Oynatmaya az kaldı!

Tatilde, deniz kenarında olup da gazeteye, TV'ye, habere bir süre için eğlencelik olarak bakanlar şanslı. Yine öyle günler yaşıyoruz ki olayları dikkatle izleyenlerin oynatmasına az kaldı

Haberin Devamı

Tatilde, deniz kenarında olup da gazeteye, TV'ye, habere bir süre için eğlencelik olarak bakanlar şanslı. Yine öyle günler yaşıyoruz ki olayları dikkatle izleyenlerin oynatmasına az kaldı.

Aç gazeteni, haberlere şöyle bir göz gezdir beş dakika sonra deli gömleği giyecek duruma gelmezsen şaşanm yani. Tabiî dünya yıkılsa umurunda olmayan, ayağı yerde kafası uzayda tiplerden söz etmiyorum. "Bana dokunmayan yılanı okur geçerim" diyorsanız mesele yok. Benzer olaylarla maazallah kendiniz karşılaşana kadar.

Ne memleketmiş, ne milletmişiz yaa. Hakikaten meleği bile kudurturuz sinirden yani. Güzelim ülke cadı kazanı sanki. Herkes birbirinin gözünü oyuyor, herkes önüne geleni kazıklıyor. Böyle durumlarda normal olarak hukuka başvurursunuz değil mi? Hangi hukuk? O da yok.

Cinnet vatan
Benim son oynatmam İzmir'de lig öncesi yapılan hazırlık maçında öldürülen gençle ilgili haberi okumamla oldu. Saçlarım hâlâ dimdik, beni şu anda gözünüzde öyle canlandırabilirsiniz.

Üniversite sınavını kazanmış, o gün kaydını yaptıracak pırıl pırıl, aslan gibi bir genç. Maç sırasında öldürülüyor. Zan altındaki kişi "yerde bir bıçak buldum, öylece etrafa salladım. Birine geldi mi bilmiyorum" diyor. Yanında kavgaya birlikte girdiği yardımcıları da var. Hepsi serbest. Güle oynaya gidiyorlar. Bu kadar basit adam öldürmek Türkiye'de. Eh cinayet bile bu kadar kolaysa tehdidin, şantajın, gaspın, tecavüzün, dayağın, sakat bırakmanın, trafik kazasının lâfı mı olur? Onun için de memleket "cennet vatan"dan "cinnet vatan"a döndü tabii. Buyurun şimdi hayrını görün.

Kimsenin de sesi çıkmıyor. Maçta ölen Murat Kongu olayı dehşet bir örnektir. Suçluları araştırmadan, soruşturmadan, mahkemeye bile çıkarmadan salıveren adalet (çok komik bu lâf) bundan sonra gençlerin cebine bıçağını koyup maça gitmesini ve "gözünün üstünde kaşın var" diyeni öldürmesini nasıl önleyecek?

O hâkim ya da komiser bize açıklasın, nasıl?

Yazık oldu vatanımıza, gençlerimize, çok yazık!



Dikkat! Bizdeki yaya geçitleri farklı
Haşmet Babaoğlu da sık sık yazıyor, ben de, Hıncal Uluç da... İstanbul'da gördüğümüz kadanyla araçlar -pek azı hariç- yaya geçitlerinde durmuyorlar. Biz de "Avrupa'da şöyledir, böyledir, yaya adımını atar atmaz tüm araçlar durur" hikâyelerini her fırsatta tekrarlıyoruz. Ama faydası yok. Olay aynen devam ediyor.

Ercan Arıklı'nın yaşamını kaybettiği kazada şoför 8'de 3, Arıklı da 8'de 3 hatalı bulununca hepimiz şaşırıp kaldık, öyle ya, nasıl olur orası yaya geçidi. Bir yaya etrafını iyice incelemeden yola indi diye suçlu bulunabilir mi? Birkaç gün önce işin aslını öğrenmek üzere bu konuyu en iyi bilenlerden birini; Trafik Denetleme Şube Müdürü Ali Kemal Hanlı'yı aradım.

