Bitireceğim dedim ama dava açıldığı için bazı noktaların açıklığa kavuşması gerekiyor.
Okurların büyük çoğunluğunun maillerinde "adını anmak istemediğimiz şahıs" olarak tarif ettikleri -maalesef- yazar, dün sütununda özür dilemiş.
Özürden çok "çevir kazı yanmasın" türünden bir açıklama...
Değerli sanatçı Ayten Gökçer'in kendisine telefon ederek tenkit ettiğini söylüyor ve kaybettiği kadın okurları (oysa kaybettiği erkek okurlar daha fazla) tekrar kazanabilmek amacıyla "Bugüne kadar kadın haklarını çok savunduğunu, o zaman kendisini desteklemeyen kadınların şimdi 'kastı aşan ifadesinde' karşısına dikildiğinden şikâyet ediyor.
Asıl saygısızlığı yaptığı meslektaşından özür dileme inceliğini halâ göstermeyen, mesleklerde hele basın gibi bir meslek dalında kadın-erkek ayırımı olamayacağını, hata ettiğini halâ söyleyemeyen, ama okurları tarafından -belki de basın hayatında ilk kez-özüre mecbur bırakılan "adı anılmayan şahıs" ın topluca kadınlardan özür dileme yolunu seçtiği yazısında çok eğlenceli bir paragraf da var: "İlginçtir" diyor "Ne zaman adam oluruz yanıtında cinsiyetle ilgili tek kelime belirtmemiştim. Ne var ki
kadın örnekler çoğunlukta olmalı ki kadınlar alınmış. Oysa ben cinsel cazibe kullanarak haksız edinimler elde etmekten söz etmiştim."
"Yanıtında" dediğine göre demek ki bir şeye cevap vermekteydi; bir önceki gün hakkında yazılmış bir köşe yazısı olabilir mi bu? Ve ondan önceki gün VATAN'in sürmanşet haberi. Kendisi de açıklamış bunu...
Özür dilerken bu kez de kadınlara toplu hakarete geçiyor. "Hangi konudaki kadın örnekler çoğunlukta" sorusunun cevabı "Başyazarla yatarak yazar olan" veya daha edepli bir söyleyişle "Erkekler sayesinde yükselen" kadınlar... Kendisinin bir zekâ örneği(!) olan deyişiyle "cinsel cazibe kullanarak yükselen kadınlar..."
Kimmiş bunlar? Bu kadar ileri giden, hiç bir saygı sının tanımayan şahıs onu da açıklar. Kimler için yazdınız bunu durup dururken? Medyada başyazarlarla yatarak yükselen, cinsel cazibesini kullanan kadın yazarları açıklayın bize.
O "adam olmayı öğreten" köşede bu söz yayınlandığı sabah saat 9'da Flash TVnin "Bu söze ne diyorsunuz Ruhat hanım?" sorusu ile uyandım ben... Arkadan okurlarımdan mailler gelmeye başladı. Bir gün önce hakkında yazım çıktığı ve Türkiye'de başyazar eşi tek kadın yazar ben olduğum için adres herkes tarafından pek kolay anlaşılmıştı doğrusu. Yani "Ben isim vermedim, halâ da vermiyorum" diyerek kazı çevirmek mümkün değil. Eşi de kendisine anlatmış zaten; "İlk okuduğunda tepki vermiş. Kendisi de o zaman olacakları anlamış." Çok geç!
Kendisine, gazetesine, bana ve gazeteme yağan mailler, ona meydanın bu kadar boş olmadığını, bu toplumun "çalışan, alın teri ile; birikimi, emeği, yeteneği, zekâsı ile yükselen saygın isimlere" böylesi bir hakarete izin vermeyeceğini anlattı... Ama o halâ "Hakkımda yalan yanlışlarla dolu iftiralar atanların tahriklerine kapılma yanılgısına düşmüşüm" diyor.
Ortada yalan ve iftira yok. Büyük bir yanlış olduğu ise doğru; kendisi tarafından yapılan..
Böyle vur-kaç metodu ile, bir yandan toplumdan özür dilerken öte yandan tekrar belden aşağı vurmakla özür dilenmez. Özür dilemek centilmenliktir, şövalyeliktir. Popülist kurnazlıklar değildir.
Hitap ettiği insanların mantığı, zekâsı, anlayışı, kendisinin sandığından çok daha fazla. Bunu görmek ve onlara inanmak lâzım.
Bundan sonraki özürünü hakimlere anlatacak!
Terörü tk konu yapalım!
Amerika kendi içinde sivil kanatla ordu kanadının "PKK'ya müdahale" konusundaki anlaşmazlığını "Biz karışmayız" kararı ile noktaladı. Türkiye, sorunu Irak'la çözmeliymiş..
Nedir yani; Irak'ın içişlerine karışmıyor havası yaratıyorlar. Yani Bay Bush, kendi işine geldiği zaman "Irak terörü destekliyor, terörün başını ezmeliyiz" diyerek Irak'ın içişlerine karışacak, işgal edecek, yüzlerce masum insanını öldürecek ama Türkiye'ye zarar veren terör örgütünün orada açık açık karargâh kurmasına, bayrak dalgalandırmasına karışmayacak.
Sanki Irak'ı boşaltmış ve Irak konusunu kapatmış gibi...
Askerlerimiz arka arkaya şehit oluyor, PKK terörü eski yoğunluğuna doğru tırmanıyor ve bu durumda onlar tezkereye misilleme yapar gibi veya açıkça misilleme yaparak Türkiye'yi zor anında yalnız bırakıyorlar.
O zaman sınırının hemen ötesinde kendisine kasteden terörü yok etmek Türkiye'nin en doğal hakkıdır. Bunun ne kadar doğal bir hak olduğunu dünyaya gösterme açısından medyaya iş düşüyor. İngiltere'deki bombalı saldırılar nasıl ki en ince detayına kadar duyuruldu ve saygı duruşları yapıldı ise biz de terör olaylarını ve Amerika'nın bize yönelik adaletsizliğini dünyaya duyurabiliriz.
Bırakalım magazini, eğlenceyi, sporu, kavgayı, tembelliği, tatili üç beş gün...
Askerlerimize kurulan tuzakları ve mağduriyetimizi anlatalım. Tek yumruk olalım. Aciz miyiz bundan?
"Özrü kabahatinden büyük" derler!
Bitireceğim dedim ama dava açıldığı için bazı noktaların açıklığa kavuşması gerekiyor
Haberin Devamı

