Onların anaları ağlıyor, ya sizin?

Haberin Devamı

Hep sorduk, hâlâ soruyoruz; Güneydoğu’ya gönderilen askerler arasında neden hiçbir siyasetçi, üst düzey bürokrat, zengin işadamları, ünlü isimler yok? Bazı siyasetçi çocukları, bırakın Güneydoğu’ya gitmeyi askerliği hiç yapmamak için bin türlü hastalık mazeretleri ileri sürüyorlar da kimse sesini çıkarmıyor. Hatırlayacaksınız Tansu Çiller’in oğlu da askerliğini yalısının karşısında yapmıştı.

Acaba onlar da gönderilseydi bugüne kadar terör konusunda ciddi önlemler çoktan düşünülmüş ve alınmış olmaz mıydı?

Ağlayan anaların hep sınır karakollarında hedef olmayı bekleyen çocuk yaştaki evlatlarına bir karton sigara veya 5-10 kilo kiraz gönderen orta (ve altı) sınıftan analar olması tesadüf müdür?

O gençler sigara veya kirazlarına kavuşamadan yitip gittiler... Anaları “İçimiz acıyor, sizin de içiniz acısın” bedduaları eder, kanlı gözyaşları akıtırken terör konusunda önlem alacak olanların rahat köşelerinde sadece “seçim” düşünmeleri, yeni koltuk rüyaları görmeleri reva mıdır?

Ölen çocukların (hepsi çocuk yaşta) da kendilerine göre hayalleri, rüyaları vardı. Elbette “koltuk” hayali değildi, mütevazı hayallerdi onların ki; kimi sevdiğine kavuşup yuva kuracak, kimi ise işe girip yoksul ailesine bakacaktı. Hayalleriyle birlikte yittiler...

Ve hâlâ gazete manşetleri “listelere girenler-giremeyenler”le meşgul. Nasıl bir ülkedir burası, nasıl insanlarız biz?

Hangi ülke bir ordu sayısındaki askerinin kaybına bu kadar kayıtsız kalabilir?

Avrupa Birliği ve Amerika muhtemel bir Kuzey Irak operasyonu için uyarılar gönderip duruyor. AB yine “Türkiye Kuzey Irak’a girerse hem Avrupa Birliği onun için hayal olur, hem de NATO’dan çok ağır tepki gelir” mesajı göndermiş.

O zaman kendileri neden sus pus oturuyorlar? Terör yalnız AB ve ABD’nin canını yaktığı zaman mı terördür?

Türkiye NATO’daki görevini kusursuz yapıyor, ABD’ye terör konusunda Afganistan’da, Lübnan’da gereken desteği veriyor, biz sıkıntıya girince aynı desteği onlardan beklemek hakkımız değil mi?

NELER YAPILABİLİR?

Belki şu anda sınır ötesi operasyon gerçekten Türkiye için çok yönlü riskler taşıyor ama bu yapılmadan da çok etkili başka çözümler bulunabilir. AB, ABD, NATO kayıtsız tutumlarını sürdürdükleri takdirde örneğin Prof. Ümit Özdağ’ın uzun süredir anlatmaya çalıştığı önlemlere başvurmak mümkün... Prof. Özdağ’ın bazı önerileri şöyle:

HABUR- ABD’nin Kuzey Irak’taki lojistik hizmetlerinin yüzde 65’i Habur’dan geçiyor. Habur sınır kapısı kademeli olarak (örneğin önce 1 hafta için) kapatılabilir ve etkisi beklenebilir.

ELEKTRİK- Şu anda içerde (Türkiye’ye) 10 cent’e satılan elektrik Barzani’ye 4 cent’e satılıyor. Tamamen kesilerek sonucu beklenebilir.

Bunlardan sonra bölgede patlayan her mayın ve kurşun, zarar gören her askerimiz için önlemleri arttıracağımız söylenebilir.

TİCARİ ÖNLEM- Barzani ve Talabani’nin Türkiye’de 176’ya yakın firması var. Bu firmaların çalışması derhal durdurulabilir ve çalıştıkları Mersin serbest ticaret bölgesinin Kuzey Irak’la bağlantısı koparılabilir.

ABD’YE BASKI- Türkiye, Amerika’ya bundan sonra terörle küresel mücadelede destek vermeyeceğini, Afganistan ve Lübnan’dan da çekileceğini bildirir.

UÇUŞLAR DURDURULUR- Kuzey Irak’a Türkiye üzerinden bütün uçuşlar durdurulur.

Bu önlemlerin hepsi Kuzey Irak ve ABD’nin canını yakacak önlemlerdir. Türkiye her birine ayrı bir mazeret bulmak yerine kararlı davransa ve her şeyi göze alarak bu uygulamaları gerçekleştirse operasyona gerek kalmayabilir.

Önlemler sessiz sedasız alınırken karşılığında Türkiye’ye tek adam ve tek silah geçmemesi; PKK’nın durdurulması ve Irak’ın bölünmesinin kesinlikle önlenmesi istenirse bir şekilde çözüm ortaya çıkacaktır.

Hiçbir çözüm üretemeyenlerin bunları neden devreye sokmadıklarını halka anlatması gerekiyor.

*****

Şener AKP’nin başında olsaydı (2)

Dün başladığım partilerin seçim listelerinde bu kez “ılımlı adaylar”a yer vermesi ile ilgili yazıya devam ediyorum.

“Seçim” ve “Siyasi Partiler” yasaları değişmediği takdirde bunun ne faydası olacağından söz etmiştik.

AKP’nin en uzlaşmacı milletvekillerinden biri olan ve Yalçınbayır gibi gerçekleri söylemekten çekinmeyen, aday olmayı da bütün ısrarlara rağmen kabul etmeyen

Abdüllatif Şener ne demişti:

“Gelinen siyaset zeminini arzuladığım noktada görmüyorum. Ben dürüst siyaset yapmaya çalıştım. Kurumlarla zıtlaşmadım, laiklik tartışılmaz dedim.”

Şimdi siz kendi içinizdeki en değerli isimlerden ikisini (farklı nedenlerle de olsa) uzaklaştırmışsanız, hiç kulak vermemiş “Acaba haklı olabilir mi” diye düşünmemiş ve kendi bildiğinizi okumuşsanız...

Üç kişi oturup “Cumhurbaşkanı üçümüzden biri olsun” demiş ve uzlaşmazlığı son dakikaya kadar sürdürmüşseniz seçimde partinize değil 550, 1550 uzlaşmacı aday koysanız da bir şey fark etmez.

Fark etmeyeceğinin açık örneği son bir yılda iyice ortaya çıkmıştır.

Ben derim ki; Abdüllatif Şener son derece akıllı bir satranç oyuncusu... O partiden çıkabilecek en iyi cumhurbaşkanı adayı.

“Değiştik” sözünü doğrulayacak iki üç kişiden biri...

Ayrıca... Partinin başında o olsaydı Türkiye ne mitinglere ne de diğer tepkilere gerek duyardı.

Keşke olsaydı... Olmadığı için göz boyama “ılımlı” listelerin de yararı olmayacak.

DİĞER YENİ YAZILAR