Pardon, neden “Şark kurnazlığı” denmişti?

Haberin Devamı

Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek Anayasa değişikliği teklifinin 2. tur oylamalarından önce muhalefet partilerine (tabii öncelikle ana muhalefet partisi CHP’ye) çağrıda bulunmuş.

“Anayasa değişikliğinde temel amacın yüksek standartta demokrasinin kurulması olduğunu” belirterek “Teklif Anayasa’ya aykırı değil, eminiz ama getirilen teklif eksikse, yanlışsa STK’lara (sivil toplum kuruluşları) ve herkese çağrıda bulunduk. Bir katkı olacaksa memnun oluruz” diyor.

Sadece Cemil Çiçek’in bu sözlerinin üzerinde bile saatlerce konuşma yapılabilir.

Bakalım şimdi; “yüksek standartta demokrasi” nasıl olacak, yani neyi kastediyor?.. Yüksek yargıya Meclis’in ve Cumhurbaşkanı’nın kendi istedikleri isimleri seçmesiyle milletin iradesinin yargıya yansıyacağını kastediyor.

Adalet Bakanı Sadullah Ergin ise hâlâ “Fransız Anayasası’ndaki durumu kabul ederlerse biz de ederiz” diyor... Bunların hiçbiri kabul edilecek açıklamalar değildir. Fransa ile veya bir başka “ileri demokrasiye sahip ülke” ile benzetme yapılamayacağını çünkü o ülkelerde; örneğin Fransa’da milletvekili seçimlerinin “iki turlu dar bölge sistemi” ile yapıldığını yani milletvekillerinin liderin emrinde değil, özgür olduklarını, ayrıca Fransa’da iki meclis (yani bir de senato) bulunduğunu, bunun da ayrı bir denetim anlamına geldiğini, yüzde 10 barajı gibi bir barajın hiçbir Batı demokrasisinde görülmediğini defalarca yazdık, TV’de anlattık.

Başta Prof. Dr. Sami Selçuk olmak üzere çok sayıda deneyimli Anayasa hukukçusu aylardır bunları en net şekliyle açıkladı, uyardı.

MİLLET İRADESİ YOK!

“Bu şekilde seçilmiş bir meclisin Anayasa değişikliği yapamayacağını, önce yüksek standartta demokrasiyi milletvekilini halka seçtirerek ve yüzde 10 barajını düşürerek sağlamak sonra böyle bir hak iddia etmek gerektiğini” anlattılar. Bu konulara hiç değiniyor mu iktidar partisi? Hayır, sanki hiç söylenmiyor gibi devam ediyorlar.

Üstelik artık Batı ülkelerinde anayasaların “tüm kesimlerin katılımıyla” hazırlandığını bile bile tek başlarına hazırladıkları, kimseyi “gelin birlikte hazırlayalım” diyerek davet etmedikleri bir teklifi muhalefet partilerine, sivil toplum kuruluşlarına, (referandumla) tüm topluma dayatarak... Muhalefet partilerinin hepsinden ve STK’lardan “hayır, olamaz” cevabı almalarına rağmen...

Onunca kez tekrarlayalım; Avrupa’nın yüksek yargıyla ilgili kuralları belirleyen, söz sahibi üç konseyi “temel tercihin ‘üyeleri yargının seçmesi’ olduğunu, ancak ileri demokrasilerde meclislerin çok az sayıda üye seçebileceğini, ayrıca bunu da ancak meclislerin 2/3 nitelikli çoğunluğu ile yapabileceğini” kararlaştırmış. Bu noktaya nasıl gelmiş; ülkelerde yargının siyasallaşmasının antidemokratik gelişmelere neden olduğunu göre göre...

Peki bu durumda hâlâ “parlamentonun ‘3 lider’ demek olduğu, tek bir liderin ise meclis çoğunluğuna istediğini yaptırdığı bilinen” bir ülkede, TBMM oylamalarında milletvekillerinin başında nöbetçi (!) beklerken “Türkiye’de millet iradesi Meclis’e yansımıştır ve bu irade özgürce görevini yapmaktadır” denebilir mi?

“Bırakın milletin meclisi Anayasa’yı değiştirsin, nasılsa seçecekleri yüksek yargı üyeleri de yargı bağımsızlığını zedelemez” denebilir mi? Yargı bağımsızlığını zedeleyeceği açıklanırken “Anayasaya aykırı değil” denebilir mi?

Bugüne kadar tüm hükümetler Anayasa değişikliklerini uzlaşma ile yapmışlardır, ülkenin geleceğine yön verecek önemde değişiklikleri bir parti tek başına yapamaz, bütün hukukçular bunu anlatıyor.

Dün VATAN’ın manşetinde Yargıtay eski Başkanı Prof. Dr. Sami Selçuk’un “3 kritik maddeyi ayırın” uyarısı vardı. Ki AKP şimdi bunu yapmaya yanaşıyor ama işleri bu noktaya kendileri getirdiği halde “Anayasa mahkemesine gitmezlerse kabul ederiz” dedikleri için muhalefetten tepki görüyor ve buna da kızıyor.

O zaman neden, kritik üç maddeyi ayırarak referanduma sunmaları teklif edildiğinde “Şark kurnazlığı yapıyorlar” demişlerdi? En deneyimli Anayasa hukukçuları da Şark kurnazlığı mı yapıyor? Popülist konuşmalar yapacaklarına doğru olanı zamanında yapsalar olmaz mıydı ?

Toplum bin sorunla kan ağlarken bu çekişmeler yetti artık, herkesin aklını başına toplaması gerekiyor, bunu bilsinler!

***


Gizlemek!

Adalet Bakanı Ergin ve Bakanlığın yeni hazırladığı kitapçık “Fransa’nın HSYK’sında cumhurbaşkanı ve adalet bakanı var” diyordu biliyorsunuz. Ben de bunun 2008 yılında değiştirildiğini yerlerine “Yargıtay başkanı ile Yargıtay başsavcısı”nın getirildiğini yazmıştım. Bu soru Ergin’e Meclis’te sorulmuş, o da “2008’de bu değişikliğin yapıldığını, 2011’de yürürlüğe gireceğini” söylemiş. Yani bu gerçeği gizlemekte bir haklılıklarının olduğunu satır arasına gizlemiş oluyor.

Oysa “zararları görüldüğü için Fransa’nın değişiklik yaparak HSYK’ya siyasetçiler yerine yargı mensuplarını getirdiği” yok farzedilemez, gizlenemez.

Ayrıca “2011’de” dedikleri yürürlük 2011’in Ocak ayında yani 8 ay sonra başlayacak. Çok kısa bir süre kaldı, Türkiye’de Adalet Bakanı HSYK’nın başkanlığını yürütmeye (yeni Anayasa ile) devam ederken Fransa bunu çoktan değiştirmiş olacak.

Gerçeklerden korkmayalım, millete açıklayalım bence!

DİĞER YENİ YAZILAR