Sanıyorum çoğumuz Dağlıca’da çatışmaya katılmadan PKK teröristlerine teslim olan ve bu nedenle bölükteki diğer arkadaşlarının kolayca tuzağa düşmesinde ve hayatlarını kaybetmesinde rol oynayan askerlerin cezalandırılmayı hak ettiklerini düşünüyoruz...
Böyle bir olay nerede olsa çoğunluk doğal olarak aynı şekilde düşünürdü. Ama...
Ama Çarşamba günü Serdar Akinan’ın köşesinde “Dağlıca baskınına ait soruşturmadan basına sızan ifadeler”i okuyunca doğrusu yalnız o esir olan askerlerin değil bazı komutanların da yeterli derecede sorumlu olabileceklerine inandım.
Olaydan üç gün önce oldukça yakında 9-10 katırlık bir katır kervanı ile teröristler görülmüş.
- Buna rağmen bölük desteklenmemiş, yetersiz sayıda asker orada bırakılmış ve talep edilen Kobra helikopteri uygun görülmeyerek (!) gönderilmemiş. (Ne zaman uygun görülüyor acaba?)
- El bombaları çatışmanın olduğu günden önce “değiştirilmek üzere” tabur komutanının emriyle toplatılmış. Askerler el bombasız olarak Keri Tepe’ye gönderilmiş.
- Çatışmanın olduğu akşam saat 18.00’de katırlar ve teröristler yine görülmüş. Tabur komutanlığına iletilmiş. Buna rağmen tabur komutanı o gece köy düğünündeymiş.
Sadece farklı erlerin verdiği bu ifadeler bile ortada komuta düzeyinde ciddi bir ihmal ve istihbarat değerlendirme zafiyeti olduğunu gösteriyor.
Gerçekten de bu gencecik; 21,22 yaşındaki askerler o komuta kademesindeki insanların dikkatine, deneyimine, kararına emanet ediliyor. Onların her biri ama her bir tanesi bir ananın, babanın, ailenin geleceği, canı, ciğeri... Gittiklerinde de o ailelerin ocağı sönüyor, ciğeri yanıyor.
Erlerin hatalarının yanında kesinlikle bu komutanların hatalarının da soruşturulduğunu, hak etmişlerse onların da cezalandırıldığını duymak milletin hakkıdır.
Şeffaflık sadece ordu dışındaki kurumlara ait bir kavram değil!
İşten attırma modası!
Son yıllarda daha önce duyulmamış çok şeyi duymaya alıştırıldık ama bir tanesi var ki diğerlerinden de sinir bozucu...
Risotto isteyip sonra da “Niye içinde şarap olduğunu söylemedin” diye garsonu işten arttırma, haber olacak bir konuşmayı kaydetti diye Meclis muhabirini işten attırma, son olarak Amerika’ya kadar uzanan bu moda ile Hayrünnisa Gül’ün yemek yediği restoranın garsonunu işten attırma...
Hepsi aynı kişilere ait değil ama “aynı kişilere yaranma” gayretinde olanlara ait...
Ne var yani Hayrünnisa Hanım’ın yemek menüsünde “ıstakozlu makarna” olduğu haberinin basına verilmesinde? Eğer bu gibi detayları haber ve hatta sürmanşet haber yapan bir garip ülke varsa ortada, bu da haberdir işte!
Ama normalde kimseciklerin sorun etmeyeceği bir haberdir, bizde o bile sorun... Hem de “Ben kazancımla ABD’de pilotluk tahsili alıyordum” diyen öğrenci-garsonun işten atılmasına varacak bir sorun. (Ne bilsin zavallıcık, sormuşlar, o da söylemiş.) Neden rahatsız olundu merak ediyor insan... Yoksa hem başkalarını “elitler, halktan kopuklar” diye suçlayıp hem de “en elitler”e ait tercihlerin yapıldığının duyulması mı asıl sorun? O ise eğer ıstakoza gerek yok, tüm tercihleri, yaşam tarzları elitin ta kendisi zaten.
Ankara’ya Arap modeli AKM
Ne zaman Ankara’ya gitsem özellikle havaalanı yolu üzerindeki apartmanların zevksiz şekilde karmakarışık renklerde boyanmış ve üzerlerine Arap desenleri çizilmiş olduğu dikkatimi çeker.
Herhalde benden başkalarının da çekmiştir ve onlar da başkentin havaalanı-şehir yolundaki bu zevksiz renk karışımlarının ve desenlerinin nedenini, fikir sahibini merak etmişlerdir.
Şimdi Erdal Kara isimli okurumun internetten alarak gönderdiği, Ankara’da Hipodrom yakınlarına yapılmak istenen yeni AKM’nin proje çizimlerini görünce ‘Eh, Arap mimarimiz (!) iyice yayılarak ölümsüzleştirilecek demek ki’ diye düşündüm.
Asla Türkiye’ye uymayacak, abuk subuk, Arap-Roma karışımı bir mimari tarzı... Mimarı kimdir, torpille mi onun projesi alınmıştır bilemem. Ama bu tam bir rezalet. Görmeniz lazım...
Adres: http://www.arkitera.com/h21288-ankara-akm-gelecegini-ariyor.html
Hakikaten de AKM geleceğini aramaya devam etse iyi olacak!

