Son günlerde “Malezya fobisi” aldı yürüdü ya, Şerif Mardin’in söz ettiği “mahalle baskısı” dillerden düşmez oldu ya bunun karşıtı da icat edilecekti elbet ve dahi edildi...
Şimdi artık “Ama bizim mahallede de bunun tam aksi bir durum mevcut. Türbanlılara, oruçlulara, namaz kılana baskı var” demeye başladılar. İyi ama bugüne kadar hiç akla gelmeyen, bir tek kez bile dile getirilmemiş bu baskı nasıl oluyor da tam şu sırada ortaya çıkıyor?
Bugüne kadar canının istediği semtte, istediği parkta, kafede, alışveriş merkezinde, bu merkezlerin (örneğin Akmerkez, Cevahir) güzellik ürünü satan mağazalarında dolaşan, hatta makyaj uzmanlarının önüne oturup makyaj yaptıran türbanlı hanımlardan kim rahatsız oldu, kim rahatsız etti?
Hiç duyuldu mu?
Soruyorum; namaz kılana, oruç tutana karşı herhangi bir saygısızlık hiç duyuldu mu? Neden hiçbirimiz görmüyoruz, duymuyoruz?
Ayrıca ismi tekrarlanıp duran o semtlerde oruç tutan, namaz kılan insanlar yok mu? Yok ise iftar vakti bütün o semtlerin sokakları neden boşalıyor? Ben bu iddiaların hem büyük bir haksızlık olduğuna, hem çok zararlı sonuçlar yaratabileceğine, hem de sırf karşı tez üretmek uğruna yapıldığına inanıyorum.
Yapanların inancı yoksa bilemem, haksızlık ve iftira onları rahatsız etmeyecektir. Ama varsa Ramazan günü apaçık şekilde günah işlemekteler.
Bütün bu kutuplaştırmalar, kamplara ayırmalar, kışkırtmalarla yazık oluyor ülkemize yazık!
(Not: Dikkatinizi çekerim artık dinden, inançtan başka neredeyse hiçbir konudan söz edemez olduk!)
Boşanan kadının kimlik sorunu!
Yıllardır yazar dururuz ama kadın haklarına pek önem veren (!) Meclis dolusu erkek vekillerin umurunda bile olmaz. Kadın vekillerin çoğunluğu ve kadın bakan ne ile meşguldür o da bilinmez. (Kadın bakan şimdilerde Malezya’ya benzemeyeceğimiz konusunda güvence vermekle meşgul).
Boşanan kadınlara istediği soyadını kullanma hakkının verilmemesi boşanmada genellikle kadına ait olan mağduriyeti had safhaya çıkarıyor.
Zaten çoğunluğu çalışmayan, çalışanları ise “eşit işe eşit ücret” alamadığı için erkekten daha az kazanan, ayrıca yarısı da kasıtlı olarak Medeni Kanun’da yapılan “edinilmiş mallara ortaklık” değişikliğinden yararlandırılmayan (iktidar hâlâ bu haksızlığı çözmek için adım atmıyor) kadınlar boşanma durumunda hakimlerin çoğu kez erkekten yana verdiği kararlarla tazminatsız, nafakasız ortada kalıyorlar.
Aşırı şiddet görmesi nedeniyle boşanan kadına “Dayak yerken hakaret ettiği” için ceza verilen, bu durumda bile erkek yerine kadının cezalandırıldığı bir ülke burası.
Bir de erkek “soyadımı kullanamazsın” dediği zaman (ki son günlerde bu sorunun ünlü isimler arasında da yaşandığını görüyoruz) kadın evlilik süresince o soyadıyla kurduğu işlerin tabelalarını, broşürlerini, kartvizitleri ve daha birçok şeyi değiştirmek, kısacası yeni baştan bir kimlik inşa etmek zorunda kalıyor. Üstüne üstlük, çocukları varsa onlarla farklı soyadına sahip oluyor.
Evlenirken “kocanın soyadını alacaksın” denilen kadının boşanırken bu sıkıntıyı çekmesi kabul edilebilir mi?
Bırakın o zaman kadın evlenirken de soyadı tercihini kendi yapsın. Hiç değilse böylece önce babanın, sonra kocanın “soyadımı taşıyorsun, namusun benden sorulur” baskısı, kadın katillerinin “namusum için öldürdüm” şeklindeki ceza indirim nedeni mazeretleri ortadan kalkar. Hakimler bu katillere hâlâ iyi hal indirimi de yapıyorlar. Adalet anlayışlarını tebrik etmeyi unutmayalım...
Boşanan erkek hiçbir zorlukla karşılaşmazken kadının başa dönerek yeni bir kimlik üretmek zorunda bırakılmasını kabul etmiyoruz. Bütün kadın hukukçular, bütün kadın örgütleri aynı görüşteler.
Kadından Sorumlu Bakan ve Meclis’in yeni kadın vekilleri bu durumdan hiç mi rahatsız olmuyorlar acaba?
Oruca, namaza, türbana da baskı var mı?
Haberin Devamı

