Paramızı tanıtıma harcayın!

Le Monde gazetesi geçen hafta, uluslararası fotoğraf ajansı Sipa Press'in kurucusu, gazeteci Gökşin Sipahioğlu'nun ağzından "Benim Türkiyem-Ma Turquie" başlıklı, 4 sayfa renkli bir röportaj yayınlamış.

Haberin Devamı

Ah nasıl da mutlu olduk, nasıl da sevindik haberi duyunca, bu haberlere açız aç!

Le Monde gazetesi geçen hafta, uluslararası fotoğraf ajansı Sipa Press'in kurucusu, gazeteci Gökşin Sipahioğlu'nun ağzından "Benim Türkiyem-Ma Turquie" başlıklı, 4 sayfa renkli bir röportaj yayınlamış.

Türkiye'nin "güzel" yüzünü yansıtan muhteşem fotoğrafların (güzel yüzü diyorum çünkü ülkemizi tanıtan birçok haberde hep en köhne ve bakımsız köşeler seçilir), ülkemiz hakkında en doğru ve ilgi çekici bilgilerin yer aldığı ve fotoğraf altlarında "Türkiye'nin geleneksel kültür değerleri yanında yüzünü Avrupa'ya çevirmiş modern bir ülke" olduğunun vurgulandığı bir röportaj...

Şimdi buna nasıl sevinmezsiniz? Geçen yıl BBC'de aniden karşıma harika şekilde hazırlanmış, Tarkan'lı reklâm filmimiz çıktığında da aynen böyle mutlu olmuştum. Öte yanda yabancı dergilerin turizm sayfalarını dikkatle incelerim, oralarda bin tane Yunanistan haberine karşılık bir tane Türkiye'ye rastlayabilirsiniz ancak. Neyse ki TÜRSAB ve Diyanet İşleri Başkanlığı ortak bir çalışmayla "İnanç Turizmi Günleri" diye bir kitapçık hazırlanışlar. Son derece güzel, değerli bir kitap. Bu konudaki ilk önemli çalışmayı İmren Aykut başlatmış, broşürler, eşarplar, içinde Meryem Ana'nın evinden alınmış su bulunan kristal şişeler hazırlatarak dağıtılmasını sağlamıştı. Şu anda elimde Dev Yayıncılık tarafından hazırlanmış "Turkey's Door" isimli turizm dergisi var. Turizm ve Kültür Bakanlıkları, TÜRSAB, TAY ve KKTC Turizm ve Çevre Bakanlığı, Türk Turizmini Araştırma Enstitüsü'nün katkılarıyla düzenlenen bir çalışma. Olağanüstü! Derginin bugüne kadar yayınlanan iki sayısı Türkiye'ye turist getiren 22 ülkeye, buralardaki turizm merkezlerine, tur operatörlerine filân gönderilmiş. Dünya fuarlarında dağıtılmış, işte Türkiye'nin böyle tanıtımlara ihtiyacı var. Hükümetler ise bugüne kadar bunu akıl etmek, ülkeyi TV'lerde, dergi ve gazetelerde en iyi şekilde tanıtmak yerine, tanıtıma ayrılan bütçeleri ona, buna, sözüm ona reklâm ajanslarına peşkeş çektiler.

Bundan sonra, iki yakasını bir araya getiremeyen, borç aldığı paralarla varlığını devama çalışan bir ülkede buna göz yumulmamalı. Bakanlar turizm bütçeleri konusunda kafadan, keyfî kararlar vermekte özgün olmamalılar.

Tanıtım programlarına Türkiye'nin en iyi PR'alarmdan oluşmuş bir grubun 'know how'ı ile, en iyi turizm ve yayın kuruluşları ortaklaşa yapmalı.

Haydi artık lâfı ve "Türk'ün Türk'e reklâmını" bırakalım da çalışmaya başlayalım. En güzel, en tarihi şehirlerimiz, tatil beldelerimiz, en klâs otellerimiz yaz biter bitmez bomboş kalıyor, İstanbul bile hakettiği turist sayısına bir türlü ulaşamıyor.