Ali Kemal Bey o kazadan hemen sonra kaza yerine geldiklerini ve kendi incelemelerinde şoförü 5/10, yolu 3/10, Arıklı'yı ise 2/10 oranında suçlu bulduklarını söyledi.

Gördüğünüz gibi yaya "geçit"te olmasına rağmen ilk anda da bir miktar suçlu görülmüş. Bunun nedenini ise şöyle açıkladı; Bizim kanunlarımız Avrupa'dan farklı. Bizde Trafik Kanunu 68. maddede şöyle tarif ediliyor:

"Yaya, ışıklı işaret veya yetkili kişilerin bulunmadığı geçit ve kavşaklarda güvenliği açısından, yaklaşan aracın uzaklığını ve hızını göz önüne almak ve uygun değilse geçmemek zorundadır."

Peki geçitte görevli veya ışık yoksa ve araç durmazsa sürücü suçlu değil mi?

Elbette suçlu. Ama bu durumda yaya yaralansa ve hayatını kaybetse bile sürücü Avrupa ülkelerinde olduğu gibi yüzde yüz suçlu bulunmuyor.

Bizim sürekli olarak Ercan Arıklı kazasından söz etmemizin nedeni önemli ve dikkat çekici bir örnek teşkil etmesi. Onunla aynı durumda geçide gelen birçok yaya ne yapması gerektiğine karar veremiyor. Araç duracak mı, durmayacak mı? Yol kendisinin mi, değil mi? Sürücülerin ise yaya geçidinde durma gibi bir alışkanlığı bile yok. Durana da diğer araç sürücüleri şaşırıyor, hatta kızıyor. Açıkça söylemiş olayım; Durmayan sürücü suçlu. Ama dikkat etmeyen yaya da suçlu. Herkes ona göre atsın adımını.

En azından AB'ye gireceğimiz güne kadar (varsa öyle bir gün...) Girildiğinde onlar medeni ülkelerde ne yapılması gerektiğini öğretiyorlar zira!



7000 misafirli düğün!
Emin Çölaşan'ın yazılarını beğenirler, beğenmezler kendilerine kalmış ama Çölaşan dün çok güzel bir öneride bulundu.

Tayyip Erdoğan'ın oğlunun 7000 kişilik düğünü Mermerciler'in 40 gün 40 gece süren (biraz abarttım mı ne, galiba üç gün üç geceydi) düğününden sonra en çok konuşulan tören biliyorsunuz. Napolyon Bonapart'ın veya Osmanlı imparatorlarının düğünlerinin bile bunların yanında sözü olmaz. Bugünlerde her sohbet sonunda "düğün" e gelip dayanıyor. Söylenen şey hep aynı:

"Kimbilir 7000 kişiden ne altın, ne takı toplanacak? Bundan sonra kimse Tayyip Bey'e mal hesabı sormasın. Oğlunun altınları..."

İşte Emin Çölaşan, bunun için güzel bir çözüm öneriyor. Erdoğan hediye kabul edilmeyeceğini, hediye paralarının bir hayır işinde kullanılacağını açıklayacak. Böylece yıllarca konuşulacak bir konu kendiliğinden kapanmış olacak.

"Devlet adamı bunu yapabilen adamdır" diyor Çölaşan. Çok doğru, hele Türkiye gibi bir ülkede.

Eğer Tayyip Bey başbakan olmasaydı 7000 kişilik düğün yapmayacaktı (örneği görülmemiş bir rakamdır bu.) Ve o hediyeler gelmeyecekti. Bu aynen bir başbakanın, kendisine yabancı devlet adamları tarafından verilen hediyeleri alıp evine götürmesine benzer. Makama ya da makamdan ötürü gelen hediyelerdir bunlar. Orada kalması gerekir. Bir devlet adamının da spekülasyonlara fırsat vermemesi.

Tayyip Bey bunu düşünmeli bence!

DİĞER YENİ YAZILAR