Bugünden itibaren her gazetecinin eline zincirli bir demir gülle bağlanmış durumda... Türkiye'nin bütün sağduyulu hukukçularının da karşı çıktığı ve "basını susturmak için bir hile" olarak gördüğü, medyacılara hapis cezası getiren maddeler bugünden itibaren yürürlüğe giriyor.
"Hangi çılgın bana zincir vuracakmış şaşarım" diyen bizim gibilerin eline pranga takmak zor olacağı için 'Allah bizi korusun' demekten başka çare kalmıyor.
KANUN DIŞI Kur'an kurslarını, küçücük çocukların beyinlerinin kontrolsüz şekilde, "hoca" kisvesi altında yalan yanlış bilgiler veren, baskı yoluyla fikirlerini empoze eden kişiler tarafından yıkanmasını tümüyle cezasız bırakacak yasa maddesini KABUL EDEN Hükümet bu ülkenin basınını susturmak yolundaki kararlılığını değiştirmedi. "Suç basın yoluyla işlenmişse cezanın artacağı" yönündeki maddeyi değiştirdi o kadar. Ki bu da son anda çıkarılan zina tartışmasıyla, çok önemli olan "namus cinayetlerinde tahrik indirimi" ve onun gibi çok önemli birkaç hatalı maddenin gözden kaçırılmasından farksız bir yanıltmacaydı zaten.
Bütün bu büyük yanlışları bir yana bırakacak olursak (bırakmadığımız takdirde yanlışlar doğruları götürüyor) TCK'da birçok madde de kadın-erkek eşitliğini sağlayacak, ayırımcılığı ve kadınlara yapılan haksızlıkları önleyecek şekilde değiştirildi. Bunun karşısında durulamayışının en
önemli nedenlerinin başında kadın sivil toplum örgütlerinin ve hukukçuların yıllar boyu süren disiplinli çabası geliyordu. Nitekim birçok kabul edilemez nitelikteki madde, bizlerin tepkisiyle son anda tasandan çıkarıldı.
Bu çabayı gösteren STK'ların en önemlisi TCK Kadın Platformu idi. Türkiye'nin hemen hemen bütün illerini tek tek dolaşarak araştırmalar yapan ve TCK Kadın Platformu'nda da yer alan Uçan Süpürge bugün Ankara'da, Hilton Oteli Kavaklıdere Salonu'nda (12.00-14.00 arası) bir TCK toplantısı yapıyor.
Kazanımları kutlamak, yanlışların düzeltilmesi için mücadelenin de başladığını anlatmak için...
Bilinçli kadınlar bi zahmet TV'lerinin karşısından veya diğer meşguliyetlerinden ayrılıp, kendilerini çok ilgilendiren bu toplantıya katılmalılar.
Çözümü hep başkalarından beklemek olmuyor.
Yetmiyor.
Bilimsel olmayan bilimsellik (2)
Dünkü yazımı, düzenleyenlerin "konferans yapılmasa da biz amacımıza ulaştık" dedikleri, "bilimsel ve akademik"liği çeşitli kişilerce sık sık vurgulanan toplantıyla ilgili söyleyeceklerim olduğunu belirterek bitirmiştim. Devam ediyorum...
Efendim, lise ve üniversite eğitimini bilim üzerine yapmış bir yazar olarak, herhangi bir toplantının bir üniversitede yapılmasının onun bilimselliğini kanıtlamayacağını iddia edeceğim.
Bir üniversitede, konunun uzmanı olmayan, bırakın uzmanlığı çoğunun konuyla hiçbir ilgisi olmayan doktor, doçent, profesör veya gazeteciler tarafından yapılmak istenen toplantı bilimsel, akademik filân değildir. Örneğin Etyen Mahcupyan, Ali Bayramoğlu gibi meslektaşlarımızın bu konuyla ilgili bir araştırması, çalışması, tarihi bilgi, belge içeren bir konuşması bugüne kadar duyulmamıştır. Ama onlar bu "bilimsel" toplantıda tarih biliminden, Türkiye'nin tarihinden söz edecek, yorumlar yapacaklar. Aynı şekilde bilmeden konuşacak akademisyenler var orada...
Bu tür bir toplantı kesinlikle bilimsel değil, siyasidir. Siyasi olduğu için de aslında yer olarak bir üniversitede yapılmamalıdır. Ama isteyen, hukuk sınırları içinde kalmak üzere istediği siyasi toplantıyı istediği yerde yapabilmelidir elbette.
Burada önemli olan, sıradan bir siyasi toplantının bilimsel kılıfı altında saklanmamasıdır.
Zira saklanması, yalnız topluma değil bilime de saygısızlıktır.
Keşke konunun uzmanı akademisyenlerden "belgeleriyle" bir alternatifin sunulacağı gerçek bir akademik toplantı olsaydı. Kim duymak istemezdi ki bunları?
Ama uzman olmayanlar tezlerini belgelere dayanmadığını bildikleri için öylesine ulu orta, Ermeni tezini Ermenilerden daha ateşli bir şekilde savunarak, kendilerinin hata içinde olduğunu belgelerle açıklayan uzman tarihçilere de saldırarak konuşup duruyorlar. Hem de Avrupa'da yaşayan Ermeni-Türk vatandaşların bile Internet'te "konuşmalarımızda dikkatli olmalıyız. Sözlerimiz Türkiye aleyhinde kullanılıyor, orası bizim de vatanımız" demeye başladığı bir sırada!
O "sert eleştiri", bu ne?
Yargıtay'dan TCK'nın yürürlüğe girmesinden önce basına destek gelmiş. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, Tarım Bakanı Sami Güçlü'ye "Sen alınır, satılır bir zavallısın, ederin de 310 bin lira" diyen bir gazeteye verilen 5 milyarlık tazminatı bozmuş. Bu sözleri "sert eleştiri" niteliğinde bularak tazminata gerek olmadığına karar vermiş.
Madem ki durum budur (ki Batı ülkelerinin hepsinde budur) o zaman aynı 4. Hukuk Dairesi, benim bir profesör için yazdığım ve "kadınlar konusunda takıntısı var, Medeni Kanun sırasında da benzer şekilde davranmıştı yorumunu yaptığım "Takıntılı Profesör" başlıklı yazıma, sadece bu kelimeden dolayı nasıl 15 milyar TL tazminata karar verdi?
Ve ben niçin bu nedenle devletime karşı AİHM'de dava açmak zorunda bırakıldım?
Bu soruların cevabı var mı acaba?
Pranga mahkumu basın ve kazanımlar!
Bugünden itibaren her gazetecinin eline zincirli bir demir gülle bağlanmış durumda...
Haberin Devamı

