Normal olarak bir ülkenin vatandaşları, polisini görünce huzur duyar, kendini güvende hisseder değil mi? Türkiye’de artık değil. Burada durum giderek tamamen farklı bir hal alıyor. Çok uzun bir zaman geçmedi; bir parkta kovaladıkları bir genci (ya da “potansiyel suçlu” veya “suçlu” diyelim) yere düşmüş vaziyette tekmeleyen polisleri TV’de olayı izledikten sonra yazmıştım.
Buna İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nden yapılan açıklamada “Her meslekte olduğu gibi polisler arasında da hata yapanların bulunduğu, bunların cezalandırıldığı” belirtilmişti. Şimdi de parkta oturan iki gencin yanlarına gelip kavga çıkaran ve göğsüne attığı tekmeyle bunlardan birini (26 yaşında ve iki küçük çocuk sahibi) öldüren polis haberini duyduk.
Plakası “HIY” olan polis otosunun “mahallenin kâbusu” olduğunu ölen gencin kardeşi anlatmış.
Haber ilk kez verildiğinde “serbest bırakıldığı” bildirilen polis ise olay büyüdükten sonra savcılık talimatıyla tutuklanmış.
Öncelikle bir katilin, her kim olursa olsun nasıl serbest bırakıldığını Emniyet’in açıklaması gerekiyor. Sonra suç işleyen polisleri kurtarmak için yapılan açıklamalar da var. Nasılsa polise inanılacağı için “Küfür ettiler, nara atıyorlardı, uyuşturucu almışlardı” gibi iddiaların olaydan sonra hemen öne sürülmesi onları bir anda haklı duruma getiriyor.
Oysa polisin görevi yakaladığı kişinin eylemi, suçu ne olursa olsun “zarar vermeden” onu yargıya teslim etmektir. Bu olayda da “Küfrettiler, istediğimiz yerde içki içer, nara atarız dediler” şeklinde bir açıklama yapılmış. İnandırıcı olmadığı bir yana, olsaydı bile polisin tekme atmaya hakkı yoktu.
Bunlara bireysel olaylar gözüyle bakılamaz. Karakollara, polislere “yetki sınırlarını ve hatalarının yaptırımlarını” kesin bir dille anlatmak Emniyet’in görevidir.
Ortaya çıkıp bunu medya yoluyla Türkiye’ye ilân etmek de... Suçluları cezalandırmadığınız, hukukun uygulandığını topluma anlatmadığınız takdirde polisin giderek bozulmasını, yozlaşmasını, halkın da onu kâbus gibi görmesini önleyemezsiniz.
Yine de genellemeyelim ama, bu örneklerde görüldüğü gibi ya suçlunun kendisi olur veya onunla işbirliği yapar.
Her iki durumda sorumlusu Emniyet olarak görülür!
Cezalandırın şu vahşileri!
Artık dehşet veren haberleri okuyamıyorum bile... Bu toplumun insanları arasında bu kadar vahşi, bu kadar caniler olduğunu görmek istemiyorum. Bunlar insan olabilir mi?
Küçük kızlara toplu tecavüzden, uyuşturucu ve kadın ticareti çetelerine, toplu trafik cinayetlerine, eşi tarafından çocuğunun önünde onlarca kez bıçaklanarak öldürülen kadınlara kadar akla gelmedik her sefillik mevcut.
Kısa süre önce Ortaköy viyadükünde aralarında iki genç kızını okutmak için çalışan bir anneyle, askere gitmek üzere olan bir gencinde bulunduğu aracı biçen üniversiteli sürücüyü duyduk.
Ondan sonra yine son günlerde artan toplu tecavüzlerden birini, lise 1. sınıf öğrencisi 15 yaşındaki kızı eterle bayıltıp kaçırarak tecavüz eden 14 vahşiyi okuduk. Zavallı çocuk... Eğitim, gelecek hayalleri bitti, mahvoldu.
19 yaşındaki genç kıza Bayram arifesinde çarpıp kaçan, ölüme terk eden caninin yakalanması için haykıran anneyi okuduk.
Muğla Üniversitesi’nden iki öğrenciye bir grubun demir sopalarla saldırdığını, sokakta müzik dinleyen ayakkabıcıyı “gürültü yaptın” diye öldüren iki üniversiteliyi duyduk. Ayakkabıcının ölmeden önce son sözü “Ben iyiyim, anneme söylemeyin üzülmesin” olmuş. Yüreğiniz dayanıyor mu bunları duymaya?
Bu olaylara ceza verecek hakimler, toplu tecavüze uğrayan kızların ve ailelerinin tüm yaşamının “ölümle eşdeğer şekilde” mahvolduğunu, viyadükteki cinayetten farksız kazada ölen kadının iki kızının, ölen gencin ve diğerlerinin ailesinin geleceğinin de aynı şekilde karardığını düşünerek karar vermeliler.
Annesi gözlerinin önünde öldürülen çocukları ise düşünmek bile zor... Nasıl yaşayabilecekler ki?
Genç yaşında hayatına son verilen masum insanlar bir yana geride bıraktıklarının hayatının da bittiği mutlaka göz önüne alınmalı.
Örneğin üç kişinin ölümüne neden olan bir sürücü yağmuru, rüzgarı mazeret olarak ileri sürüyor. Bu hava şartlarında normal hızda ve dikkatle giden bir sürücü nasıl karşı şeride uçabilir? Diğer arabalar neden uçmamış?
Hakimlerin suçlulara, özellikle ağır suçlulara “iyi hal indirimi” gibi anlamsız indirimler uygulamaları toplum vicdanını son derece rahatsız etmeye başladı.
Bırakın maktullerin yakını olan mağdurları, toplum fena halde rahatsız. Mahkemelere bir kez daha hatırlatmış olalım.
Kamyon arkası yazıları
Böyle bir yarışma açmış Horoz Lojistik... Sektördeki 65. yaşlarını kutlamak için Türkiye’nin her yanından gelen enteresan “kamyon arkası yazıları”nı toplamışlar, internet yoluyla 6000’e yakın başvuru gelmiş ve bir jüri bunlar arasından en iyileri seçmiş.
Başlıktaki isim, ortaya çıkan kitabın da ismi. Ben aralarından sizin için birkaç tane seçiyorum ama geriye kalanlar da çok enteresan...
* Trafik canavarı bir Türk öbür dünyaya bedeldir
* Hatalı değilsem de lütfen aşağıdaki numarayı arayın. Yalnız Kamyoncu
* Ölürsem kabrime gelme istemem, sıkışırız!
* Her dilde korna çalarım
* Hava atmayı sevsem pilot olurdum, hava almayı seçtim kamyoncu oldum
* O elinde tuttuğun direksiyon, önüne bak yapma atraksiyon
* Arabada bebek var... Sarışın
* Solladı, kendini de yolladı
* Babaanneme de yol vermiştim, saygımdan
* Arabanı da al git
* Yolların generali, aşkının neferiyim
* Sürücü hatalarını lütfen hatalısurucu@Allahcezanı
verecek.com adresine bildiriniz
* Kamyon arkası yazımız kamyon önüne taşınmıştır, görmek için sollayınız
* Bir sana, bir de karayollarına hastayım.

