Başbakan Erdoğan daha önce DTP’nin “PKK terörünü lanetlemesini” onlarla görüşmek için şart koşmuştu ki bu kesinlikle doğru bir tavırdı. Sonradan bu şartı kendisi kaldırarak terörün bitmesi, yeni canların yitmemesi adına DTP ile görüştü.
Bu görüşmeyi Başbakan sıfatından çok “AKP Genel Başkanı” olarak yaptığını anlatan Grup’taki odasında görüşme kararı da yerindedir. Zira burada Sırat Köprüsü gibi son derece tehlikeli, riskli bir geçiş söz konusu...
Şu sıralarda haklı olarak “DTP ile görüşme, PKK ile görüşme anlamına gelir mi” tartışması yapılmakta... Bu tartışmayı yaratan; arka arkaya yaptığı mayınlı saldırılarla, karakol saldırılarıyla insanları “arkadan vurarak” toplu katliamlar yapan bir terör örgütü ile “aynı çizgide olduğunu” defalarca belirten, hatta belediye seçimlerinde aldığı oylarla neredeyse Güneydoğu bölgesinin kendisine ait olduğunu ilan eden, daha da ötesi “bunun sonunun bir Kürt devleti olacağını” bile -milletvekilleri ile- söylemekten çekinmeyen DTP’nin kendisidir.
Bu açıklamaları terör eylemlerinin arkasından, tüm ülkenin infial halinde olduğu zamanlarda bile yapmaktan çekinmediler.
Aldıkları 2 milyon oyla 12 milyon Kürt vatandaşın (Ahmet Türk’e göre 20 milyon... Ki o zaman aldıkları oy nüfusa oranla daha da düşük) temsilcisi olduklarını iddia etmeleri de anlaşılır bir bir durum değil ama sonuçta DTP Meclis’e girmiş, meşru bir partidir.
AKP Genel Başkanı’nın veya Başbakan’ın “eğer bir sorunun çözümü için görüşmesi gerekiyorsa ve bu kararı vermişse” meşru bir partiyle görüşmesi -şartlar böyle olsa bile- olağan sayılır.
Ama yanlış, hem de çok yanlış olan “AK Parti kanadından şu değerlendirme geldi” denerek verilen haberde “Öcalan’ın da bu sorunun çözümüne katkı yapabileceğinin, sözlerinin dikkate alınacağının” belirtilmesidir. Ve bu noktada CHP de, onun gibi tepki gösterenler de son derece haklıdır ve iktidar partisi ile Başbakan’ın bu seslere kulak vermesi gerekir.
Terörü meşrulaştırmak
Nitekim ilk Kürt Raporu’nu hazırlayan emekli Vali Güngör Aydın yaptığı çok önemli değerlendirmeler arasında “Kürt kökenli vatandaşlar ile DTP’nin muhatap alınmasının doğru ama PKK ile Öcalan’ın muhatap alınmasının yanlış olacağını, bunun terörü meşrulaştırmak anlamına geleceğini” söylemiş.
Eğer siz devlet olarak “30 bin kişinin ölümünden sorumlu olması” nedeniyle mahkûm edilmiş bir terör örgütü liderini adeta bir parti lideri havası vererek muhatap alır, oradan avukatlarıyla verdiği direktifleri dinlerseniz, o zaman Karayılan’ı da getirip Ahmet Türk’ün yanına oturtmanız gerekir. O zaman bu terör örgütünün “Demek ki saldırarak, öldürerek şartlar kabul ettirilebiliyor, devam edelim. DTP’nin her isteği öncesi bir saldırı daha yapalım” düşüncesine de öncelikle siz yol açmış, destek vermiş olursunuz.
O zaman bu milletin göz yaşları şartlar DTP’nin ve PKK’nın istediği noktaya gelene kadar dinmez.
İktidar Partisi’nin vereceği kararlarla “terörü teşvik eder” duruma düşmemeye çok dikkat etmesi gerekiyor. Ve yine emekli Vali Güngör Aydın’ın “Konunun TBMM’ye taşınması ve parlamentoda müzakere edilerek çözümü sağlayacak planın Meclis’te karara bağlanması, kararı devlet adına Cumhurbaşkanı’nın açıklaması, CHP’nin de ulusal plan üretimine her aşamada ve kesinlikle katkısının sağlanması” gibi değerlendirmelerini de dikkate alması gerekiyor.
MECLİS BAŞKANI DEĞİŞMİŞ
Mehmet Ali Şahin TBMM Başkanı seçildikten sonra güzel bir konuşma yapmış: “Anayasamız ve içtüzüğümüzün kuralları içinde, hiçbir peşin hükme kapılmaksızın tam bir tarafsızlıkla yüce Meclis’e hizmet etmeye çalışacağım... Her alandaki uyarılarınız benim için çok değerli olacaktır... Bana oy veren, vermeyen tüm milletvekili arkadaşlarım bana eşit yakınlıkta ve eşit uzaklıktadır” demiş.
Kulağa ve göze çok hoş gelen sözler ama umarız uygulaması mümkün olur. Neden emin değiliz? Çünkü, makamının gerektirdiği “tam bir tarafsızlıkla” davranan, hakka-hukuka saygılı bir Meclis Başkanlığı yürüten Köksal Toptan bu nedenle Başbakan’dan azar benzeri sözler işitmişti. Yeniden aday gösterilmeyi de büyük ihtimalle bu nedenden kaybetti.
Onun için biraz zor görünüyor uygulaması... Bir de, yerel seçimler öncesinde Mehmet Ali Şahin’in Adalet Bakanı olarak bir sandalyenin üstünde yaptığı “AKP’ye oy vermezseniz işleriniz yürümez” şeklindeki demokrasiye tümüyle aykırı konuşmayı unutmak zor.
Bu durumda acaba “oy verenle vermeyenin eşit uzaklıkta olması” mümkün olabilir mi?
Olacağını içtenlikle umarak Sayın Şahin’in bu onurlu göreve seçilmesini kutluyorum.

