Parti kapatma kolaylaştı mı?

Haberin Devamı

Yine aynen 367 tartışmasındaki tablo ortaya çıkacak gibi geliyor bana, zaten bu konu da son günlerde sık sık gündeme getiriliyor... Eğer AKP kapatma davası sürerken “parti kapatma” ile ilgili Anayasa değişikliğine ve referanduma gidecek olursa yine hukukçular ikiye bölünecek; bir kısmı buna “hukuki hiçbir engel olmadığını”, diğerleri ise “kesinlikle olduğunu” söyleyecekler.

Sonra da Anayasa Mahkemesi’nin bu yönde vereceği kararı yine (367’de olduğu gibi) ucube, garabet diye adlandıranlar çıkacak ve “tarih” de biz vatandaşlar gibi şaşırıp kalacak.

Anayasa Mahkemesi ise ikinci kez hatalı bir karar çıkarmış duruma düşürülmüş olacak...

O zaman şimdiden “doğru nedir” bulmaya çalışmak zorundayız.

Örneğin; hukuki bir olayı, devletin üç erkinden biri olan “yargı”nın “mevcut Anayasa’ya uygun şekilde” yaptığı bir görevi ordu darbesiyle bir tutan ve direnmek gerektiğini empoze edenler mi haklıdır?

Onlar mı demokrattır, yoksa “demokratik mekanizma yasalar çerçevesinde işlemeli, hukuka saygı gösterilmeli” diyenler mi?

Kafalarımız yeterince karışık, hafızalarımız da yeterince zayıf olduğu için gözümüze/kulağımıza yatkın gelen şeylere inanmamız zor değil.

Hatırlayacaksınız; Bülent Arınç’ın daha önce söylediği “Birçok demokratik ülkede Anayasa Mahkemesi yok” sözünün benzeri Nazlı Ilıcak’ın köşesinde Avukat Kâzım Berzeg’in verdiği bilgilerle yazılmıştı.

Oysa doğru olan bunun tam aksiydi, demokratik ülkelerin hemen hepsinde -farklı isimler altında- aynı işlevi gören bir yüksek mahkeme vardı.

Bunları isimleriyle verdik. Üzerinde durmasak buna inanıp geçebilir ve “Madem ki durum budur bizde neden var” diye merak edip durabilirdik.

Kavram kargaşası yaratmak ne kadar kolaysa, bunun içinde kaybolmak da bir o kadar kolaydır.

Şu andaki tartışmalardan biri “1987’de bir milletvekilini partiden çıkarmak için hüküm giyme şartı aranırken bugün Anayasa Mahkemesi parti kapatma davasını nasıl kolayca kabul ediyor?”

Diğeri, Anayasa’daki “laikliğe aykırı eylemlerin odağı olmak”la ilgili madde. Ya da Venedik Kriterleri’nde olduğu gibi “terör ve şiddete bulaşmayan partiler”in kapatılmaması gerektiği...

İDDİANAME

Kapatma davasının sadece “üniversitede türban düzenlemesi” nedeniyle açıldığını söyleyenler de var. Ama 17 klasörlük iddianamenin bir kısmını bile merak edip incelerseniz partinin uzun süredir yaptığı tüm eylem ve söylemlerin çoğunu orada görüyorsunuz.

Mesela (yine Arınç’tan söz edeceğiz ama) TBMM’nin 22. dönem başkanlığını yapan Bülent Arınç’ın Anayasa’ya göre “TBMM başkanlarının tarafsız olması, parti faaliyetlerine veya tartışmalarına katılmaması” ile ilgili 94. maddesine uymadığı ve bunun da davalı parti tarafından destek gördüğü iddianamede yer alıyor. Bunun gibi birçok eylem daha önce de yapıldığı gibi dikkatle izlenmiş.

1987 meselesine dönersek... O zaman kanunda “parti üyelerinin suçunun mahkeme kararıyla tespiti ve partinin üyeyle ilişiğini kesmesi” var (şu anda da bunu tekrar getirme ihtimali üzerinde duruluyor.) Yani parti yerine kişilerin cezalandırılması...

1995’te Anayasa değişikliği yapılarak parti kapatma için “odak olma” şartı getirilmiş, “odak olan kapatılır” denmiş.

1999’da Siyasi Partiler Kanunu’nda da değişiklik yapılarak “odak olma” bugünkü gibi düzenlenmiş.

2000’de Anayasa Mahkemesi bu değişikliği “partilerin eylemlerinin odak kabul edilmesi çok zor hale geldi” diyerek iptal etmiş.

2001 yılında ise değişiklik parlamento tarafından aynen Anayasa’ya geri getirilmiş.

2002’de aynı düzenleme Partiler Kanunu’nda da yapılmış.

İşin enteresan tarafı Avrupa da 2001 ve 2002’de yapılan bu değişiklikler için takdirlerini bildirmiş.

Yani görüldüğü gibi 1987 ile bugün arasında hiçbir benzerlik kalmamış, bu da böyle bir sorunun anlamsızlığını ortaya koyuyor.

6 YIL DOKUNULMADI

2001 ve 2002’de yapılan değişiklikleri de parlamento yapmıştı.

Ve sonra AKP’nin sivil anayasa taslağı hazırlanırken “odak olma” ile ilgili maddelere hiç dokunulmadı. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın “kapatma davası” yetkisine hiç dokunulmadı.

Madem ki mevcut Anayasa maddeleri bu kadar beğenilmiyordu, madem ki Venedik Kriterleri daha uygundu, AKP’nin bunu yıllardır ve Anayasa değişikliği yaparken de düşünmesi gerekmez miydi?

Haydi biz de düşünelim.

DİĞER YENİ YAZILAR