Türkiye’nin hastalığı en ciddi sorunların, sıkıntıların, yolsuzlukların, hatta rejimdeki dönüşümlerin süslü konuşmalar veya eğer seçim yaklaşıyorsa vatandaşa ‘sus payı’ görünümündeki kazanımların arkasına gizlenebilmesidir. Örneğin şimdi seçim yaklaşıyor kesenin ağzı açılmaya; vaadler, zamlar, burslar ortaya dizilmeye başlandı.
Peki ciddi sorunların üstü neden Batı ülkelerinde bizdeki kadar kolay örtülemiyor, vatandaş seçim sürecinde devamlı olumlu tabloların çizilmesine, kazanımların öne sürülmesine aldanmıyor ve ciddi eksikleri, yanlışları olan hükümetleri -yaptıklarını unutarak- bir kez daha ödüllendirmiyor? Çünkü bizde zaten “yeterli eğitim ve iş” sağlanamayan, yüksek eğitim almış olan gençlere bile ”her üniversite mezununa iş bulamayız” denen bir 72 milyonluk nüfus olduğu halde bir yandan da “çoğalın, en az üç çocuk yapın” telkinleriyle nüfusun artması teşvik ediliyor (sınav hileleri de ayrı mesele!)
DOYMAYANI ALDATMAK KOLAY!
Oysa Batı’da kimse bakamayacağı kadar çok çocuk yapmıyor.
Bu durumda yapan ülkenin insanlarına eğitim, aş ve iş sağlanamadığı için onları vaadlerle, zamlarla, seçim hediyeleriyle, bunlar da yetmezse “din üzerinden tahriklerle” aldatmak da kolay oluyor. Son zamanlarda “çocuklarıma bakamıyorum devlet para yardımı yapsın” veya “devlet alsın” diyen aileler ne kadar arttı haberlerde izliyoruz. Şimdi bu ailelere ‘seçim öncesi sağlanacak ekstra yardım’ oyunu almaya yeter mi, yetmez mi?
İnanın hepsi eğitimli olsa yine yetmez. Çünkü (dağıttıklarına göre zaten hakkıdır) yardımı alsa bile “demokrasi, özgürlük olmayan, en hayati kurumları siyasi baskı altında bulunan ülkede iyi düşünmek zorundayım” der. Örneğin, üniversite öğrencilerinin veya herhangi bir vatandaşın ‘bir protestoda bulunduğu anda’ polis şiddetiyle, coplar altında sürüklenerek tutuklandığı, Celal Bayar Üniversitesi Rektörü Pakdemirli’nin yaptığı gibi “okuldan atarım” tehditleriyle azarlanıp susturulduğu, 78 yıldır kutlanan “Atatürk’ün Ankara’ya ilk gelişi”nin kutlanmasının tarihte ilk kez engellendiği “özgürlüğü elinden alınmış” bir toplumda burs almak gelecek adına büyük bir kazanç mıdır?
İLERİ DEMOKRASİ, EN GERİ DEMOKRASİ
Okulu bitirdikten sonra eğer siyasetçi bir yakınınız yoksa -iş bulamayacağınız, iş bulsanız ve hatta çok başarılı olup zirveye çıksanız bile iktidarın keyfi istediği anda bunu kaybedeceğiniz, kısa süre sonra “yeni vergiler- zamlarla kazancınızın da uçup gideceği” bir ortam mevcutsa, size geçici olarak “seçim uğruna” üç kuruş zam yapılsa ne olur, yapılmasa ne olur?
Son derece önemliydi ama basının büyük kısmı “tarafsız yazmadığı için” üstünde yeterince durulmadı; The Economist dergisi “Dünya Demokrasi Endeksi”ni yayınladı kısa süre önce.. Türkiye’nin son yıllarda bu endekste gerilediği ve “hibrit demokrasiye sahip ülkeler” arasına girdiği bildirildi. Sınıflandırma; ileri demokrasiler, tam demokrasiler, hibrit (melez) demokrasiler ve baskı rejimleri olarak yapılıyor.
WİKİLEAKS HALI ALTINA AMA..
