Başbakan Erdoğan “Ben çevrecinin daniskasıyım” dedikten sonra balık çiftliklerinin kaldırılmasından söz eden medyaya çatıyor
“Kuruldukları zaman neredeydiniz, neden sesiniz çıkmadı”...
Sondan başa doğru gidelim bu kez... Çok üzgünüm ama sormak zorundayım acaba Başbakan “medya” ile “medyum”u karıştırıyor olabilir mi? Zira bu medya dediğiniz şey de olacakları her zaman önceden kestiremez, zararları görülmeye başlayınca uyarır.
Diğerlerini bilmem ama kendimin ve Can Ataklı’nın bu konuda 10-15 yıl öncesinden, Sabah’ta çalıştığımız dönemden başlayıp defalarca yazdığımız yazıları elbette hatırlıyorum.
Kaç kez yazdık, “Yazıktır bu cennet koylara, yalnız biz değil dünya buraya akın ediyor. Denizi çamura çevirirseniz Bodrum’u ve diğer Ege koylarını yok edersiniz” dedik. Başbakan isterse bu yazıları kolayca bulabilir.
Şimdi “Biz kurmadık ki” diyorlar... Siz kurmadınız ama 6 yıldır iktidardasınız, zarar had safhaya çıkmasına rağmen çözüm düşündünüz mü?
Torba’da bir haftadır pislikten (kıyıya yakın demirleyip sintine boşaltan tekneler, arıtmasız yapılar, balık çiftlikleri nedeniyle) denize girilemiyormuş. Türkbükü, Güllük aynı durumda. Yazık değil mi? Bize bağışlanmış bir hazine böyle mi mahvedilir?
Bodrum’un en güzel koyları, köyleri çirkin, çarpık, özensiz yapılaşmayla (başta Gündoğan, Yalıkavak, Gümüşlük olmak üzere) tüm özelliğini yitiriyor. Sahile Çin Seddi gibi gerilmiş (nasıl, nasıl izin çıkarabiliyorlar belediyelerden anlamak mümkün değil) oteller, Yalıkavak girişinde iki dehşet verici çirkinlikte bina (cinayet gibi), hiçbir estetik kural gözetilmemiş yapılarla Türkiye’nin en müstesna sahil kenti tüketiliyor. İki yıla kalmaz Kuşadası’ndan beter olacak.
Bunu durduracak bir bakanlığınız yok mu, olamaz mıydı?
Bodrum’da tatil yaparken kendiniz bunları görmediniz mi?
Sinop’ta uluslararası çevrecilere, her ülkede yaptıkları, yapabildikleri bir “nükleer santral karşıtı” gösteri için, doğal hayatı koruma kampına katıldıkları için sille tokat girişen emniyet görevlileri bu cesareti nereden aldılar?
Çevrecilerin avukatla görüştürülmemesi, susma hakkını kullanmak isteyenlere su ve yemek verilmemesi, “şehri terk edin” denmesi hangi ülkede görülmüştür?
Bir de Vali kalkmış “izinli kamp yapanları kovanlara” arka çıkıyor: “İzin önce verilip sonra kaldırılabilir” miş. Hangi nedenle Bay Vali, hangi nedenle kaldırıldı?
Bu durumda “Ben de, iktidarım da çevreciyiz” diyen Erdoğan’a “Çevrenizi kollama, kalkındırma, kadrolaşma açısından öyle” tepkisi gösterenlere hiç kimse bir şey diyemez.
YAK YAK, OTEL YAP!
Bodrum Güvercinlik’teki orman yangınından (2007) sonra simsiyah olmuş alanı gördüğümde “Kim bilir kime verilmek üzere yakıldı” diye düşünmüştüm, yanılmamışım.
Bir kısmı (2006’da, yangından bir yıl önce) MNG’ye tahsis edilmiş. Antalya’da yine aynı Holding bir otel yapmış. Otelin arkasındaki bölge tesadüf bu ya bir yıl sonra yanmış ve arkasından yine MNG’ye tahsis edilmiş.
Hani yanan ormanlar mutlaka yeniden orman yapılacaktı?
Bazıları için kanun, kural yok mu?
İşte durum bu olunca “en büyük çevreci” iddiaları da “en büyük palavra” olarak kalakalıyor.
Dünyanın en güzel (ama çaresiz) ülkesi ise göz göre göre giderek enkaza dönüşüyor.
Almayalım “Cumhuriyet kadını” projesini
Nedir bu “Cumhuriyet kadınları projesi” anlayamadık. Önce Atatürk’ü Nurseli İdiz’in canlandırdığı fotoğraflarla, haberlerle duyuruldu ki göz renginden başka anımsatacak tek bir benzerlik yok (olması da beklenemez zaten).
Eğer bu Atatürk’ün her Cumhuriyet kadınında yaşadığını anlatmak için yapılmışsa hiç de hoş bir fikir değil. Her şeyin yanlış anlaşıldığı böyle bir fitne döneminde mesajların çok daha açık verilmesi lazım.
Arkadan bir takım mankenlerin Tansu Çiller’e benzeme yarışı, operasyonları veya çıplak fotoğraflarla haberi yapılan karşılıklı reklam polemikleri geldi. Tansu Çiller’e kim daha çok benzer bilemem ama Çiller’in siyaset sahnesinden silinmesi “Cumhuriyet kadınına yakışmayacak siyaseti” nedeniyle olmuştur.
Cumhuriyet kadını her yönüyle dürüst, kendisine bu ülkeyi emanet eden atalarını ve vatandaşlarını düşünerek hareket eder, hatırladığımıza göre o çok yönlü olarak bunu başaramamıştı.
Onun için bence kessinler bu projeyi yol yakınken, yapılan hiçbir şey uymuyor... Cumhuriyet kadınları böyle temsil edilemez. Ne onları temsil etmek çıplaklara kalmıştır, ne de Ata’yı oynamak Nurseli İdiz’e...
Hiç kırılmasınlar, kusura bakmasınlar, bu imajlar yapışıp kalıyor sonra. Birilerinin tam da beklediği tablo ortaya çıkıyor.
Almayalım (!) biz bu projeyi!

