İngiltere'de izlediğim sanat olaylarını, orada gördüklerimi, yaşadıklanmı ve hatta söz verdiğim gibi doğum günümü yazmak istiyorum. Okurlarım da istiyor, bırakın 'mail'i, faksı, mektubu telefonla arayarak hatırlatıyorlar ama ne mümkün... Bir türlü sıra gelmiyor. Yine de sözüm söz, yazacağım. Ama önce üzerinde durmak istediğim bir başka konu var.
Gazetelere baktığınız zaman yan yana duran veya birkaç sayfa arayla yazılmış haberleri birleştirdiğinizde enteresan bir tablo ortaya çıkıyor; hilkat garibesi gibi bir tablo...
Çağdaş, laik, demokratik, yaşam alanı hukuk kurallanyla belirlenmiş bir ülke ile Afganistan benzeri konuşmaların yapıldığı, kuralların işlediği bir ülkenin karışımı...
Ne güzel ki bizde düşünceye, davranışa sınırsız özgürlük var ve bu nedenle farklı renklerden oluşmuş bir yelpazeye benziyor Türkiye. Bununla birlikte çevresindeki İslami rejimlerin kıskançlıkla gözünü diktiği, dünyada laik-demokratik yönetim başarısını gösterebilmiş tek Müslüman ülke olduğunu da unutmamak gerekiyor.
Dün, yanyana geldiği için dikkatimi çeken iki haber: (Hürriyet Gazetesi'nden): Kanlığa razı edilen çocuk ve Vekillerden tuhaf sözler...
Birincide şöyle diyor: Türkiye'nin batıya en yakın kenti İstanbul ('kentlerinden biri' daha doğru bence. R.M.) Ama orada, okula gönderilmeyen, karanlığa mahkûm kız çocuklarıar. Binlerce... 'Haydi Okula' kampanyaları yürütülüyor. Ve bir baba, 11'indeki kızı E.K'yı Türbansız asla' diye karanlığa mahkûm ediyor. Kapılarına ricacı gelen kaymakam ve din adamına inat."
"Vekillerden tuhaf sözler" başlığı ise bazı AKP ve CHP milletvekillerinin kadına kadın doktor muayenesine ilişkin düzenlemeyi kabul ederken yaptıkları gerçekten tuhaf konuşmaların üzerine atılmış.
CHP'li Mehmet Küçükaşık'ın "Peki ya kadın doktor eşcinselse..." diye başlayan konuşmasının da geri kalır yanı yok ama AKP'li Yılmazcan'ın "Kadın muayenesinden çıkan doktorun bunu ballandıra ballandıra anlatmasına tanık oldum" ve AKP'li Kutlu'nun "Eskiden Rusya'da kadın-erkek aynı hamama gidermiş, CHP'liler böyle bir özlem içindeler mi" sözlerinin yanında yine de hafif kalıyor.
Kadın kadına??
Eğer bu girişim, yayılarak sonradan bütün kadınların sadece kadın doktora muayene olabilmesini sağlama amaçlı değilse, hastanın kendi isteği halinde kadın doktora muayene olmasında sorun yok. Ama AKP'lilerin konuşması açıkça "istek halinde" durumundan çıkanyor olayı.
Türkiye'de Emine Erdoğan ve Hayrünnisa Gül'den başlayarak çok sayıda kadının reşit olduktan sonra kapandıklarını, bunun nedeninin de ağabey, baba, tanıdık başka kadınlar gibi yakınlarının isteğiyle (ve çoğu kez ağlayarak, zorlanarak) olduğunu kendi ağızlarından dinledik. Aklı erecek, karar verebilecek yaştaki kadınların kendi istekleriyle, talep veya baskı olmadan kapanmalarına kimse karışamaz. Laik-demokratik kurallara uymak şartıyla, özel alanı içinde inanç uygulamalan özgürdür. Ama... 9, 10, 11 yaşındaki çocukların zorla tesettüre sokulmasının, bu nedenle eğitimden geri bırakılmalarının da kabul edilir tarafı yoktur.
Türkiye'de istatistiklerin, tahminlerin üstünde eğitimsiz, işsiz, sıkıntı çeken kadın var. Üstelik bunların çoğu dul veya bekar" diyordu bir okurum. Çalışan kadınlara babalarından kalan emekli aylığını alma hakkının verilmemesine kızıyor, "Bu şartlarda iş bulup çalışmışsa ceza mı çekmeli" diyordu.
Milyonlarca eğitimsiz, işsiz kadın. Ve hâlâ "türban" nedeni ile okutulmayan çocuklar!
Afganistan örneği!
Bütün bunlar bana (ne yazık ki bir kez daha) Afganistan'da yaşananları hatırlatıyor. Tesettürün de yetmeyip yüzü kapatan burkalara sokulan, sokakta yalnız yürümesi suç sayılan, radyo dinlemesi bile yasaklanan kadınları...
"Sadece kadın doktor" muayenesine izin verilen fakat kadın doktorların da çalışması yasaklandığı için hastalıktan ancak ölümle kurtulabilen kadınları...
İngiltere'den aldığım CD'ler içinde Siddig Barmak'ın Osama isimli filmi de var.
Sadece başlangıç kısmı bile insana yetiyor. Kapağında "A Taliban Thriller (Bir Taliban korku filmi) olarak tanıtılan filmi yarın anlatacağım...
Osama ve "karanlıktaki çocuk"!
İngiltere'de izlediğim sanat olaylarını, orada gördüklerimi, yaşadıklanmı ve hatta söz verdiğim gibi doğum günümü yazmak istiyorum. Okurlarım da istiyor, bırakın 'mail'i, faksı, mektubu telefonla arayarak hatırlatıyorlar ama ne mümkün...
Haberin Devamı

