O kadar çok önemli ve ayrıca ülkenin geleceği açısından tehlikeli konu var ki inanın hangisinden başlamalı karar veremiyor insan... Görünüşte herkes “hukuka verdiği önem”den söz ediyor, Başbakan da “hukukun üstünlüğü”nü dilinden düşürmüyor ama hukukun üstünlüğünü, Türkiye’nin hukuk devleti olma özelliğini ortadan kaldıracak adımlar da fütursuzca atılmaya çalışılıyor.
Ülkenin önde gelen tüm yargı mensupları (yüksek yargı başkanları da dahil) yürütmenin yargıya baskı yaptığını söylerken, bunun en açık örneği olarak Hakim ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun (HSYK) başında Adalet Bakanı ile müsteşarının bulunması gösterilirken hükümet daha da ileri giderek “üyelerini de biz seçeceğiz” kararını ortaya çıkardı.
Ve artık Anayasa değişikliği ile yargı reformu için referanduma gidileceği kesinleşti. Başbakan Erdoğan da, Yardımcısı Arınç da “bunun için düğmeye basıldığını ve mutabakat da aramadıklarını” açıkladılar. Erdoğan muhalefete “sizinle olmaz bu iş, öyleyse biz asıl sahibine, millete gidiyoruz” dedi. Oysa aslında zaten TBMM’nin “millet” anlamına gelmesi gerekiyor. Yani yargı gibi, Anayasa değişikliği gibi hayati önem taşıyan konularda bırakın tüm kesimlerin ve kurumların uzlaşma içinde olması gerekliliğini, en azından milletin seçtiği Meclis’in uzlaşma içinde karar vermesi gerekiyor. Ama işin en az 3 püf noktası var sorun olarak ortaya çıkan;
1- İktidar partisinin her konuda olduğu gibi “En çok oyu ben aldım, herşeye ben karar veririm” anlayışının sürmesi, bu nedenle de muhalefet partileriyle konuşup, tartışıp anlaşmadan kendi ajandasını tek tek uygulamaya koyması (ki ülkenin en iyi siyasi bilimcileri bunun çağdışı bir anlayış olduğunu vurguluyorlar.)
2- Anayasa Mahkemesi’nin “laikliğe karşı eylemlerin odağı” olduğuna 1’e karşı 10 oyla karar verdiği bir partinin ve milletvekili sayısından çok suç dosyası olan bir meclisin bu değişiklikleri yapamayacağı...
3- Seçim Kanunu değişmediği için liderin seçtiği ve onun sözünden çıkamayan milletvekillerinin yüksek yargı üyesi seçmeleri halinde o üyelerin de liderin yargıcı olacağı...
MUHALEFET’İN TEPKİLERİ
Görünüşe baktığınızda iktidar partisinin “açılım”dan bu yana yapmak istediği her değişikliğe muhalefet itiraz ediyor gibi bir tablo mevcut. Ama parti ayırımını da bir tarafa bırakıp “açılımda, Anayasa’da ve (iktidarın eylemlerini denetleyebilecek tek kurum olarak kalan) yüksek yargıda” hangi değişikliklerin yapılacağını incelediğinizde muhalefet partilerinin önleme, durdurma çabalarında hiç de haksız olmadıklarını görüyorsunuz.
Anayasa’nın “değiştirilemez” maddelerine el atılmasını bekleyen, bu nedenle de AKP iktidarıyla uyum içinde hareket eden BDP bile “yüzde 10 barajı kaldırılmayacaksa ben yokum” diyor. Çünkü onlar da biliyorlar ki ne Seçim Kanunu ve yüzde 10 barajı değişecektir, ne dokunulmazlıklar, ne de yargı ve medya bağımsızlığı... Anayasa’da yapılmak istenen asıl değişiklik; zaten son derece zor hale getirilmiş olan ve bu nedenle AKP’nin odak olma kararına rağmen kapatılmamasını sağlayan Anayasa maddesinin “parti kapatmayı tümüyle imkânsız kılacak” hale getirilmesidir.
Erdoğan yine yanıltarak “partiyi de seçimde millet kapatır” diyor. Oysa egemenlik milletindir ama millet bu egemenliği devletin yetkili kurumları eliyle kullanılır ki bunlar arasında yargı (yasama ve yürütmeyi denetleme görevi nedeniyle) çok önemlidir. Bu nedenle demokrasiye saygılı bir lider “Ben ‘yasama’nın muhalefet partileri kısmını takmam, yüksek yargı kararlarını da takmam, Anayasa’yı da, yargı üyelerini de keyfimce değiştiririm” diyemez.
SUÇ İŞLEYENİ KİM DURDURACAK?
Ya bir parti milletin onu seçtiği süreçte hukuka karşı çok ciddi suç işliyor, rejim için tehlike yaratıyor veya terör örgütü gibi çalışıyorsa onu kim durduracak? Seçime kadar yıllarca bunu hiçbir güç denetleyemeyecek mi?
Kişiler yaptığı suçun cezasını çekerken örgütlü suçlara (Anayasa Hukuku uzmanı Ekrem Ali Akartürk’ün “partiler birer örgüttür. İşledikleri suç örgütlü suç kapsamına girer” açıklamasını hatırlayın...) göz mü yumulacak?.. Bu nedenle diğer demokratik ülkelerde de parti kapatma vardır.
Türkiye’de ise bundan sonra Anayasa değişikliği ile kapatmanın imkânsızlaşması hedeflenirken yargı reformu ile de Anayasa Mahkemesi ve HSYK’nın (ki Yargıtay ve Danıştay üyelerini seçiyor) böylece tüm yüksek mahkemelerin üyelerini Meclis’in yani AKP çoğunluğunun seçmesi hedefleniyor.
Ana muhalefet partisi CHP doğal olarak “Referandum sonucunu beklemeden Anayasa Mahkemesi’ne götüreceklerini” açıklıyor. Ve asıl önemlisi, bugüne kadar “iktidarın görüşlerine yakın” olarak bilinen Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç bile; “Ben yaptım oldu denemez, Meclis Anayasa değişikliği konusunda uzlaşmak zorunda” diyor.
Kim ne derse desin sonunda “Ben yaptım oldu” gerçekleşecek ve referanduma gidilecek. Her ihtimale karşı “neye oy vereceğinizi” öğrenmeye bakın.
Zira “Türkiye hazır değil, yüzde 10 barajı inmeyecek” dedikleri Türkiye nedense onların keyfine göre referanduma hazır görülüyor.
“Partiyi millet kapatır” doğru mu?
Haberin Devamı

