Annelere sormuşlar; "Siz olsaydınız ne yapardınız? İki çocuğunuzdan birini seçebilir miydiniz?" Bir anneye sorutabilecek en zor sorudur bu, cevabı yoktur çünkü...
Kesinlikle yoktur. Hiçbir anne, canının bir parçası olan evlatları arasında seçim yapamaz. Yapmak zorunda bırakılması ise onun için en dehşet verici kâbustur, ölümden hiç mi hiç farkı olmayan...
Bu kabusu yaşayan analar oldu Osetya'da. Bebeğini bıraktıktan sonra diğer yavrulan için geri dönenler de... Ve evlâtlarını kaybeden analar. "Belki kurtulur, küçük bir ihtimal olsa da" diyerek, kendilerinin de içten içe inanmadığı bir ihtimale günlerce sarıldıktan, saatler boyu tekrar evlâtlarına kavuşmanın hayalini kurduktan sonra onların ölü bedeniyle kucaklaşan analar...
Dünkü VATAN'da terör kurbanı çocuklar arasında yatan küçük kızının saçlarını okşayan ananın fotoğrafından daha çok 'ACI'yı anlatan bir yüz gördünüz mü? Ya biraz ötesinde kireç gibi olmuş suratıyla evlâdının başına çökmüş kadının yüzü?? Bu haksızlığın, bu dehşetin, vahşetin, barbarlığın daha iyi bir ifadesi olabilir mi?
Terör içinde terör!
Ölen çocuklar, yanan ana babalar hangi dinden ve milletten olursa olsun, sebep ne olursa olsun bu tür bir kalleş saldırının hiçbir açıklaması yoktur.
Öyle ya da böyle, sebep Afganistan, Irak, Çeçenistan veya bir başka yer, bir başka olay; sonuçta savunmasız insanları katledenlerin hep İslâmi terör örgütleri oluşu, her örgütte Araplar'ın öne çıkışı tüm dünyada İslâm'a karşı nefreti, Müslümanların sınırlarda karşılaşacağı zorluk ve hakareti arttırmaktan başka işe yaramayacak.
Fransa'nın, Amerika'nın, son olayda Rusya'nın kendilerine çevrilen terör silahına pabuç bırakmak yerine karşı saldırıya geçmeleri geleceğin dünyası hakkında açık bir fikir veriyor. Tüm dünya ülkeleri teröre karşı birleşecek. Terör ise bir kazanım getirmese bile sırf varlığını göstermek ve sürdürmek adına, 'terör için terör' haline gelerek vahşetin dozunu arttırdıkça arttıracak.
Osetya'daki saldırının Amerika'daki 'İkiz Kuleler' ve Türkiye'deki HSBC ile İngiliz Konsolosluğu saldırılarından hiçbir farkı yok. Nedenler farklı, eylem aynı, amaç aynı.
Onun için hiç kimsenin, hiçbir Müslüman'ın bu olaylara ne 'farklı dinler', ne de 'sebepler' açısından sempatiyle yaklaşma hakkı olamaz.
Biz, Çeçenler'in Türkiye'de, kendi ülkemizde yaptıktan teröre dahi -bir anlamda- sustuk. Onlara mazeret aramaya, hoş görmeye çalıştık. İçten içe cezalarının bile affedilmesini, serbest bırakılmalarını diledik. Ama sonunda gördük ki terörün dini, milliyeti yok. O aslında sadece bir insanlık sorunu.
İnsanların sorunu ise bu gerçeği vaktinde görebilmek. Aldanmamak ve aldatılmamak. Zira terör canavarının bundan sonra başını hangi köşeden, hangi kanlı olayla çıkacağını ne yazık ki hiç kimse bilmiyor!
Eş isterse yatak odası açılabilir mi?
Bugün Pazar, size güzel Pazar yazıları yazmak istiyor gönlüm ama gel gör ki dünya kaynıyor, Türkiye daha fazla kaynıyor...
Adalet Bakanı Cemil Çiçek "Eşlerden biri isterse devlet yatak odasına girebilir" demiş. "Doğru mu, yanlış mı?" (Kendimizi bilgi yarışmasında farz edelim.)
Cevap veriyorum; Yanlış. Zira hukuk devletinde her vatandaşa ayrı bir birey olarak bakma zorunluluğu vardır. Her bireyin de 'özel alanı' sadece kendisine aittir, bir başkası, eş bile olsa, bu alana 'saldırı için izin verme' hakkına sahip değildir.
Bakan ayrıca 'TCK'da birçok madde olduğunu, yalnız bunun üzerinde durulduğunu' söylüyor.
Doğru mu, yanlış mı?
Cevap; yine yanlış. Zira bugüne kadar birçok maddenin üzerinde hukukçular, S.T. Kuruluştan ve basın büyük bir özenle durdu.
Ayrıca zina konusu son güne kadar gündemde değildi. Komisyon üyelerinin (örneğin Orhan Eraslan) açıklamasına göre "çalışmalar sırasında sadece bir kez, bir milletvekili tarafından konu edildi,
AKP'li üyeler bile ilgi göstermeyince konu kapandı. Ama el altında koz olarak tutuldu."
AB Komisyonu'nun tam zamanında yaptığı uyarı (şimdi gel de 'söylememiş miydik size' deme) AKP içindeki "çelişkiye düşmüş" milletvekili sayısını arttıracaktır. Komisyon "AİHM Sözleşmesi'nin, aile ve özel hayatı koruyan 8. maddesinin ihlâl edilmiş olacağını" bildiriyor. AB'nin hiçbir ülkesinde zinanın suç sayılmadığını da. (Hele yalnızca kadınlar aleyhine işleyecek hale getirilmişse...)
Bir zina mafyamız eksikti!
Son olarak TCK Tasarısı'nda danışmanlık yapan Avrupalı hukukçuların 'Bu bir rezalet' çıkışı da belki AKP'ye 'sınırlarını' hatırlatmakta yardımcı olabilir. Max Planck Uluslararası Ceza Hukuku Enstitüsü araştırmacısı Prof. Ahmet Mumcunun "Daha önce Ankara'daki toplantılarda zina konusu hiç gündeme gelmemiş, zaten Tasarı'da da yok. Kafalarına balyoz yemiş gibi oldular" sözleri ise hem 'son dakika emrivakisi'ni, hem de uluslararası hukuk uzmanlarının tepkisini gayet net anlatıyor. Prof Mumcu, bu kanun çıkarsa zina mafyasının ortaya çıkacağını da söylemiş.
Bir zina mafyamız eksik kalmıştı zaten, demek artık o da olacak!
AKP doğruyu yapmakta bu kadar kesin kararlıysa; "Çift eşlilik toplumun bir gereği" diyerek çift eşlilere çifte standart arayacağına 'zina halinde boşanma'da mağdur tarafa yüksek tazminat hakkı verilmesini sağlasın.
Ve tabii Medeni Kanun Mal Rejimi Yürürlük Maddesi' ndeki yanlışı hemen düzeltsin. Kadınları bu kadar düşünüyorlarsa yatak odasından önce ceplerini korusunlar.
Beş parasız kadın ne boşanabilir, ne hak arayabilir. Bu ikiyüzlü siyasetler bıktırdı artık!
Paylaşamadığımız dünya!
Annelere sormuşlar; "Siz olsaydınız ne yapardınız? İki çocuğunuzdan birini seçebilir miydiniz?" Bir anneye sorutabilecek en zor sorudur bu, cevabı yoktur çünkü...
Haberin Devamı