Vakit yok, çabuk olalım!


Can sıkıntısı
Bush, Gorbaçov ve Özal bir sohbet sırasında can sıkıntısından söz ediyorlarmış. Bush:
"Benim" demiş, "canım sıkıldığı zaman atlarım bizim Apollo'lara şöyle bir Ay'ı dolaşır gelirim."
Gorbaçov:
"Ben de" demiş, "bizim Soyuz'lara biner. Mars'a giderim."
Sıra Özal'a gelmiş.
"Ben" demiş, "bizim enflasyona atladığım gibi doğru güneşe giderim."



Varoşlarda oturan bir kadınla konuşuyorum. Çalışan bir kadın bu... Yaşadığı semtte tanıdığı birçok kadının, arkadaşlarının, çalıştığı için kendisine kızdığını, kazandığı paranın "haram" olduğunu söylediklerini, saçlarını eşarpla örtmesine rağmen "çarşaf takmadığı için" Müslüman sayılmayacağını ileri sürdüklerini anlatıyor.

"Sekiz, dokuz yaşındaki erkek çocuklardan bile kaçıyorlar. Onların bile elini sıkmıyorlar" diyor. Hayretler içinde dinlerken dalgın dalgın mırıldanıyorum;

Taliban anlayışı gibi. Onların döneminde Afganistan'daki yaşantıyı tek tek yazmıştım. Bu anlayışın devamı o. Sokağa çıkmayacaksın, TV seyretmeyeceksin, gazete, kitap okumayacaksın. İstedikleri bu mu acaba?'

Atılıyor; "Zaten öyle yaşıyorlar. Evden çıkmıyorlar. TV'leri varsa bile seyretmiyorlar. Onların din anlayışında hepsi yasak!"

'Yok artık' diyorum. Peki o zaman türbanlı genç kızlar neden okula gitmek istiyorlar?

"Onlar türbanlılara da kızıyorlar. Hele okumak, çalışmak asla kabul edecekleri şeyler değil..."

Varoşlu çalışan kadın belli semtlerde bu yaşam tarzının oldukça yaygın olduğunu da sözlerine ekliyor.

Demek ki bir yerde "türban" tartışmaları yapılırken, başka yerlerde "çarşaf" baskıları söz konusu... Bir yanda "el sıkma" konusu tartışılırken öte yanda "erkek çocuklardan kaçma" sorunları gündemde... İşte asıl korkulan da bu zaten. Bir kere başladı mı, sonu gelmiyor. Kapalı giyinsen "Mutlaka tesettür" denecek, "türban - uzun pardesü" desen "çarşaf" istenecek, ne olacak o zaman bunun sonu?

Oysa Müslümanlığı anlatan kitaplarda din uzmanlarının en önemlileri Türkiye'nin önde gelen birçok profesörü Kur'an'da sadece "boyun ve göğsün örtülmesi" konusunda emin olduğunu, başın ve saçların kapatılması için (Nur Sûresi 31. ayet dahil) ise olmadığını söylüyorlar.

Aynı şekilde, kadınla erkeğin tokalaşması konusunda da hiçbir yasaklama yok.

Peki, madem ki böyle ve madem ki Türkiye sorgulayan, gerçekleri bulmaya çalışan çağdaş, demokratik bir Müslüman ülkesi neden bu uzmanlardan, profesörlerden oluşmuş 10-15 kişilik bir grup, Diyanet İşleri'nin de katkısıyla bir araya gelerek şu konuları Kur'an'a göre açıklığa kavuşturmuyorlar?

Bu yasaklar var mı, yok mu?

Gerçek nedir kimse tam olarak bilmiyor. Cevap veremiyor.

Oysa öğrenmek hakkımız... Diyanet İşleri Başkanlığı'nın bu konulan açıklığa kavuşturmak üzere girişimde bulunmasının zamanı gelmiştir bence!

DİĞER YENİ YAZILAR