Polis olsam coplar mıydım?

Hep söylerim, Türkiye’de erkekler genel olarak kadın haklarına son derece kayıtsızdırlar

Haberin Devamı

Hep söylerim, Türkiye’de erkekler genel olarak kadın haklarına son derece kayıtsızdırlar. Bunca kadın cinayeti, tecavüzü, haksızlığın her türlüsü yaşanırken sesleri çıkmaz, kadınlar bu cinayet ve tecavüzlerin cezası ağırlaştırılsın diye çalışırken öylece durup seyrederler ama “türban”dan söz ediliyorsa bakarsınız çok sayıda erkek kadınlardan önce kadın hakkı savunuculuğuna soyunmuş.

Türkiye’de insanlar bugün her türlü din ve inanç özgürlüğüne sahipler. Ayrıca laik rejim sayesinde her dinden ve inançtan insan bu ülkede aynı şekilde özgür yaşıyor, hiç kimseye bir baskı yapılmıyor.

Böyle bir baskının olduğunu iddia edenlerin ise tutunduğu tek bir konu var; devlete ait alanlarda dinî simgeye izin verilmemesi... Bu da bir süredir birçok devlet kuruluşunda “hizmet alanlar”a uygulanmıyor. Hatta bazı sağlık ocaklarında, ambulans servislerinde doktor ve hemşirelerin, bazı okullarda öğretmen ve öğrencilerin rahatça türban taktığı da biliniyor.

Din siyasallaştırılmasa, belli partiler tarafından oy amaçlı olarak kullanılmasa (ki Erbakan’ın ve partisinin bunu yaptığı partili arkadaşları tarafından açıklanmıştır), toplum sadece türbana bağlı olarak bölünmese ve iş laik rejimin tartışılmasına kadar vardırılmasa belki şimdiye kadar o konuda da bir çözüm bulunabilirdi.

ŞERİAT İSTEYENLER
Türkiye’de dinin nasıl siyasallaştığı, radikal İslâmcıların demokrasi ve laikliği nasıl “küfür” olarak gördüğü, bazılarının nasıl “din jandarmalığı”na soyunduğu, kadın eli sıkmayı günah, türbansız kadını Müslümanlıktan çıkmış saydığı ve daha birçok gerçek kendisi de eski bir “radikal İslâmcı” olan Mehmet Metiner’in “Yemyeşil Şeriat, Bembeyaz Demokrasi” isimli kitabında çok güzel anlatılmış.

Neşe Düzel’le yaptığı bir röportajda “Şükür şeriatı getiremedik. Tasarladığımız şeriat rejimi dinsel bir diktatörlüktü” diyordu Mehmet Metiner ve sonra laikliğin Kur’an’la ve İslâm’la çatışan bir yanı olmadığını, laiklik ve demokrasinin farklı düşüncelerdeki Müslümanlar’ın da bir arada barış içinde yaşamasını sağladığını anlatıyordu.

Dün yazdığım “İki türban tablosu” başlıklı yazımda İran’da kadın hakları için yürüyüş yapan kadınların coplanmasından söz etmiştim.

“Dikey kalem” kod adını kullanan bir okurumuz (neden isimlerini vermezler acaba) İran’daki uygulamaların daha şiddetlisinin burada başörtülülere uygulandığını ileri süren ve “Siz polis olsaydınız başörtüsüyle üniversiteye girmek isteyen bayana ne yapardınız” diye soran bir mektup göndermiş. O benim daha da kötüsünü yapacağımı söylemiş ama her iki konuda da çok ama çok haksız.

Türkiye’de hiçbir başörtülü kadın coplanmamıştır, bu nedenle devlet tarafından şiddetle karşılaşmamıştır. Bu ülkede örtülü veya örtüsüz her kadın demokrasinin sağladığı her türlü özgürlüğe sahiptir.

“ÖNCE OKU”
Sadece devlet kurum ve kuruluşlarında türban (yalnız türban değil, her dine ait simge) yasağı dışında. Kaldı ki Diyanet İşleri Başkanı Bardakoğlu kendi kızına da, diğer genç kızlara da “Önce devletin kuralına uyarak okuyun, sonra yine türbanınızı takarsınız” demiştir ve kendi kızı da buna uyarak üniversiteye gitmiştir. (Eski Diyanet İşleri Başkanı’nın kızı da...)

Madem ki şu anda kural budur, bu kuralı dinî baskı şeklinde algılamadan, devletle kavgaya girmeden eğitim süresince uygulamak da mümkündür.

“Ben polis olsam ne yapardım”a gelince... Coplamaktan daha nazik bir yol yok mudur? Benim gibi tüm meslek yaşamını öncelikle kadın haklarına adayan bir kadının kadınlara şiddet gösterebileceğini hangi sağlıklı kafa düşünebilir? Öfkeden ne yazacaklarını şaşırıyorlar.

Beyler, türban tek kadın hakkı değildir. Kadın ve erkeğin mirastan eşit pay almasını sağlayan yasaya itiraz gelmedi, hemen kabul ediliverdi. Oysa İslâm’da eşit pay diye bir şey yok.

Bu ülkede mirastan, kadına karşı şiddeti önleyecek yasalara, kadını beş parasız sokağa atılmaktan kurtaracak Mal Rejimi’ne kadar çok sayıda kadın hakkı elde edildi. Bugün Türkiye’de yaşayan kadınlar birçok yönden güvence altında...

Hâlâ İran’ı takdir edenler varsa, devam etsinler. Başka ne söylenebilir ki?

*****

Miting için sınav erteleme
Başbakan Erdoğan İnönü Üniversitesi’nde sınav tarihlerinin 14 Nisan’da Ankara’da yapılacak Cumhuriyet mitingi için ertelenmesine kızmış.

Üniversite’nin Rektörü Fatih Hilmioğlu ise bu ertelemenin miting nedeniyle yapılmadığını, 15 Nisan’da yapılacak askeri lise giriş sınavları nedeniyle bazı fakültelerde vizelerin öne veya ileriye çekildiğini açıklamış.

Sınav tarihlerinin bir mitinge göre ayarlanması yanlış bir uygulamadır, erteleme nedeninin bu olmadığını duymak sevindirici.

Ama öte yanda (söyleyince kızıyorlar ama) yine bir çelişki var ortada; madem ki öğrencilerin mitinglere katılması için kolaylık sağlanması Başbakan’ın hoşuna gitmiyor, ilköğretim okulu öğrencilerinin toplu şekilde AKP mitinglerine götürülmesine sde aynı şekilde itiraz etmiş miydi acaba?

DİĞER YENİ YAZILAR