Yani Türkiye’de bize “ileri demokrasi olduk” reklamları yapılırken biz üç basamak aşağıda “en geri demokrasi” sınıfındayız, bir adım sonrasında diktatörlükler var. Haydi Wikileaks belgelerini de halı altına süpürelim (ki süpürdük), orada resmi yazışmalarda anlatılan “ülkenin rejimiyle ilgili kuşkuları” hiç konuşmayalım (ki konuşmadık), ABD’den iddiaları kanıtlarıyla açıklamasını filan istemeyelim (istemedik) ama dünya demokrasi endekslerini ne yapacağız?
Türkiye’de başta medya olmak üzere “demokrasinin can damarı kurumların hepsine”, eleştiren vatandaşlara, işçilere, öğrencilere yapılanları içerde saklamayı başarsak da dışarıdakilere yutturamıyoruz, ne olacak?
2010 yılında bu baskıları birebir yaşamış, gerçekleri tartışarak görevini yaptığı için cezalandırılmış gazetecilerden biri olarak ben ‘Demokrasi, özgürlük yoksa eğitim de, burs da, zam da hepsi hikaye. Sırat Köprüsü’nde yaşamak cehennem azabından farksız’ diyorum. Umarım 2011 ülkenin demokrasiye kavuştuğu, gerçeklerin süslü laflar arkasına gizlenmediği yıl olur.
Kemal, Hıdır, Hızır, Zübük vs!
Başbakan Erdoğan ile CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu dün partilerinin grup toplantılarında 2010’un son konuşmalarını yaptılar. Bazı cümleler bizi güldürecek kadar komikti ve ortadaki tablo çözümden çok kavgalı, gürültülü, sataşmalı geçen bir yılın fotoğrafı gibiydi.
Başbakan’ın daha önceki konuşmalarında, Kılıçdaroğlu’nun özellikle “aile sigortası” ile ilgili açıklamalarına -nedense- pek kızarak onun ismiyle ilgili “Kemal mi, Hıdır mı” gibi benzetmeler yapması üzerine CHP Genel Başkanı “Hıdır’ı neden küçümsüyorsunuz, Hıdır Anadolu’da Hızır’dır. Asıl’i Recep Bey’i bulmak istiyorsanız Zübük’e bakın” diyerek Aziz Nesin’in romanını hatırlattı.
Esprili bir Meclis’e sahip olmak kötü bir şey değil ama liderlerin ölçüyü kaçırmamaları gerek daha önümüzde seçim var, o zaman neler duyacağız bu gidişle. Kadın Bakanı diğer konuları bir yana bırakıp “Diziler aileye zarar veriyor” diye tekrarlayıp duruken bir de onlarla mı uğraşacak?
Ben ise en çok Başbakan’ın “Ben size adım Tayyip Erdoğan’dır demedim, kaynak Türkiye’dir... Hortumları oradan çıkaracağız, milletin cebine koyacağız” benzeri cümlelerinden etkilendim. “Kaynak Türkiye’dir” lafının benzerini Kılıçdaroğlu Kurultay sonrasında yaptığı konuşmada “yolsuzlukları keserseniz kaynak bulunur” diyerek söylemişti.
Ama “hortumları oradan çıkarmak” AKP iktidarı döneminde gerçekleşti mi o konu çok tartışmalı. Yine Wikileaks belgelerinde ABD büyükelçilerinin “iktidarla, hatta isimlerini vererek bazı bakanlarla ilgili yolsuzluk iddiaları” çok ciddiydi ki bunlar arasında “kendilerine emanet edilmiş olan örtülü ödenekten keyfi şekilde, yerel spor klüplerine bağışlamak için büyük miktarlarda para çekilmesi” bile vardı.
ŞENER’E SORSALAR?
Bunlara değinmek istemiyorlarsa, o belgelerde yazan “AKP hükümetinde bir bakan yolsuzluklara dayanamayarak istifa etti” şeklindeki yazışmayı doğrulayan ve “Benden söz ediyor” diyen TP Genel Başkanı Abdüllatif Şener’e sorabilirlerdi. Böylece Türkiye “hortumlar bitti mi, katlanarak devam mı etti” öğrenirdi.
Seçim öncesi “din, iman, kul hakkı” konuları dillerden düşmeyeceğine göre “yolsuzluk-din-kul hakkı” arasındaki ilişkiyi de öğrenmiş olurduk. Kısacası; hiç inandırıcı değil bu söylemler!
Özgürlük olmayınca burs neye yarar?
Haberin Devamı

