Meclis’te şapkalı kadınların Dünya Kadınlar Günü oturumuna alınmamaları gibi bir olayı daha önce hiç duymadık.
Ayrıca laiklik gereği devlete ait alanlara dinî simge ile girilmemesine rağmen artık türbana (ki türban üstelik dinî/siyasi simge olmuştur) ses çıkarılmıyor ve 50-60 kişilik türbanlı kadın grupları Meclis balkonlarından Başbakan’a tezahürat yapabiliyorlar.
O zaman sadece bir aksesuar (çanta, eldiven, atkı, bere gibi) olan şapka nedeniyle Meclis polisleri neden kadın dinleyicileri, hem de Kadınlar Günü oturumunda içeri almıyor?
Bu karar kendi insiyatifleriyle olmayacağına göre polislere bu emri kim verdi?
TBMM Genel Sekreteri olaydan saatler sonra ortaya çıkıp “Şapka yasağı yok, polis hata yapmış” diyor.
Meclis’teki bu ve benzeri olayların toplumda nasıl bir kutuplaşma yaratma niyetiyle yapıldığını görmemek saflık olur.
Aslında medyanın ve sivil toplum kuruluşlarının toplu olarak bu olayın nedenini soruşturması, cevap araması gerekirdi.
Meclis Başkanı Bülent Arınç’tan bu emri polise kimin verdiğini duymak istiyoruz!
Bir masal daha!
AKP İstanbul İl Başkanlığı, gönderdiği 8 Mart bildirisinde;
“Şiddetle mücadelenin yollarından biri de kadının toplumsal temsiline önem vermektir” demiş. Bundan sonra da kadınlar adına yaptıkları faaliyetleri sıralamışlar.
Hepsi güzel, hoş da çalışan kadın sayısı giderek artmıyor, azalıyor. Okul kitaplarında kız çocuklara çizimlerle kadınların görevinin evde oturup çocuk bakma ve ev işleri, erkeklerin ise çalışmak olduğu empoze ediliyor.
Siyasetteki temsil 96 erkeğe karşılık 4 kadın...
Bu durumda nasıl bir “toplumsal temsil”den söz ediliyor? Topluluk içinde harem-selamlık oturtulan kadınlar mı bu temsili gösterecek?
“Kadına karşı şiddet”le mücadelenin birinci yolu kadının ekonomik gücünü arttırmaktır. Mesleği olanları çalışmaya teşvik, “eşit ise eşit ücret”le erkeğe verilen hakkın aynısını onlara tanımak ve sonra Medeni Kanun Mal Rejimi ile de evlilikte edinilen mallara ortak etmek.
Bunların hangisine eğildiklerini duyduk son hükümet döneminde...
Diyorum ya, lâfla peynir gemisi bir tek Türkiye’de yürür.
Atalarımız aksini söylemekle hata etmişler!
Elini yıkarsan yenir!
Dün son yazımı “her konuda kendine göre kurallar, açıklamalar ortaya atan din adamları nedeniyle kafaların karıştığını” söyleyerek bitirmiştim, devam ediyorum.
Kafalar karışıyor...
İstanbul Müftülüğü’nün “yemek sol elle yenmez, sağ elle yenir” açıklamasında olduğu gibi...
Müftülük, Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu’nu bile kızdırdı ve Bardakoğlu “Masa başında oturup kural üretiyorlar. Önce okullardaki şiddet olaylarına eğilsinler” benzeri bir açıklama yaptı.
11 Mart Pazar günü Diyanet İşleri Başkanı Yardımcısı Doç. Dr. Mehmet Görmez’i Her Açıdan’da konuk edecek ve bu kez de onunla merak edilen konuları konuşacağım.
Daha etraflı açıklamayı Cumartesi günü okuyabilirsiniz.
Hollanda ve bazı ülkelerde siyasetçilerin “Kur’an’ı yasaklayalım, şiddet içeriyor” sözlerinden başlayarak “Kur’an’da şiddet var mı, hangi ayetlere bakarak böyle konuşuyorlar, hadislerin doğruluğunu nasıl anlayabiliriz, mezheplerdeki farklılıklar, hangi mezhep daha makbul” gibi soruların cevaplarını araştıracağım programı da D.İ. Başkanı Ali Bardakoğlu sohbeti gibi ilgiyle izleyeceğinizi sanıyorum.
Hata!
Sevgili okurlarım, dün ‘Türkiye’nin Kürtleri’ başlıklı yazımda bilgim dışında yapılan bir hata sonucu “DTP Danışma Kurulu üyesi” tanımında “Danışma” kelimesi “Dayanışma” olarak yazılmış. Daha önce de belirttiğim gibi bazen telefonda yaptığım son dakika değişiklikleri ve kısaltmalarda bu tür hatalar maalesef oluyor. Sorumlu arkadaşımız adına özür diliyorum.

