boğaların alnına bıçak saplayanları, kısacası eski vahşetin sürmekte olduğunu okuduk, TV'lerde izledik durduk.
Sağlık Bakanı Recep Akdağ ise kurban kesimi konusunda gösterilen tepkileri abartılı bulduğunu belirtmiş ve "daha çok kurban keseceğiz ama çevreyi rahatsız etmeden yapmaya zamanla alışacağız" demiş. Bu tepkiler abartılıysa, bu da halkın hep birlikte gösterdiği tepkiye karşılık pek silik bir açıklama doğrusu.
Böyle diyeceğine "isteyen bundan sonra da kurbanını keser ama gelecek yıldan başlayarak kesim yerlerini biz belirleyecek ve buralarda kimseyi rahatsız etmeden, kurallara uygun kesimi sağlayacağız" dese daha anlamlı olurdu. İstenen şey tavsiye veya sabır telkini değil çözüm. Ç-Ö-Z-Ü-M!
Profesör, Lâtife Hanım'ın mektuplarından ne istiyor?
Hatırlayacaksınız, geçen hafta "Lâtife Hanım'ın Günlüğü" başlığı ile Atatürk'le kısa süre evli kalmış olan Lâtife Hanım'ın anıları ve mektuplarından söz etmiştim
Haberin Devamı

