Oscar'lık bir film

Sinema için genellikle Etiler'de Alkent'in içinde bulunan Peugeot Cinecity'i tercih ediyorum. Salonlar rahat, Starbucks'ın kahveleri harika ve Mezzaluna nın makarnaları,pizzaları enfes... Daha ne olsun? Bir taşla birkaç kuş birden vuruyorsunuz...

Haberin Devamı

Sinema için genellikle Etiler'de Alkent'in içinde bulunan Peugeot Cinecity'i tercih ediyorum. Salonlar rahat, Starbucks'ın kahveleri harika ve Mezzaluna nın makarnaları,pizzaları enfes... Daha ne olsun? Bir taşla birkaç kuş birden vuruyorsunuz...

Russell Crowe ve Renee Zellweger'in başrolleri paylaştığı Cinderlla Man bu hafta görmek istediğim iki filmden biriydi (diğerini de yarın anlatacağım). Konusunu ve iyi bir film olduğunu biliyordum ama karşılaştığım eser için "iyi" tanımı çok az kalır. İki usta sanatçının oyunları basta olmak üzere, küçük çocuklar dahil tüm ekibi hayretten ağzınız bir karış açık izliyorsunuz. Bu kadar mı olağanüstü sanat yeteneği olur? Bu kadar mı kendinizi olaylan birlikte yaşıyormuş gibi hissedersiniz.

Russell Crowe kendisine "A BeautifulMind" filmiyle hak ettiği ödülü vermeyenlere aynı film ekibinin çektiği 88 milyon dolarlık Cinderella Man ile çok zor bir seçenek sunuyor. Sadece Crowe değil, film herşeyiyle bütün Oscarları toplayacak nitelikte.

Amerika'da 1930'lardaki büyük ekonomik krizde her 4 Amerikalı'dan birinin işini kaybettiği günlerde ailesini geçindirmek zorunda kalan, bunun için limanlarda yük taşıyan ve bir gün şapkasını çıkarıp para dilenmek zorunda kalan bir boksörün (James J.Braddock) hikayesi...

Ben, Braddock'un çok azılı bir boksör olan Baer'le yaptığı inanılmaz maç öncesi karısıyla vedalaşma sahnesinde gözyaşlarımı salıverdim. Bakalım siz dayanabilecek misiniz?

Sinemaseverlere en kısa zamanda bu filmi görmelerini öneriyorum. Özellikle de yarını düşünmeden kontrolsüz para harcayanlara ve gençlere... İnsana iyi bir ders oluyor, hele krizleri sık yaşayan bir ülkede!

Bankamatik sanatçılar??
Kültür ve Turizm Bakanı tiyatroya verdiği önemi(!) kim tarafından kulağına fısıldandığı belli olmayan "bankamatik sanatçılar" tanımıyla ve Can Gürzap örneğiyle gözler önüne sermişti biliyorsunuz. O bunu yapınca bazı gazeteler de dizilerde oynayan veya Devlet Tiyatrosu dışında da çalışan Âyten Gökçer, Mahir Günşıray, Çetin Tekindor gibi sanatçıların bulunduğu listeleri aynı başlık altında yayımlamaya başladılar.

Gerçekten enteresan bir durum, tiyatro hakkındaki tüm bilgileri başkalarından alan Bakan için. Yani siz dünya çapında sayılacak sanatçılarınıza asgari ücret benzeri bir maaş vereceksiniz, ayrılan ödenekle sahneye konması başarılan sayılı oyunda rol de vermeyeceksiniz, sonra da aynı sanatçıları başka yerde çalışıyor diye suçlayacaksınız.

Ne yapsınlar? Ne tavsiye ediyoruz onlara? Köşelerinde oturup yün mü örsünler? Sanatlarının körelmesini beklerken turşu mu kursunlar? Olacak iş değil yani, her konuda bir "milleti aldatma" dır gidiyor. Yalan, dolan öyle içimize işlemiş, laçka karakterler öyle yayılmış ki her olay arapsaçına dönüyor.

Hazır açıklamalara başlamışken Bakan Bey'e 'Koskoca AKM binasını onarmak yerine neden yıkıyorsunuz? 25-30 yılda yapılan bina yıkılınca oyunlar yıllar boyu nerede oynanacak?' diye sorduk, ona halâ cevap yok. Bekliyoruz...

DİĞER YENİ YAZILAR