Oscar jürisi gibiyim!

Bu akşam sabahlara kadar Oscar heyecanındayız. Sinemaseverlerden söz ediyorum tabii, bizler için çok, çook önemli bir gün

Haberin Devamı

Bu akşam sabahlara kadar Oscar heyecanındayız. Sinemaseverlerden söz ediyorum tabii, bizler için çok, çook önemli bir gün.

Gerçi, orada da kulis faaliyetlerinin etkili olduğunu, filmlerin lobisi için de milyonlarca dolar harcandığını öğrendiğimizden bu yana sonuçlara yüzde yüz güvenemiyoruz ama yine de...

Bakalım bu yıl kimi seçecekler diye sabırsızlıkla bekliyoruz. Yine de seçilen filmlerin gişesi bir anda "milyonlarla" artıyor. Pazartesi'den itibaren bizde de herkes akın akın seçilen filmi görmeye koşacak.

Ben bir süredir -üzerinize afiyet- gripten muzdarip şekilde evde olduğumdan filmlerin çoğunu (Million Dolar Baby dışındakiler!) görmemiştim. Geçen Çarşamba günü Power FM'den arayarak "Pazar gecesi sabaha kadar yayın yapacaklarını ve benim de görüşümü almak istediklerini" söyleyince durumu anlattım ama birdenbire bu filmleri izleme isteğimin de had safhada olduğunu fark ettim. Öyle ya, aksi takdirde sonuçlar hakkında hiçbir fikrim olmayacaktı.

Ve arkadaşlar, hazır evde kalmışken iki gün içinde 4 filmin DVD'sini izleyiverdim.

Ötenazi faktörü...
Önce Hollywood'un gelmiş geçmiş en ünlü yönetmenlerinden Martin Scorcese'nin yönettiği Leonardo di Caprio ile Kate Blanchett'in başrolleri paylaştığı The Aviator'ı. Amerika'nın film ve uçak endüstrisinde önemli bir yol kat etmesine, yeni buluşlar yapmasına katkıda bulunan, tam bir "uçuş ve sinema" delisi (adam gerçekten de yan kaçık bir tip zaten) Howard Hughes'un hayatını anlatıyor film... Bu arada, iki gün önce Hughes'un uçak firmalarından birinde mühendis olarak çalışmış olan bir Amerikalıyla yemekteydik, filmdeki anlatımın gerçeğe aynen uyduğundan söz ediyordu.

Million Dolar Baby'i seyrettiğimde, bir zamanların yakışıklı aktörü Clint Eastwood'un şaşılacak şekilde çökmüş yaşlı adam görüntüsü, oyun gücü, Hilary Swank'ın "boksör kız" rolündeki başarısı ve ötenazi sahnelerinin "Oscar jürisini nasıl etkileyeceğini" tahmin ederek bu filmin yeterince Oscar şansı olduğunu düşünmüştüm. Ama The Aviator'ı izleyince filmin temposu, sürükleyiciliği, değişik konusu, hepsi başarılı sanatçılardan oluşmuş kadrosu ile Scorcese'nin olağanüstü yönetimi, müthiş uçak kazası sahneleri bana birinciyi tümüyle unutturdu.

En iyi film!
"Peter Pan"ın yazan James Barrie'nin hayatından alınan ve 1904 yılının Londra'sında geçen, başrollerini Johnny Depp, Kate Winslet ve Julie Christie'nın oynadığı film "Finding Neverland" beni hiç etkilemedi diyebilirim. İki arkadaşın Kaliforniya'da yaptıkları bir haftalık "şarap tatma" gezisini anlatan ve absürdlük derecesinde doğal (çırılçıplak bir erkeğin sokakta koşması, seks sahnelerinin en doğal görüntülerle verilmesi gibi) bir film olan "Sideways" de öyle...

Filmler üzerine yapılan bahislerde orta sırada yer alan ve Ray Charles'ın hayatını en sevilen şarkılarıyla anlatan, zenci aktör Jamie Fox'un başrolünü oynadığı "Ray" filmi ise tam aksine öyle etkiledi ki; ben Oscar jürisinde olsaydım "En İyi Film" ve "En İyi Erkek Oyuncu" ödüllerine kesinlikle, tartışmasız bu filmi lâyık görürdüm. En İyi Kadın Oyuncu Ödülü'nü Million Dolar Baby'deki rolüyle Hilary Swank'a, "En İyi Yönetmen"i Martin Scorcese'ye (bilmem ki Clint Eastwood'a bir jest yapacakları tutar mı), "En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu"yu Julie Christie'ye, "En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu"yu ise "Finding Neverland"deki (veya Ray filmindeki) küçük çocuğa verirdim.

Bakalım seçimlerim ne kadar tutacak, bu gece göreceğiz.

Başbakan'ın özgürlük anlayışı!
Denizli Milletvekili, TBMM Milli Eğitim Komisyon Üyesi Mustafa Gazalcı'nın Meclis'te "öğrenci affı" ile ilgili yaptığı konuşmanın metnini göndermişler.

Okurken Başbakan Tayyip Erdoğan'ın Gaziantep'te partisinin kadın il kongresinde söylediği cümle dikkatimi çekti: "Bu öğrenci affına farklı yaklaşanlar, farklı yerlere çekenler kötü niyetlidir, art niyetlidir, çirkin niyetlidir."

Neden dikkatimi çekti, çünkü aynı örnek her yerde karşımıza çıkıyor. Kendine düşünce ve ifade özgürlüğü isteyenler ve hatta bunun mağduriyetini yaşamış olanların kendileri farklı düşüncelere en fazla tahammülsüzlüğü gösterenler oluyor. Tayyip Bey, ayrıca Başbakanlık gibi en sorumlu görevde bulunduğu için bunu yapması daha da büyük bir haksızlık, ayırımcılık, bölücülük anlamı da taşıyor.

Kendisini "kedi" olarak çizen karikatüristi dava etmesinin de aynı itirazla karşılaştığını hatırlayacak olursa belki bundan sonra "farklı yaklaşımları" çok daha sabırla karşılamasının önemini kavrayabilir.

Ülker dağıtım şirketindeki hisselerini satması "yapılması gereken şey"di. (Tabii bunu yapmasında, yakında cumhurbaşkanlığına adaylığını koymaya hazırlanmasının etkisi ne olmuştur onu bilemeyiz. Herhalde "Ülker dağıtımcısı" bir cumhurbaşkanının olamayacağını da düşünmüştür.) Her neyse, şimdi sıra dokunulmazlıkların kaldırılmasında...

Millet, özellikle yolsuzluk haberlerinin iyice arttığı şu günlerde iktidara güven duymak için bu eylemi bekliyor.

Bir kez daha hatırlatmış olalım.

DİĞER YENİ YAZILAR