Perde gerisindeki gerçek!

Onun hiçbir hatası yoktu aslında, yaptığı programlar şiddete maruz kalan kadınları konuşturan benzerlerinden çok farklıydı

Haberin Devamı

Onun hiçbir hatası yoktu aslında, yaptığı programlar şiddete maruz kalan kadınları konuşturan benzerlerinden çok farklıydı.

Ayşe Özgün insanları, aileleri birbirine düşürerek, kışkırtarak, suçlayarak reyting aramıyordu, çözüm arıyordu ciddi kadın sorunlarına... Şiddetin hiçbir şeyi çözmeyeceğini anlatmaya, kendisine başvuran kadınları kurtarmaya, sığınma evlerine yerleştirmeye çalışıyordu.

Programında psikolog, avukat, kimlik kamuflajı vardı ama RTÜK konuşanların yüzünün maskeyle gizlenmesine izin vermemişti. Büyük bir hataydı bu...

Ayşe Özgün'ü benzer programlar sunan diğer sunuculardan ayıran nokta ise onun kendisinden yardım isteyen aile içi şiddete uğramış kadınlarda "Türkiye'nin çok önemli ama bugüne kadar gizli kalmış" bir sorununu farketmiş olmasıydı: Ensest!

Aile içi cinsel taciz... Kadın hukukçuların yıllardır üzerinde durulması için kendilerini paraladıktan "Anadolu'ya, özellikle Doğu'ya gittikçe o kadar çok olayın arkasından bunun çıktığını görüyoruz ki" dedikleri aile içi taciz ve tecavüzler.

Anlatıyordu hukukçular, bu tür olaylarda babaların, ağabeylerin, hattâ dedelerin ailenin genç kızlarına, kız çocuklarına cinsel tacizlerinde çoğu kez annelerin (bilse bile) itiraz edemediğini... Bir çok şiddet olayı ve cinayetin arkasında bu nedenin yattığını, tecavüzcü aile büyüklerinin "kızlar anlatmasın" diye onlan öldürüp "Töre cinayeti. Başkası tecavüz etti, namusumu temizledim" dediğini...

Türkiye'de ensest var, hukukçulara göre çok yaygın şekilde... Ama önlemek, bu korkunç olayla karşılaşan masum kızları kurtarmak için kimse bir şey yapmıyor.

TV'ler kaçmasın!

İşte Ayşe Özgün bunu anlamıştı. O ve onun gibi inandırıcılığı olan, deneyimli, kitleleri etkileyebilen isimler televizyonlan doğru kullanarak bu tür eylemlerin çirkinliğini, getireceği felâketleri, verilecek cezaları anlatabilirler. Yapılacak şey programı kaldırarak TV kanallarını "kurtarmak" değil, program formatını değiştirerek bu sosyal yaraların üzerine gitmektir.

En yaygın iletişim aracı olan ve en kolay eğitebilme imkânını elinde tutan televizyonların toplum yararına kullanılması böyle sağlanabilir ve sağlanmalıdır.

Tabiî hep tekrarladığımız (ama dikkat edilmeyen) önemli sorunlarımızdan biri de yasaların uygulanmaması, cezalara hâlâ ağır tahrik, iyi hal gibi çeşitli nedenlerle indirim yapılması... Ne töre cinayetlerine, ne tecavüz veya diğer suçlara yeni TCK'da belirlenen cezalar hakkıyla verilmiyor.

Her şey hakimlerin takdirine kalmış durumda... İsteyen istediği suçluyu salıveriyor.

Sığınma evleri de "konuk evi" ne çevrilince ve 35 milyon kadın 8-10 tanecik "konuk evi"yle bırakılıp yenileri açılmayınca olan oluyor.

Bu TV programlarını suçlamamak lâzım, hele suçlanacak asıl programlar yerli yerinde dururken!

Eğik yazı!

Milli Eğitim Bakanlığı ilköğretime başlayan öğrencilere "dik temel yazı"dan "bitişik eğik yazı" uygulamasına geçmiş. Bu sistemi savunan Bakanlık "Avrupa ve Amerika'da da aynı uygulamanın olduğunu" söylemiş. Kısacası artık önce küçük harfle başlayarak öğrenmeyecek yazmayı çocuklar... Bunun ne mahzuru vardı ve madem ki "küçük harf" bu kadar tu kakadır neden gazete ve kitaplar el yazısıyla değil de onunla yazılır bilemezsiniz tabii...

Ben Avrupa'nın hangi ülkesinde eğik el yazısı olduğunu da bilmiyorum, Amerika'nın neresinde olduğunu da... Avrupa'da okudum, yaşadım, neredeyse bütün Avrupa'yı dolaştım, çeşitli ülkelerde çok sayıda yabancı arkadaşım var, bir tekinin bile eğik yazı yazdığını görmedim. Hepsi dik ve yuvarlak harflerle yazarlar.

İnanın bana, bütün samimiyetimle Bakanlığın bu örnekleri bize göstermesini istiyorum.

Ama onlar sadece "istediklerini yapıyorlar". "İstediklerini söylüyorlar"... Açıklama yok.

Dün sormuştum, yine sorayım:

"Neler oluyor, burası neresi?"

DİĞER YENİ YAZILAR