Konya’da “muayenede geç kalındığı için testisini kaybeden genç” olayı yeniden gündeme geldi ya... Ertuğrul Özkök “Gazete olarak acele karar verdik” diye özür diledi ya... Şimdi bu konuyu yazan (ben de dahil) yazarlardan da özür bekleyen okurlar çıkıyor.
Okurlar arasında çizgiyi aşanların, saygı üslubundan taşanların mektubunu anında çöpe gönderiyorum onu da öncelikle belirtmiş olayım. Mehmet Kenger isimli bir okuyucumuzun yazdıkları aslında diğerlerini de özetler nitelikte. Kısaltarak alırsak diyor ki:
“Fırsat bulmuş gibi hemen dindar insanlara şevkle hücum ettiniz, şimdi bu haberi yayınlayan Hürriyet Gazetesi yazarı Ertuğrul Özkök haber balon çıktığı için özür diledi, peki siz bu insanlara yaptığınız acımasız eleştiriler ve bu eleştirilerin olumsuz sonuçları için özür dileyecek misiniz? Hep din veya dindar insanlar aleyhinde ne varsa heyecan ve istekle olayın üstüne gidiyor ama onların lehine olacak haberleri görmezden geliyorsunuz...”
Yazısında “benim yazılarımı arasıra okuduğunu, dürüstlükten, insanlıktan taviz vermediğimi” de söylemiş ve başlığına konu olarak “Namert değilseniz özür dileyin” yazmış.
Hakkımda kesin kararlar verebildiğine göre anlaşılan o ki yazılarımı “arasıra” değil, “sürekli” okuyor, bu bir...
Dürüstlükten, insanlıktan taviz vermediğimde çok haklıdır, buna din, dil, ırk konularındaki saygımı da, dindar insanları asla incitmeyeceğimi de ilâve etmesi gerekir bu iki...
Ertuğrul Özkök’ün görüşüne elbette saygı duyarım ama bir başkasının özür dilemesine bakarak kendi özürlerime karar vermem, bu da üç...
Ben ancak dini, inancı siyasi malzeme yapan, toplumu tek bir “türban” ekseninde, sanki insanların inanması türbana, başörtüsüne endekslenebilirmiş gibi dindarlar/dindar olmayanlar diye bölerek duygu, inanç ve oy istismarcılığı yapanlara karşı çıkarım.
Hiç kimseye de benim yazı ve konuşmalarıma bakarak inancımı, dindarlığımı eleştirme veya yanlış değerlendirerek aklına geleni söyleme hakkı vermem.
Gelelim konuya...
Neymiş efendim konu; Konya’da bir hastanenin bir doktoru (ki söz konusu hasta genci ameliyat eden doktor) ameliyattan sonra bir rapor yazmış ve iki kadın radyoloji uzmanının “erkek olduğu için” bu gencin testis muayenesini yapmadığını, bunun da bir organın kaybına neden olduğunu açıklamış.
Bu rapor bir ay başhekimin masasının üstünde durmuş ve hiçbir işlem yapılmamış.
GAZETELER ÇIKAMAZDI!
Sonra olayı Uğur Dündar duymuş ve haber yapmış, Hürriyet de bunu yayınlamış. (Ve soruşturmanın sonunda doktorun iddiasının “doğru olmadığı” ortaya çıkmış.)
Hangi haberci böyle bir olayı duyup üstüne atlamaz ve hangi gazete basmaz sorarım size... Mantık yürüttüğünüzde yeryüzünde hiçbir doktorun iki kadın tıp uzmanına, durup dururken, sebepsiz yere, olmamış bir olay için böyle bir suçlama yapmayacağı açıktır. Ayrıca, hadi birlikte düşünelim; “iftira olduğuna inansa” o başhekim bir ay içinde böyle ciddi bir iddiayı inceleyip gerçeği ortaya çıkarmaz mıydı?
Ben de 20 yıla yakın zamandır gazetecilik yapıyorum ve hiçbir gazetecinin aklına böyle bir haberin “iftira/yalan” olabileceğinin gelmeyeceğini biliyorum. Bu anlayışla haber yapılsaydı sizin siyasi haberleri de, diğerlerini de her gün okumanız, gazetelerin her gün çıkması mümkün olmazdı.
Çünkü bizim önce müfettişler, Emniyet, mahkemeler vs. yerine olayları soruşturmamız, ancak sonucu alınca yazmamız gerekirdi.
Burada tabii asıl sorun radyologların “türbanlı” oluşundan çıkıyor ve sanki konunun üstüne bundan dolayı gidilmiş gibi bir durum yaratılıyor. Asıl önemli olan bu...
Peki olay bundan 20 yıl önce, türbanlı hastane personeli ortaya çıkmadan önce olsa haber yapılmayacak mıydı? Veya radyologlar türbansız ama kafa yapısı “erkek hastaya dokunulmaz” olsaydı yapılmayacak mıydı?
Kesinlikle yapılacaktı, böyle bir haber her şart altında HABERDİR.
Ama şunu da söyleyeyim; Türkiye’de en önemli konularda olayların üstü ustalıkla örtülebiliyor, iş tehdide ve “ücra köşelere sürülme”ye kadar varabiliyor, belgelerde tahrifat bile yapılabiliyor, yani uzun süredir yazdığım gibi artık neredeyse “adımızdan bile” emin değiliz.
Raporu yazan doktor AKP’den milletvekili aday adayı olmuş birisiymiş, özellikle “türban” nedeniyle böyle bir suçlama yapmış olması hiç akla yakın değil...
Ama... Bu doktorun hastane dışında da hasta baktığı anlaşılmış, ortaya çıkan soruşturma sonucunda bunun etkisinin olması da akla hiç uzak değil.
Her ne olursa olsun burada haber niteliği taşıyan çok önemli bir olay ve birkaç sorumlu var: Raporu “yazan” ile “dikkate almayan” doktorlar.
Biz; haberci ve yorumcular asla o sorumlulardan değiliz.
Uğur Dündar her zamanki gibi sıradışı bir olayı başarıyla haber yapmıştır ve hem bu nedenle, hem de başhekimin yapması gereken görevi yaptığı için ancak takdiri hak etmektedir.
Bana gelince; özür dilemeyi gayet iyi bilirim ama ne zaman dilemem gerektiğini de!
Özür mü, ne özürü?
Konya’da “muayenede geç kalındığı için testisini kaybeden genç” olayı yeniden gündeme geldi ya... Ertuğrul Özkök “Gazete olarak acele karar verdik” diye özür diledi ya... Şimdi bu konuyu yazan (ben de dahil) yazarlardan da özür bekleyen okurlar çıkıyor
Haberin Devamı

