Bülent Arınç da eksik kalmadı, Başbakan Erdoğan ve Cumhurbaşkanı Gül’ün ardından (bu süreçte ben de eksik kalmayayım demiş olmalı ki) Habur’da teslim olan PKK’lılar için “Böyle bir karşılama olmamalıydı” dedi.
Bir de istenmeyen gösterileri, toplantıları pek güzel önleyen; İstanbul’da IMF ve Dünya Bankası toplantısı sırasında dışarda protesto eylemi yapanlara (yabancılar dahil) kafa göz girişen ve bir kısmının yaralanmasına neden olan, hükümet üyelerine “sadece sözlü” protesto yapan gençleri veya kadın-erkek demeden vatandaşları boyunlarından kıskaca alıp sürükleyen Emniyet gücünün başındaki İçişleri Bakanı Atalay tekrarlarsa daha da inandırıcı olacak.
Nedir yani bu? Ülkeyi yönetenler “Bizim haberimiz yoktu, beklemiyorduk, beklesek de önleyemezdik” diyerek devletin aczini mi anlatmaya çalışıyorlar? Ve buna inanılmasını mı bekliyorlar? Bu kadarı gerçekten milletin zekâsına hakaret değil mi?
Bir o kadar da DTP’nin söylemlerindeki hakaret var. Selahattin Demirtaş “Bizim bir çağrımız, organizasyonumuz olmadı, halkın içinden geldi” diyor, Ahmet Türk sanki haberi yokmuş gibi “Dikkat etmek lazım, provokasyonlar sürece zarar verir” diyor ve birileri de gazete köşelerinde “Bravo, her iki taraf da ne kadar sağduyulu hareket ediyor” diye bu yalanları yutulur hale getirmeye çalışıyor.
Allah aşkına o Kürt kökenli kadın vatandaşların, köylü kadınların ellerindeki kusursuz pankartları kim hazırlamıştı, kendileri mi oturup yazdılar?
Ya “önderimiz Apo’nun isteğiyle geldik” diyerek elinde “Öcalan muhatap alınmalı” yazan mektupla zafer işaretleri yapan grubun içinde coşkuyla gösteriye katılıp açıklamalar yapan DTP’liler?
Bir okurumuzun internet yorumunda dikkat çektiği; DTP otobüsünün üstündeki “Çözüm özerklik” yazısı? Bunların hiçbiri önceden plânlanmamıştı da hepsi o anda mı yapıldı?
Önceden oturup birlikte bu “açılım” yöntemini plânlayanlar ve “çok güzel şeyler oluyor/olacak” diyenler, yapılan şovların toplumdaki tepkisi büyüyünce şimdi kendileri şikayet eder pozisyona geçerek sıyrılmaya çalışıyorlar, olay bu...
İŞTE “DEMOKRATİK HAK” BU DEMEK!
Ve tabii, otobüsün üstünde yazan (ılVe tabii, otobüsün üstünde yazan (ılımlı) özerklik dayatması, daha önceden açıkça “ortak vatan Kürdistan” ifadesini kullanan Öcalan tarafından bir kez daha netleştirildi.
Öcalan, kendisini neye dayanarak tüm Kürtlerin temsilcisi sayıyorsa (zira araştırmalar tersini anlatıyor) adeta hepsinin lideri havasında yine partisinin sözcüsü (!) görevini yürüten avukatlarıyla önce “devletin Kürtlerin haklarını güvenceye almasını” bildirdi, sonra da; “Evet” dedi, “Baykal haklıdır, AKP benim yol haritamı uyguluyor, hatta Davutoğlu da Suriye ve Irak’la benim haritamın görüşmelerini yapıyor”...
Hemen arkasından, bu açılım gerçekten yürüyebilirse AKP Güneydoğu’daki oylarını yükseltip “manevi lideri” olduğu partililerce açıklanan DTP’nin önünü tıkamasın diye ekledi: “Bu demokratik açılım AKP’nin değil, devletin projesidir. AKP seçim için hile yapıyor”.
TERÖRİST İTHALİ
Bu arada Avrupa’dan da terörist ithalatı yapılacağı, pardon yeni “barış elçileri”nin geleceği ve yine büyük bir şölen yapılacağı açıklandı. Ama yine Öcalan tarafından açıklandı ki bundan sonra başka grup da gelmeyecek. Üzerinize afiyet bu bir “teröristlerin kendisine bağlılığını sınama” operasyonuymuş.
Şimdi, manşetlerinden zafer çığlıklarıyla karışık “Tepki gösterenler çözümsüzlükten nemalananlar... Kandil boşalıyor” diye çırpınan bazı gazete ve yazarlar Apo’nun bu sözlerinden sonra ne diyecekler acaba?
Adam devletle resmen alay ediyor, oyun oynuyor, terör şantajıyla “kendini ve örgütünü muhatap almalarını” dayatıyor ve bunu açık açık söylemekten de çekinmiyor.
Hepsinin üstüne tüy dikerek “Özerk bölge, kendimizi yöneteceğiz, savunma gücümüz de olmalı” diyor. Daha ne desin?
Ortada çok ciddi bir hata var, hükümet iyi düşünmek ve derhal yöntemini gözden geçirmek zorunda. Bu iş daha fazla sarpa sarmadan!
Başbakan’ın söz ettiği buluşma
Güneydoğu’da komanda tugaylarına 6 yıl komutanlık yapmış, daha göreve başladığı ilk gece operasyona çıkmış, bazen teröristlerle günlerce aynı çatı altında yaşamış bir gazi komutan anlatacak; acaba teröristlerin silah bırakarak dönmesi PKK’yı gerçekten bitirebilir mi? Teröristlerin yaşamları ve kendileri bu noktayı nasıl anlatıyor?
Bölücü terörde din unsuru neden kullanılmaya başlandı, son olayların derinliğinde yatan gerçekler nedir?
Bu konuyu hukuki, sosyal, ekonomik bağlantılarıyla etraflıca araştırıp net şekilde anlamak gerekiyor.
Ayrıca; Başbakan Erdoğan’ın geçen hafta Ermeni açılımını eleştiren MHP Genel Başkanı Bahçeli’ye “önce kendilerine baksınlar” diyerek hatırlattığı “15 yıl önce Paris’te yapılan Türkeş ile Ermenistan Devlet Başkanı Petrosyan görüşmesi”nde neler konuşulduğunu o görüşmenin tanığı olan Paris eski Büyükelçisi Tanşuğ Bleda’dan dinleyeceğiz. Acaba Azerbaycan’la kriz çıkarma pahasına Ermenistan’la protokol imzalamamız doğru bir politika mıydı? Dış ve iç politikada ne tür hatalar yapılıyor?
Yine merak ettiğiniz soruların cevabını; Emekli Büyükelçi Tanşuğ Bleda, Azınlıklar ve Kültürel Haklar Raporu nedeniyle hakkında dava açılmış olan Anayasa Hukukçusu Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu, İstanbul Barosu eski Başkanı Avukat Turgut Kazan, Terör Uzmanı Ercan Çitlioğlu ve Teröre karşı Komando Tugay Komutanı olarak savaşmış olan Abdullah Ağar’ın katılacağı Her Açıdan’da bulacaksınız.
25 Ekim Pazar, öğlen 12.30’da. Hepinizi bekleriz.

