''Şunun kafasını vurdursam..." Dün hikâyenin birinci bölümü, Muhsin Çelebi'nin yalakalarla ilgili sözlerine kızan Sadrazamın yukardaki niyeti aklından geçirmesi ile bitmişti.
Tam kapıdaki nöbetçilere bağırmak için ağzını açacaktı ki içinden gelen ses onu durdurdu:
"İşte sen de yaltaklanma, dalkavukluk, ikiyüzlülük yollarından yükselenler gibi dürüstçe bir sözü çekemiyorsun! Sen de karşında yiğit bir insan değil ayaklarını yalayan bir köpek, hor görülmenin altında iki kat olmuş bir maskara, bir rezil istiyorsun!"
İnsaflı sadrazam vicdanının ruhunda yankılanan sesini gururunun karanlığıyla boğmadı: "Tam bizim aradığımız adam işte..." dedi. Bu kadar korkusuz bir adam devletine, ulusuna yapılacak hakareti de çekemez, ölümden korkarak, göreceği hakaretlere eyvallah diyemezdi.
Ona Şah İsmail'in kötülüklerini, acımasızlığını anlattı: "Ola ki göndereceğimiz elçiye er meydanında yapamadıklarını yapmak ister. Bize öyle bir adam gerekli ki hakaret görünce korkmasın. Bu hakareti aynen o kötü ruhlu adama iade etsin. Sen bu fedakârlığı kabul eder misin?"
* Ederim ama bir şartım var.
* Ne gibi?
* Madem ki bu bir fedakârlıktır, ücretle olmaz, karşılıksız olur. Ben makam, maaş, ücret filân istemem. Karşılık beklemeden bu hizmeti görürüm.
* Ama nasıl olur? Onun elçisi çok ağır giyinmişti, atlan, hizmetkârları, giysileri kusursuzdu. Bizim elçimiz daha gösterişli olmalı. Bunlar için mutlaka hazineden sana bir kaç bin altın vereceğiz.
* Kabul etmedi Muhsin Çelebi. Her şeyi kendi parası ile yapacağını ve hatta kıyafet olarak da kendine kumaşı Hint'ten, harcı Venedik'ten gelme "Pembe İncili Kaftan"ı alacağını söyledi.
Sadrazam şaşırdı:
* Ne?.. O kadar parayı nereden bulacaksın oğlum?
* Şaşırmaya hakkı vardı, zira Sırmakeş Toroğlu'ndaki, bir ay önce tamamlanan, üzeri ender bulunan pembe incilerle işlenmiş bu kaftanın ününü İstanbul'da duymayan yoktu.
Vezirler, elçiler, padişaha armağan etmek için almak istedikçe Toroğlu fiyatını arttırıyordu.
"Çiftliğimle madıramı ve evimi rehine vereceğim.
Tüccarlardan 10 bin altın borç toplayacağım. 2 bin altını atlarla hizmetkârlara harcayacağını. Geriye kalan 8 bin altınla da bu kaftanı alacağım."
Sadrazam bunun iyi bir fikir olmadığını, zarar görebileceğini söylediyse de dinletemedi.
Muhsin Çelebi 6 ay içinde söylediklerini yaptı. Eşi görülmedik zenginlikte bir ekip hazırladı. 'Pembe İncili Kaftan'ı da dönüşte 7 bin altına iade etmek üzere aldı ve yola koyuldu.
Bütün Anadolu'yu geçerek Şah'ın ülkesine yaklaşırken bu yeni elçinin gösterişi, zenginliği, hele incili kaftanın ünü Şah İsmail'in kulağına gidiyordu. Bu kötü ruhlu adam yalnız masallarda işittiği 'pembe inci'lerle bezenmiş bu kıyafete ve ihtişama sahip elçiye kin duymaya ve onu hakareti altında ezmeye, gerekirse daha da ileri gitmeye karar vermişti bile.
Huzura kabul etmeden önce tahtının arkasına cellâtları hazırlattı. Tahtın önündeki ipek şilteleri, seccadeleri kaldırtı. Sağında vezirleri, solunda savaşçıları duruyordu.
Muhsin Çelebi, geniş altın kemerli kapıdan rahat adımlarla girdi. Yürüdü. Başı her zamanki gibi yukarda, göğsü her zamanki gibi ilerdeydi. Koynundan çıkardığı padişah mektubunu öptü. Başına koydu. Sonra altın tahtın üstüne garip bir yırtıcı kuş sessizliğiyle tünemiş şaha uzattı.
Ayağı öpülmeyen Şah kızgınlığından sapsan kesildi. Muhsin Çelebi tahtın önünden çekilirken şöyle bir çevresine baktı. Oturacak yer yoktu. Gülümsedi. İçinden "Beni zorla ayakta, saygı duruşunda tutmak istiyorlar galiba" dedi. Bir an düşündü. Bu harekete nasıl karşılık vermeliydi?
(Yine bitmedi, yarına...)
Banliyö trenleri sahipsiz mi?
Yine bir cep telefonu çalma olayı. Yine bir banliyö treninde...
Kapkaççı bu kez, galeyana gelen ve üzerine yürüyen halktan kaçamamış, atladığı istasyonda da yakalanmış ama telefonun sahibi genci de trenden atmış. Neyse ki kurban sadece başından aldığı yarayla kurtulmuş.
Son kapkaç olaylarından ölümlerden sonra polis takviyesi yapıldığı için saldırgan yakalanabildi. Ama eğer genci trenden atarken kimse görmeseydi yakalanmadan kurtulacaktı. Anlaşılan (ve anlatılan) o ki banliyö trenleri son derece bakımsız ve kontrolsüz...
Öyle olmasaydı 15 kez kapkaçtan sabıka aldığı halde salıverilen, böylece "işine" devam eden kıdemli kapkaççılar işyeri olarak bu trenleri birinci tercih yapmazlardı.
İnsanların korkudan ulaşım araçlarına binemeyeceği günler de geldi, önlem almak için ne bekliyorlar acaba?
Pembe incili kaftan (2)
''Şunun kafasını vurdursam..." Dün hikâyenin birinci bölümü, Muhsin Çelebi'nin yalakalarla ilgili sözlerine kızan Sadrazamın yukardaki niyeti aklından geçirmesi ile bitmişti
Haberin Devamı

