Ne kadar farklı görünse de, görünmeye çalışsa da o maço görünüşün altında onda tertemiz, pırıl pırıl, naif bir yürek olduğunu düşünmüşümdür hep. Kerem Alışık ailenizden biri gibi yakınlık duyacağınız kadar içten bir karakterdir.
Şiirlerini okurken de hissediyorsunuz bunu. O dimdik duruşun altında kırılganlık var, yoğun duygular, korkular, yalnızlık, katıksız bir vatan sevgisi, her şey var... İç içe...
Alında kitabının uzun ismi “Öyle sever gibi bakma bana alışık değilim”... Kerem Alışık’ın şair olduğunu biliyordum ama bu kitabı görene kadar “bu derece iyi bir şair olduğunu” bilmiyordum.
İnanın bana okudukça hangisini seçeceğime karar veremiyorum. Bayramla ilgili olanı mı, oğluna yazdığını mı, aşk ve yalnızlık şiirlerini mi, hangisini?
Galiba şehitlerle ilgili olanı seçeceğim... “Şehittir Mehmet”i... Ama uzun, onun için bir kısmını bu Bayram günü, şehit analarının kutlamayacağı Bayram günü Kerem Alışık tarafından onlara armağan edeceğim. Ama sakın siz de ağlamayın benim gibi...
Şehittir Mehmet
Saçı sakalı asker tıraşı
topuğu ak, yüzü pak
kan sızar yarasından
boğum boğum boğumlu
ölüm kadar ölümlü
iki çift tel kopar sazından
başı... ısınmış bağrı gibi anamın
bu gece bir şey var havada
hainler oldukça yere yakın
(...)
dağların ardı nazlıdır
Nazlı’sı dağların ardındadır
kurşunun bir damlası küfür
bir damlası sevdadır
insan gibi yaşamak ister insan
gözünde namus
avuçlarında vatan
kartal gibi çarpa çarpa geçer semadan
gölgeler tedirgin
bu gece bir şey var havada
hainler oldukça yere yakın
öyle garip
öyle vakur
öyle yiğit
yürür üstüne fesadın
tükürür suratına fırsatçının
ona yakışan bu diye
sırtını döner kahpeye
cümle alem bilsin ahvalini
gülerek gitti ölmeye
ey alçak... kulak ver bu sese
eğil de dinle topraktan
şehittir okur
şehittir konuşur
daha binlercesi var böyle can verecek
kundağı da al kefeni de al bayraktan
cennete koştu elmas yüreklisi canımın
nur düştü yavrusuna
bu gece bir şey oldu havada
kırmızıya boyandı rengi dolunayın.
(Nisan 2007)
Şiirin sonuna da çok anlamlı bir not düşmüş Kerem Alışık:
“Anasının kucağındaydı. Küçücüktü daha. Üstünde asker üniforması, elinde çikolatası şaşkın şaşkın, dolu gözlerle bakıyordu. Babası al bayrağa sarılmıştı. Şehit çocuğuydu, onurluydu, gururluydu.
Ben bir gazetede bu öksüz gözleri görmüştüm.
Ciğerimden üç beş parça kopmuştu. Bu şiiri yazarken yüreğimden yaşlar akıyordu.
İşte böyle zamanlarda geliyordu ölüm aklına insanın. Böyle zamanlarda kalkıyordu gemiler gurbetlere, ben böyle zamanlara gidiyordum; gidenler benden gidiyordu.
Vatan uğruna, bayrak uğruna... Şehit düşen tüm askerlerimize Allah’tan rahmet diliyorum. Mekanları cennet olsun, geride kalanlara Allah sabır versin.”
ROJ TV yayında!
Sinop’ta Haber 57 isimli yerel gazetede çalışan 25 yıllık bir gazeteci; Mete Çağdaş PKK konusunda açtığı davayı hatırlatıyor.
8 ay önce Sinop Cumhuriyet Başsavcılığı’na dilekçe vererek PKK’nın yayın organı olan ROJ TV’nin internet üzerinden yayınına izin verilmesini şikayet etmiş ve ilgili kurumdan (Türk Telekom) davacı olmuş.
Başsavcılık da davayı Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na havale etmiş.
“Aradan 8 ay geçmesine rağmen ses seda çıkmadı. Tek bir savcı beni çağırıp ifademi almadı. ROJ TV’nin yayını ise devam ediyor. Oysa bu yayının durdurulması için tek bir kişinin şikayeti yeterli. Ankara Savcılığı’na soruyorum; davam ne oldu” diyor Mete Çağdaş.
Biz de sesi daha kolay duyulan bir gazeteden soralım bakalım, bu dava ne oldu?
Bu TV’nin yayınına neden izin veriliyor? Yoksa Türkiye’de akademisyenlere konuşmalarından ötürü soruşturma açılırken terör örgütlerinin ifade özgürlüğü mü sağlanıyor?
Not: Sevgili okurlarım mübarek Kurban Bayram’ınızı en iyi dileklerimle kutluyor, huzurlu, güzel bir tatil diliyorum.

