Özgür beyinler ve korkuyu büyütmek!

Haberin Devamı

Acaba bu yaşananlar bir korku filmi mi, yoksa komedi mi, artık görüp duyduklarımıza inanabilmek gerçekten çok zor...

Şöyle bir sonuç çıkarabiliriz, bu ülkenin vatandaşları için korku filmi, dışardan izleyenler için komedi...

“Yargı reformu” adı altında Hakim ve Savcılar Yüksek Kurulu’nu, dolayısıyla Yargıtay ve Danıştay’ı, aynı süreçte Anayasa Mahkemesi’ni büyük ölçüde “siyasi iktidarın kontrolüne alabilecek olan” çalışmalar (şu sıralarda gündemden çekilmiş gibi görünse de) sürüyor.

Adalet Komisyonu Başkanı Ahmet İyimaya ile yaptığım telefon konuşmasında bana “Yargı Reformu Tasarısı için gece gündüz aralıksız çalıştıklarını” söyledi.

Medya reformu (!) yani medyanın “geri kalanını” da tümüyle iktidara bağımlı kılacak, en ufak eleştiri yapamaz hale getirecek şekilde (ve Avrupa Birliği uyur görünse de Avrupa gazetelerinin arka arkaya yazdığı şekilde) Maliye’nin 2009’da toplamayı hedeflediği tüm vergilerin toplamından fazla vergi cezası ve teminat isteği ile sürüyor. Bu reformu (!) da gerçekleştirdikleri takdirde artık “Truman Show” filmi gibi bir sanal yaşam bekliyor Türkiye’yi...

Sivil Toplum kuruluşları ses çıkaramaz halde, üniversiteler zaten susturuldu. Kısacası ortalık sütliman...

YİNE PROTESTOYA GÖZALTI

İzmir’de Başbakan’ı sözle ve pankartla protesto eden öğrenciler (bugüne kadar defalarca görüldüğü gibi) gözaltına alındılar.

Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç ise (kendisinin başında bulunduğu mahkemeyi şüphe altında bırakabilecek sözlerinin yanında) şöyle demiş:

“Bilgi ancak özgür ortamda üretilebilir. Üniversite öğretiminin amacı özgür beyinler yetiştirmektir. Üniversitesinde uydu beyinler yetiştiren bir toplumun geleceği yok edilmektedir. Şunu unutmamalıyız, demokratik düzen denince kendine güvenen, risk alan, ‘suskun ve uslu değil sorgulamayı görev kabul eden’ onurlu insanların yaşadığı ülkeler akla gelir.”

Peki suskun olmayan, kendini sözle ve pankartla protesto yapacak kadar özgür hisseden veya risk alan öğrencilerin gözaltına alındığı “düzen”e ne denir, keşke AYM Başkanı Kılıç onu da anlatsa?

Tabii aynı konuyu “şiir okuduğu için” tutuklanmasını yıllarca siyasi hayatının mihenk taşı yapan ve yıllarca “düşünce-ifade özgürlüğü”nü dilinden düşürmeyen (oylarını bu şekilde arttıran) Başbakan Erdoğan da anlatabilir. Şiir okumakla pankart taşımak veya sözlü protesto yapmak arasındaki farkı da açıklayarak... Şiirde “isyan, şiddete yönlendirme” olduğu iddia edilmişti, burada o da yok.

Başbakan 9 Eylül Üniversitesi’nde yaptığı konuşmada:

“Türkiye’de halâ bugün bile modern yaşamın kesintiye uğrayacağına, insan hak ve özgürlüklerinin geri alınacağına, insanların yaşamlarına müdahale edileceğine dair korku ve tedirginlik bulunması abesle iştigaldir. Birileri bu korkuyu büyüterek buradan nemalanmak istiyor.”

ABESLE İŞTİGAL??

Başbakan tabloya çok daha dikkatli bakmalı bence... Ülkede “hak ve özgürlük”ten geriye ne kaldı? Korku ve tedirginlik bir toplumda durup dururken ortaya çıkar mı? Eğer bu korku toplumda; “üstünde bir başbakanın konuşma yapmasını gerektirecek” boyuta gelmişse onu büyütmeye veya “birileri”ne gerek var mıdır?

Abesle iştigal bile olsa madem ki o korku ortaya çıkmış; toplumun da, onu yönetenlerin de şikayet edeceklerine düşünmeleri ve “KORKUYU, BASKIYI” ortadan kaldıracak adımları atmaları gerekir. Hem de derhal! Yoksa iskele-sancak havada AB yoluna çıkmış bir ülkeye o AB’de gülerler ancak!


*****



“TÜRKİYE KAYBEDER”!



DTP Genel Başkanı Ahmet Türk konuşmalarında devamlı “kardeşlik”ten, amaçlarının “üniter devlet”i bölmek olmadığından söz ediyor. Bir yanda bunu yaparken diğer tarafta “DTP ile ilgili hukuki süreç”le veya “açılım”la ilgili konuştuğu zaman “Türkiye kaybeder, bizim kaybedecek birşeyimiz yok” diyebiliyor. O zaman buradaki “siz” kim diye sormak gerekmez mi? Akla ilk gelecek sorular şunlar değil midir;

“Siz Türkiye’den kopuk musunuz, Türkiye’nin vatandaşı değil misiniz, Türkiye kaybederse tüm vatandaşları kaybetmez mi?”

Herkesin mi kafası karışık, kavram kargaşası bulaşıcı bir virüs gibi yayıldı mı belli değil.

DTP NEDEN İFADE VERMİYOR?

Öte yanda DTP’li milletvekillerinin, açılan davanın üstünden uzun zaman geçmesine rağmen ifade vermeye gitmemesi TBMM’de çok garip, yine daha önce hiç rastlanmamış bir ortam yarattı. Meclis Başkanı Mehmet Ali Şahin: “İçişleri Bakanlığı ve Emniyet Müdürlüğü’nün nasıl hareket edeceğine karışmam. Ama Meclis Başkanı olarak bu meclisten polise milletvekili teslim etmem. Asla izin vermeyiz. Alamazlar.”

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç ise: “Bana göre bir milletvekili yargılanmamalı. Durumu protesto ederlerse ben de giderim. Anayasa’nın 83’üncü maddesinin değişmesi lâzım.” demişler.

Garip çünkü her ikisi de sanki başka bir ülkenin kurumlarından ve anayasasından söz ediyor gibiler.

Garip çünkü; sanki kuvvetler ayrılığı ilkesinden tümüyle habersiz gibiler ve sanki biri Başbakan Yardımcısı, diğeri Meclis Başkanı değil..

Acaba bunları söyleyeceklerine neden DTP’yi olay yaratmadan ifade vermeye davet etmiyorlar?


DİĞER YENİ YAZILAR