Dinci gazeteler ile iktidarın sözcülüğünü yapanlarda bayağı yorucu (daha çok kendileri için) ve yoğun bir çalışma söz konusu... Çalışmanın içinde yer alan köşe yazılarının çoğu Çankaya’da özel yemeklere ve elbette dış gezilere davet edilen isimlere ait...
Malumunuz bu isimler genellikle değişmiyor, son dönemde iktidar partisi “medya” denince sadece “kendi medyası”nı anladığını defalarca gösterdi.
Her neyse bu yorucu faaliyetin ana fikri (o yemeklerde hazırlanan bir proje midir bilinmez) orduyu kaşımak, hiç gündemden düşürmemek.
Bir yandan başkalarını ve tabii yargıyı orduyla ilişkilendirmeye çalışır, meslektaşlarını durup dururken darbe taraftarı olmakla suçlarken kendileri devamlı, her yazılarında darbe çağrısı yapar gibiler. Adeta demokratik kurumların işlemesi ve rejime karşı oluşacak tehlikelere, Anayasa ihlallerine “demokrasi içinde” önlem alması yerine “darbe olsun daha iyi” havası hakim.
Dikkatle bakınca çok enteresan geliyor hakikaten. “Yargı yetkisini aştı” eleştirisi getirmek değil bu, daha önce benzer durumlar yaşandığında görülmemiş şekilde sürekli orduyu işin içinde göstermeye çabalamak. Kendileri gibi davranmayan, hukuka, yargıya saygı gösteren medya kesiminin de askerle ilişkili olduğunu iddia etmek.
Kısacası ordunun sessiz kalması, demokrasinin işlemesi onları fena halde rahatsız ediyor. Darbe, hukuk darbesi laflarını mümkün olduğunca tekrarlayıp kafaları karıştırarak iktidarı mağdur durumuna düşürmeye katkıda bulunmak istiyorlar.
Ama artık bu komplo teorileri kabak tadı verdiği için hiç inandırıcı olmuyor. Tam aksine, kurdukları komik bağlantılar “bu nasıl mantık” dedirtiyor.
Anayasa Mahkemesi erken seçimi durdurabilir mi?
Bildiğiniz gibi AKP “kapatma davası savunması” ile ilgili süre haklarını kullanmıyor, savunmasını süre bitmeden veriyor ve davanın bir an önce sonuçlanmasını istediklerini tekrarlıyor.
Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçek de bunun nedenini “Davanın uzamasını istemiyoruz. Belirsizlik Türkiye’ye zarar verir” şeklinde açıkladı. Ama acaba AKP için daha öncelikli nedenler var mı?
Bu acelenin sebebi ne olabilir?
Anayasa Mahkemesi’nin (AKP’nin beklediği gibi) kararını Ağustos ayında vermesi mümkün mü?
Bu davaya “google davası” denebilir mi?
İktidar partisi erken seçim kararı alırsa AYM’nin “AKP için” bunu durdurma yetkisi var mı?
Laiklik Yargıtay Başsavcısı’nın iddianamede açıkladığı gibi “bir yaşam biçimi” olabilir mi, yoksa sadece “devletin bir niteliği” mi?
Refah ile Fazilet Partisi’nin kapatma dönemlerinde neler yaşandı?
Avrupa Birliği AKP davasının sonucuna göre Türkiye’yle müzakereleri durdurma hakkına sahip mi?
YÖK Başkanı Prof. Yusuf Ziya Özcan’ın imam hatipler için söylediği “Bu zıkkımların adını değiştirelim” sözünün nedeni ve sonuçları ne olabilir?
Bu hafta Her Açıdan’da bu soruları ve daha birçok soruyu Türkiye’nin en iyi Anayasa Hukuku uzmanlarından (ve eski Başbakanlık İnsan Hakları Danışma Kurulu Başkanı) Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu, AKP eski Bursa Milletvekili ve Anayasa Komisyonu Bşk. Ertuğrul Yalçınbayır, eski Refah Partisi Trabzon Milletvekili ve RP kapatma davası savunmasını hazırlayan (Erbakan’ın da avukatlığını yapan) Anayasa Komisyonu üyesi Şeref Malkoç, laiklik ve dinler uzmanı, araştırmacı yazar Aytunç Altındal’la birlikte tartışacağız.
Pazar günü öğlen 12.30’da her zamanki gibi STAR’da...
Gerçekleri öğrenmek isteyenleri bekliyorum.

